Şah Mat! Zweig

25 Ağustos 2013 17:16 / 2440 kez okundu!

 


Sıçrayarak uyandım. Uzun bir gecenin ardından sabahın ilk ışıkları odamın içine vuruyordu. Çocukluğumdan beri aynı kâbus… Uçurumun kenarında duruyorum, uçsuz bucaksız bir karanlık. Ayak seslerini duyduğum, ama başımı çevirmeme fırsat dahi vermeden beni dipsiz bir boşluğa iten bir el. Belirsizlik her şey, hiçbir şey… Ne zaman bu kâbusu görsem, yatağımdan sıçramamla son buluyordu hep. Dün gece aynı kâbusta düşüyor, düşüyor, düşüyordum… O sonsuz karanlığın dibini gördüm, en sonunda içine düştüğüm dünyada, yaşamı gördüm.

Gözlerimi açtım. Sevgilimin başı göğsümde ve eli elimdeydi. Rüyada içine düştüğüm kuyudan en sonunda dünyaya ulaştım, bu dünyada somut bir varlığın içinden karanlık sonsuzluğu seçip gidenler de vardı. Yukarı bakarken, o anda bir fotoğraf belirdi odanın tavanında: Stefan Zweig ve sevgili eşi Lotte'nın ölümlerinden sonra çekilen fotoğrafları... Lotte'nin başı Zweig'ın omzuna yaslıydı ve elleri kenetliydi.

Usta bir biyografi yazarı olan Zweig, intiharından dolayı yerdiği Kleist'la yıllar sonra aynı kaderi paylaşıyordu. Hemen ardından Andre Gorz'u anımsadım, hayat arkadaşı Dorine'nin öldüğü gün intihar etmesi yankılandı zihnimde. Gorz ölmeden önce Son Mektup isimli bir kitap yazdı, ki bu kitap çağımızın içi boşaltılmış aşklarına ölümcül bir tokat gibidir.

Satranç kitabının usta yazarı, Sahaf Mendel'in yaratıcısı, Bir Kalbin Ölümü'nün mimarı Zweig, Almanların Libya'ya çıkarma yaptığı haberini duyduğunda insanlığa dair tüm ümitlerini yitirmişti. Oysa o, II. Dünya Savaşı'ndan ölmemek ve öldürmemek için kaçmıştı. Satranç'ı bu dönemde kaleme almış ve maalesef yazarın son eseri olarak kalmıştı. Satranç, Zweig'ın ilk akla gelen ve muhtemelen en çok bilinen hikâyesidir. Her yazar, eserlerinde kendisinden derin izlerle çıkar karşımıza. Bu nedenle bir eseri beğendiysem, yazarının hayat hikâyesinin peşine düşerim; çünkü ancak o zaman yazarın gerçekten ne anlatmak istediğini anlayabilirim.

Bazı eserlerin çevirisi zordur. Ancak bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde bir yazarın çok okunan kitapları, telif hakları kalktığı anda ölçüsüz ticari kaygılarla özensizce basılıp burnumuzun dibinde biter. Zweig'in Satranç'ı da bu kaderden kurtulamamıştır. Peki, yazarın diğer eserleri ne olacak diye düşünürken; Yordam Yayınları'ndan gelen bir koli tüm endişemi yok edip mutluluğa dönüştürdü.

Zweig'ın birçok eserinin yeniden basımı yapılmış, karşımda duruyordu. Künyesinde belirtildiği kadarıyla da devamı gelecekti. Bu benim için oldukça heyecan vericiydi. Çünkü; Satranç Ustası, Sahaf Mendel, Merhamet, Bir Kalbin Ölümü, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu… ve diğer eserlerinin de yer aldığı dokuz kitap yeniden yayımlanmıştı. Çevirmen isimlerine baktığımdaysa heyecanım bir kat daha arttı. Tahsin Yücel, Salah Birsel ve Behçet Necatigil gibi Türk okuruna nice değerli eserler kazandırmış duayenler...

Sahaf Mendel… Elbette ki bu hikâyeyi okuyan her kitapçı gibi ben de Sahaf Mendel olmak istemişimdir. Siz Mendel'e bir konu verin, o size konunun geçtiği tüm kitapları, hatta bu kitapların tüm kitabevlerinde ya da sahaflardaki etiket fiyatını dahi söylesin; işini bu kadar sevsin, bu kadar emek versin. Zweig, Sahaf Mendel öyküsünde aslında siyaset ve savaşla hiç ilgisi olmayan insanların bile savaştan ne kadar etkilendiğini/etkilenebileceğini anlatmıştır. Tüm hazinesi kitap sevgisi ve bilgisinden ibaret, eski sahaf neslinin son bireyi Mendel'in göz yaşartıcı öyküsü savaşın kültüre barbarca saldırısını anlatıyor.

Ve Bir Kalbin Ölümü… Para, güç, şöhret yeter miydi acaba bir kalbi yaşatmaya; sevdiklerini, değer verdiklerini, emek harcadıklarını karşında diri tutmaya? Karısının, kızının kendisini aşağılamasına, hor görmesine ne kadar dayanabilirdi kalbi? Soğumaz mı ki insan, bir gün en sıcak beden sandığının yanında uyurken…

Gün doldu içeriye, odam ışıl ışıl aklımdan sen geçiyorsun Zweig. Söz veriyorum kendime, şu sıralar okuma zamanımı Zweig'a ayırıp, tüm kitaplarını Yordam Yayınları'ndan okuyacağım.

Sevdiğimin başı göğsümde ve eli ellerimde. Kendimi dışarıya atıyorum yeni doğan günün kollarına, daha ne isterim ki, umuttan başka. Sevgilime sarılıyorum sımsıkı; kâbuslarımın bittiğine seviniyorum, gözlerimi kapatıyorum.

Kim bilir uyumak uyanmaktır belki, iyi uykular…

İyi okumalar.


Murat ŞAHİN


25.08.2013

Son Güncelleme Tarihi: 25 Ağustos 2013 17:49

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.