Corona; virüs; covit19; bilim

08 Nisan 2020 15:10 / 1488 kez okundu!

 

 

"Corona virüs üzerinde sabah akşam seyrettiğimiz tıp alimlerinin genel doğrulara farklı fikirleri tartışarak yaklaşmaları üzerinde, bilim konusundaki eski notlarımdan bir kısmını tekrar paylaşmanın iyi olacağını düşündüm. Bazı kişilerde bilimi mutlaklaştırma, kesin ve tartışılmaz bir otorite olarak görme eğilimi var. Halbuki bilim mutlak doğruların kalıplar haline getirilme işi değil, yol gösterici bir faaliyettir."

 

****

 

BİLİM ÜZERİNE NOTLAR

 

Corona virüs üzerinde sabah akşam seyrettiğimiz tıp alimlerinin genel doğrulara farklı fikirleri tartışarak yaklaşmaları üzerinde, bilim konusundaki eski notlarımdan bir kısmını tekrar paylaşmanın iyi olacağını düşündüm. Bazı kişilerde bilimi mutlaklaştırma, kesin ve tartışılmaz bir otorite olarak görme eğilimi var. Halbuki bilim mutlak doğruların kalıplar haline getirilme işi değil, yol gösterici bir faaliyettir. En hakiki mürşittir. İnsandan bağımsız, kendi başına var olan bir şey veya bir özne değildir, sadece ve sadece insan faaliyetlerinden birisidir. Muazzam bir sorgulama ve araştırma çabası, sonu olmayan bir öğrenme işidir. Tıp alemi de bu öğrenme sürecinden geçiyor. Bazı farklı görüşler çıkıyor, süreç içerisinde doğrulara yaklaşılıyor. Bu nedenle konuya bilim yoluyla yaklaşanlara sonsuz saygı duyuyoruz. Tıp diploması almış alanlar arasında tek tük tüccar şarlatanlar da çıkıyor ama sorunu çözecek olanlar elbet zor ve sıkı araştırma işini yapanlar ki, bunların çoğu bunu hastalarla sürekli temas içerisinde yapmak zorunda. Yani gerçek kahramanlar onlardır. Günümüzün sorunu korona virüstür ve elbette biyologlar ve hekimler bunun üzerinde yoğunlaşacak. Ancak, bilimin bazı genel sonları da var. Lafı uzatmadan bugün biri Müslüman, diğeri Hıristiyan olan iki düşünürün fikirlerini aktaracağım. Siz bunları yorumlarsınız.


.....


İranlı yazar ve akademisyen Seyyid Hüseyin Nasr ‘ın Türkçeye çevrilen kitaplarını bu yazıyı ilk kaleme aldığım on beş yıldan bu yana okumaya fırsat bulamadım (neye buluyorum ki). Ancak ilk baskısı 1968 yılında yapılmış olan “Man and Nature, The Spiritual Crisis in Modern Man” adlı kitabından yararlandım ve aktaracağım görüşlerini buradan aldım. İnsanın doğa üzerinde kurmuş olduğu üstünlüğün ve açgözlülüğünün yarattığı tahribata ve tehlikelere dikkat çeken Nasr bunun aynı zamanda insanın içindeki hayvana tam bir özgürlük sağladığını ve böylece önlenemez görünen savaş konusunun da kritik hale geldiğini belirtir. Keza, ekonomik gelişme başlı başına bir amaç olmuştur. Bununla birlikte insan tabiata sadece ekonomik nedenlerle hükmetmez ve eski tabiatı fethetme arzusunun kalıntısı olan bir “mistik” gaye vardır. İnsan şimdi ruhani zirveleri değil, tüm dağları fethetmek istemekte ama dağı haşmetinden yoksun bırakan bu süreçte kendisini de yok etmektedir. (Doğaseverlerin protestolarına kulak verilmediğini de ekler). Öte yandan, doğa bilimleri kozmosun kutsallığını boşaltarak bayağılaştırmaktadır ve varlıklar ile bilgi hiyerarşisi tek boyuta indirilince (ve metafizik de rasyonalist felsefeye indirgenince)  felsefe, bilimin yardımcısı konuma düşmektedir. (Bu ülkemiz için iyimser bir bakış sayılabilir, bizde bilim felsefeden büsbütün kopmuştur, istisnalar elbette vardır.) Nasır bunun çözümünü metafizik ilkelerin tüm temel ve uygulamalı bilimlere uygulanmasında görmekte, böylece hipotezler, olgular ve bilimsel keşifler ile bunların “felsefi etkileri”nin değerlendirilmesini sağlayacak bir genel “matriks”e sahip olmasını arzu etmektedir. Metafizik bilginin yeniden keşfi ve din ile eski inançların çoğunda bulunan doğa felsefesinin yeniden canlandırılması, bilim ve teknoloji uygulamalarına sınır getirebilecektir. Eskiden insan doğadan korunmak zorundaydı, şimdi ise tersi geçerlidir ve insanın doğaya karşı saldırısı aralıksız sürmektedir. Doğa ile ahenkli bir ilişki insanlar arasındaki ahenkli ilişkinin de vazgeçilmez koşuludur. Bunun için de aynı zamanda yaratıcı güç (Tanrı) ile ahenk içinde olmak gerekir. Nasr’ın görüşleri özetle böyle. Şimdi de bir Hıristiyan düşünüre göz atalım.


.....


İngiliz düşünür Philip Sherrard  “Modern Science and the Dehumanisation of Man”  isimli makalesinde, “The Rape of Man and Nature” adlı kitabında ve diğer yazılarında parayı her şeyin merkezine koyan sistemin hem doğayı hem de insanın ruhunu çürüttüğünü, bunun sosyal ve politik bir kriz yarattığını ifade etmektedir. Ona göre modern bilimin kökleri bir hafıza kaybında, insanın kim olduğunu unutmasında  yatmaktadır. İnsanlık bu yolda ilerledikçe başta kendisi, sonra da her şeyle ilgili daha derin bir cehalete düşmektedir. Bunun sonucunda kör bir şekilde kimliksizleşmekte, kontrolü yitirmekte ve kendini mahvetmektir. Bunun tek çaresi de dinin sağladığı bütünlüklü bir kozmolojiye dönmektir. Şu düşüncelerini özellikle ilginç buldum: Değer, ahenk, anlam, mükemmellik, güzellik ve amaç kavramları sübjektif addedildiği ve objektif dünyanın anlaşılmasıyla alakasız görüldükleri için bilimin alanı içinde sayılmamaktadır. Modern bilim hayatı basit ve otomatik fiziki süreçlere indirgemiştir. Bunu başlatan Descartes bilgiyi matematiğe indirgeyerek Tanrı ile insan arasındaki bağı koparmış, Tanrı’yı dünyadan kovmuş, daha doğrusu dünyayı Tanrı’dan sürgün etmiştir. Kartezyen dünya tekdüze bir matematiksel dünyadır. Modern bilim rasyonel olanla sınırlı olduğu ve ona dayandığı için, tüm gözlem ve deneylerine rağmen bir şeyin kendindeki bilgiye ulaşamaz. Bu krizden çıkışın tek yolu teolojiye dönmek ve dünyayı maddi (aşağı) taraftan değil ruhani (yukarı) yönden gelen ilhamla kavramaktır. Sherrard Hıristiyanlık ile dünyanın tek bir bütün organizma olduğu Gaia görüşünün (veya hipotezinin) birleştirilmesi üzerinde de durmuş ve bunu insan ve doğanın kurtuluşu ve yaralarının tedavisi için bir yol olduğunu savunmuştur.


.....


Her iki düşünürü de özetlerken sıkıntı çektim çünkü çok geniş konuları birkaç satıra indirmek zor ve belki de yanlıştır. Herhalükarda, kendim agnostik bir bakış sahibi olarak, yazarların  sonuç önerilerine katılmam mümkün olmamakla birlikte, insanın doğayı mahvettiği, kendisini kişiliksizleştirdiği, kapitalizmin ve sözde solcu devlet kapitalizminin hayatı anlamsızlaştırdığı, tüketimin temel amaç olduğu bir dünyada bilimi tekrar değerlendirmenin gerekliliğine katılıyorum. Bazılarınız hatırlayacaktır. Bilimle ilgili bir başka yazıda “değer” konusunun bilimin dışına çıkarılmasına şiddetle karşı çıkmıştım. O zaman bu iki düşünürü de henüz okumamıştım. Esas mesele problemin ortaya konmasındadır. Birçok farklı çözüm olabilir. İsteyen elbette farklı yerlerde arayabilir ama kendim dinde arayamam, bunun için fesefeye ve hayatın kendisine bakmaya çalışırım. Ancak, iyi niyetle bakanlar, birbirlerinin çabasından yararlanabilir.

 

Mehmet Tanju AKAD

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.