Nefret ikliminden, barış iklimine... - Yalçın Ergündoğan

14 Nisan 2008 03:31 / 1488 kez okundu!

 

Geçen hafta, İHOP’un çağrısı ile, bir grup gazeteci, yazar Cezayir Lokantası’nda toplandık. Biliyorsunuz “İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP)”; Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd), İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları

Toplantıya katılan gazeteci ve yazarların bileşeni de bunu doğrular nitelikte idi.



Şimdi gelelim esas konumuza. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, gazeteci 'Hrant Dink Cinayeti' ve 'Malatya Zirve Yayınevi Katliamı'nın müdahil avukatları, davaların seyri ve dava süreçlerinde karşılaştıkları güçlükleri, Türkiye'de adaletin sağlanması için gösterilen çabaları bizlerle paylaştı. İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatlardan Fethiye Çetin, Erdal Doğan, İzmir’den Ali Koç, Özkan Yücel, Nalan Erkem, ve Diyarbakır’dan Tahir Elçi kamuoyuna tam yansımayan gelişmeleri başından sonuna aktardılar. Hrant Dink Davası biraz daha fazla kamuoyunun gündemine yansıyabiliyordu türlü engelleri aşa aşa. Ama, 18 Nisan 2007'te Malatya'da katledilen Almanya uyruklu Tilman Ekkehart Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel ‘in işkence çektirilerek öldürüldükleri 'Malatya Zirve Yayınevi Katliamı' kamuoyunun gündeminde yeterince yer almadı. Davanın avukatlarından Ali Koç bu nedenle çok sitemkâr konuşuyordu her söz alışında. “Davada cinayeti işleyenler belli. Her halukârda ceza da alacaklar. Ama benzeri diğer davalarda olduğu gibi azmettirenler ya da talimat verenler ortada yok” diyor. Tetikçilerin yakalanması ve tutuklanmaları ile ilgili olarak avukatların hemen tümünün ortak kanısı; “işlenen siyasi cinayetlerin eskiden işlenenlerden farklı bir yöntem izlenerek gerçekleştirildiği” yönünde. Yani, “kaos çıkararak, demokrasi dışı gelişmelere zemin hazırlama” maksatlı tüm girişimlerin aslında “konsepti” değişmiş bir diğer anlamda. Bu çok önemli bir tespit. Avukatların yorumları böyle. Yani, “devletler arası ilişkilerde, cinayetleri işleyenlerin yakalanmış, tutuklanmış ve cezalarını almak üzere yargıya teslim edilmiş olması, devletleri ‘töhmet altında’ bırakmaktan, zanlı olmaktan çıkarıyor/kurtarıyor...”



Dikkat edilirse, son dönem siyasi cinayetlerin planlamalarında, failleri kaçırma, yakalatmama gibi pek kaygıları olmadığı ortada. Dink Cinayeti’nde de bu böyle, Malatya’da da diğerlerinde de... Avukatların, özellikle de ‘Malatya katliamı davası’ müdahil avukatlarının bir de talebi var. Ceza yasasında bulunmayan yeni tarzda bir yasanın çıkması gerektiğinin altını çiziyorlar sürekli. O da, kendi adlandırmaları ile "Nefret Suçları Yasası”. Bu tür cinayetler işlenmeden önce, ülkede “kin ve nefret” duyguları aşılayan, sürekli tahrik eden bir psikolojik ortam yaratılıyor. Öyle bir hava estiriliyor ve o havada “tetikçiler” kolayca bulunuyor. Azınlıklarla ilgili, ‘yabancılara toprak satma’ ile ilgili, ‘misyonerlik faaliyetleri’ ile ilgili, ‘Ermeni meselesi’ ile ilgili sürekli estiriliyor bu hava. Toplantı sırasında avukatların bizlere sundukları dosyada, “yerel basında” bu havayı pompalamaya yönelik çıkan yayınlardan çok çarpıcı örnekler var. Sanıldığının tersine, gerek estirilen hava, gerek cinayetleri işleyenlerin tutumları “Müslümanlık/Hıristiyanlık” karşıtlığı tavrından kaynaklanmıyor. Kışkırtılan ve önde tutulan; bu topraklardan Türklüğün sökülüp atılacağına yönelik “Türklük- Hıristiyanlık karşıtlığı...” Avukatların araştırma sonuçlarına göre ise, Malatya’da Hıristiyanlık propagandasında, değil ayyuka çıkarılacak, kayda değer bir durum bile yok. 400 bin civarında bir nüfusa sahip Malatya’da din değiştiren kişi sayısı 27 binde bir imiş, şimdi 54 binde bir. Yani “nefret ortamı” yaratmada kullanılan argümanlar da tam bir yalan kümesi üzerine kurulu. İşte bu ortamı hazırlayanlara yönelik cezalar içeren bir yasa talebi var avukatların. Gerek Hrant Dink davası, gerekse de Malatya Katliamı davası avukatlarının ortaklaştıkları bir diğer nokta da şu: “bu cinayetler önlenebilirdi”, “önlenmedi”... Bir diğer ortak şikayet de; “Yargılamada maddi delillerin müdahil avukatlardan gizlenmesi...”



* * *



Nefreti geliştirmekten fayda umanlar, ellerini ovuşturanlar var. Yaratılan, nefret ikliminden, barış iklimine geçiş sancılı bir süreç. Toplantının sonuna doğru Avukat Ali Koç tarafından aktarılan ve gözlerin nemlenmesine neden olan bir cümle tahribatın ne denli derin olduğunun da göstergesi. Babası Hıristiyan olduğu için öldürülen küçük kızın sorusu, annesinin verdiği ifadesinde mahkeme tutanaklarına da, tarihe de bir not düştü: “Anneciğim, biz de büyüyünce babam gibi öldürülecek miyiz?..”



Yalçın Ergündoğan

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.