Kitaplar Eski Fotoğraflar Gibidir

26 Temmuz 2009 21:11 / 1325 kez okundu!

 


"Yaşam bizi alıp götürüyor. Bizim haberimiz bile olmuyor. Baktığımız eski fotoğraflarda unuttuğumuz yüzlerle karşılaşıyoruz. Uzun zaman aynı odayı paylaştığımız arkadaşlarımızı bile unutuyoruz..." 

***

Hepimiz en az bir kez taşınmışızdır. Bunun nasıl bir telaş olduğunu anlatmaya sanırım gerek yok. Geçen pazar dördüncü taşınma telaşımı da atlattım. Çalışma odam eskisinden daha büyük olduğu için yıllardır her taşınmamda kolilerde bekleyen kitapları (her seferinde bu koli miktarı artıyordu) açma fırsatı buldum. Nedendir bilinmez yeni kolileri değil de eskileri açma dürtüsü uyandı içimde. En eski koli ile başladım işe...

İlk açtığım kolinin başında tam iki saat geçirdim. Her kitap beni eski bir fotoğrafa bakıyormuşçasına o günlere götürdü. İlk elime gelen kitap sevgilime hediye etmek için İletişim Kitabevi’nden aldığım ve o zamanlar Bilgi Yayınevi’nden çıkan Bela Çiçeği/Atilla İlhan’ın kitabıydı. Peki neden mi kitap bende?..

O gün ilk defa bir kadın terk etmişti beni. Çok geçmeden İzmir’in sağanak yağmuruna tutuldum. O zamanlar kâğıt poşetleri vardı kitabevlerinin, bu yüzden kitap hafif ıslandı. Yağmurun altında ıslak, üzgün ve yağmurluğumun altında “Bela Çiçeği” ile kala kalmıştım. Kitabın ıslanan yeri hala kabarık duruyor.

Sadece fotoğraflarda anımsayacağınız karelerdir bunlar. Doğum günü fotoğrafı, bir gezi karesi, arkadaşlarla gidilen eğlence mekanında yakalanmış bir enstantane. Çoğu mutluluğumuzun fotoğrafı, kaçımız mutsuz anlarımızı karelere sığdırdık acaba. Ben hiç yapmamışım ya da yapmadığımı sanıyordum. Kitaplarım bana bu mutlu/mutsuz anlarımı hatırlattı. Üstelik fotoğraflardan daha ürkütücüler. Çünkü bir anı değil bir dönemi/dönemleri hatırlattıkları için.

Üçüncü koliyi açmıştım ki gözyaşlarımı tutamadım. Oysa nasıl bir dünyada yaşıyorsam/yaşıyorsak birbirimizden nasıl böyle kopabiliyor hiç yokmuş, yaşamamış gibi davranabiliyorduk. Bodrum’da yaşadığım iki yıllık zamanda orada tanışıp arkadaş olduğum yaşlı teyzenin bana verdiği kitap gözümün önünde duruyordu. Oysa ben onu bu kitaplarla beraber bu koliye nasıl gömmüşüm. Bodrum’dan İzmir’e dönmeden iki gün önce bana bu kitabı vermişti. Döndüğümden bir hafta sonra öldü. Kitabı hiç okumadım/okuyamadım. Belki de unutmak istediğim onun ölümüydü. Bana verdiği kitap o zaman Afa Yayınları’ndan çıkan Kürşat Başar’ın yazdığı “Konuştuğumuz gibi uzaklara” kitabıydı.

Yaşam bizi alıp götürüyor. Bizim haberimiz bile olmuyor. Baktığımız eski fotoğraflarda unuttuğumuz yüzlerle karşılaşıyoruz. Uzun zaman aynı odayı paylaştığımız arkadaşlarımızı bile unutuyoruz.

Saatler gece yarısını gösteriyordu. Ben o kadar koli içinden sadece yedi tanesini açabilmiştim. Her kolinin içinden çıkan bir kitap beni geçmişe götürüyor. Unuttuğum dostların/arkadaşların hayatlarını bırakıyorlardı birer toz zerreciği gibi avuçlarıma.

Tüm dostlarla buluştum o gece; inanın hiçbiri soru sormadı, yargılamadı beni. Sadece kendilerini hatırlattılar. Sessizce ve derinden…

Kitaplar eski fotoğraflar gibidir demiştim ya. Yalan söyledim. Kitaplar bizim eski dostlarımız…

İyi okumalar, 


Murat ŞAHİN 
26.07.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
27 Temmuz 2009 11:32

yayinci

Ne tesadüf, "eski fotoğraflar" başlıklı bir yazı yazıyordum ki sizin yazınızla karşılaştım ve keyifle okudum. Sizi kitaplar geçmişe götürmüştü beni de fotoğraflar... Az yazıyorsunuz ama öz yazıyorsunuz. Kolay gelsin... 
26 Temmuz 2009 23:35

deepblueeagle

perfecto

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.