'SOLUĞUNDAN ÖPTÜM SENİ'

11 Kasım 2010 11:55 / 3023 kez okundu!

 


Zaman ne çabuk geçiyor. Kızımı daha geçen sene aralık ayında anaokulunda problem çıkardığı için size şikâyet etmiştim. Bu sene birinci sınıfa başladı. Geçen senin alışkanlığından sanırım şimdiye kadar hiç sorun çıkarmadı. Okulun ilk günlerinde beraber gidip geldik.

İşyerim okula çok yakın, kızım erken çıktığında oyalanması için kitabevinde; çok sevdiği kitapların arasında olsun istedim. İlerleyen günlerde okuldan çıktıktan sonra “Kitabevine gidelim, ben sana yardım edeyim” demeye başladı. Hatta bazen abartıp “Sabahları kitabevinde çalışayım, öğlen okula giderim” gibi cümleler kurmaya başladı. Açıkçası bu beni biraz sıkıntıya sokarken içten içe ‘işte kimin kızı’ diye geçirmedim dersem yalan olur.

Bir akşam odamda Gültepe kitabını hazırlarken kızım odaya daldı. Kitaplığın karşısına geçip ben yokmuşum gibi uzun uzun kitaplara baktı. Önce umursamadım. Sonra dayanamayıp “Hayırdır” dedim. “Kitaplara bakıyorum” dedi. “Gördüm de, bu kadar uzun neye bakıyorsun öğrenebilir miyim?” dedim. “Baba, bak artık ben yazmaya başladım. Okumayı da çok yakında öğreneceğim, hangi kitabı okuyacağıma karar vermeye çalışıyorum” dedi. İşi gücü bıraktım onu seyretmeye başladım. Birkaç kitap seçip bana gösterdi. Aldıkları ince romanlardı. “Onlar roman” dedim. Bizim ki hiç durur mu hemen soruyu yapıştırdı. “Roman ne demek?” Hata mı yaptım bilmiyorum ama “büyüklerin okuduğu masallar” diye bir cümle çıktı ağzımdan, yüzüme bir süre baktı. Kendi kitaplığından bir kitap alıp odadan çıktı.

O gece İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'na gitmek üzere yola koyuldum. Sabah uyanır uyanmaz birkaç arkadaş ile beraber fuarın olduğu Beylikdüzü’nde soluğu aldık. Git git bitmeyen bir yol, trafik, içeri giriş ücretliymiş, beş lira giriş ücretini bayıldık. İzmir’de kitap fuarı bu kadar uzakta olacak, bir de girişte beş lira ücret alınacak, ben İzmirlileri tanıyorsam o fuara kimse gitmez. Kitap almak için bu kadar yolu tepmiş gelmiş okura madem geldin cezanı çek der gibi bir şey bu. Hani bir söz vardır; “Hiçbir başarı cezasız kalmaz”. Siz fuara gelip kitap almaya karar verdiniz. Cezanız hemen girişte kesiliyor. Dört kişilik bir aile olarak geldiniz ve elinizde davetiyeniz yok. Girişte yirmi lira ödemek zorunda kalacaksınız. Yani bu aile büyük ihtimalle iki kitap eksik alacak. Yayıncıları da o oranda etkileyecek demektir.

Fuar boyunca elimden geldiği kadar tüm yayınevlerini dolaşmaya çalıştım. Son dönemlerde sürekli bir istikrar sergileyen iki üç yayınevinde biraz fazla zaman geçirdim. Siren Yayınları, Kırmızı Kedi Yayınları, Versus/Aylak Kitap Yayınları bunlarından bir kaçıydı. Fuarda gözüme çarpan diğer yayınevi de Helikopter yayınlarıydı. Özenle, el emeği göz nuru titizliğiyle (Tüm yayınevleri bu titizlikte hazırlıyordur kitaplarını lütfen kimse alınmasın, bu kitaplarda el emeği çok olduğu için bu şekilde bahsettim) hazırladıkları kitaplarının ilgi görmeyenlerini beş liradan satıyorlardı. Tüm yayıncılar aslında Don Kişot değil mi?

Fuardan aldığım kitaplara gelince; Bugünlerde Bahar İndi / Yaşar Kemal- Yapı Kredi Yayınları, Ölüm ve Ölmek Üzerine / April Yayınları, bu kitap daha önce Boyner Yayınları'ndan çıkmıştı. Uzun zamandır baskısı olmayan kitaba hastalarına reçetede yazan psikiyatristler ve okurları sonunda ulaşacaklar. Ne nedir / Siren Yayınları, Nietzsche Öldü Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu / Aylak Kitap Yayınları, Zarf – Haydar Ergülen / Kırmızı Kedi Yayınları, Bir Düş İçin Ağıt - Hubert Selby / Ayrıntı Yayınları, İnsan İçgüdüsü / Say Yayınları

Kendimi bazen boşlukta hissediyorum. Bir türlü anlam veremiyorum. İçimden bir ses bir şey ya da bir şeyler eksik diyor. Kendi içimde dolaşıyorum ve kayboluyorum. Sonra karmaşık bir rüyadan/kâbustan uyanıyorum. Fuarda Ayrıntı Yayınları'nın standına giderken bir dönemin vursanız yıkılmaz Adam Yayınları'nın yerini gördüm. İçimden bir ses ‘dur’ dedi. Küçük cep kitaplarının olduğu kitaplara bakıyordum. İşte o an bir kitap gördüm “Aysel” dedim. Hayatımın tüm kapılarını, pencerelerini kapattım. Kitabı elime aldım. Aysel’in önce “Seni çok seviyorum” diyen sesi, kaza anı, hastaneye girerken “Beni yalnız bırakma” diye yalvaran, elimi sımsıkı tutan son görüntüsü beynimde canlandı. O geceyi tekrar yaşadım. İki gece önce şimdi elimde tuttuğum kitabı ‘Kokusunu alamadığım, soluğunu hep soluğumda taşıdığım sevgilim, Aysel’e” diye yazmıştım. O gece sabaha kadar uyumamış beni de uyutmamış bu kitaptan şiirler okumuştu. Aslında Aysel’i, yaşadıklarımızı unutmuş değildim. Ölümü hep ötelediğimiz için sanırım kaybettiklerimizi de bir süre sonra beynimiz ister istemez yok sayıyor. Aysel’i kaybettikten sonra Ölüm ve Ölmek Üzerine kitabını okumuştum. Ötelediğimiz ölüm hiç ummadığınız bir anda yanı başımızda bitiyor.

O gece otel odasına gittim. Aysel yoktu ama Adam Yayınları'ndan aldığım “Cemal Süreya’nın Soluğundan Öptüm Seni” kitabını sabaha kadar okuyup şarap içtim. Aysel olsaydı öyle yapardık.

Ertesi akşam eve gittiğimde kızım beni kapıda karşıladı. Onun için aldığım kitapları gösterdim. “Baba bana masal oku” dedi. Aldığım kitaplardan birini seçmesini istedim. Önce yüzüme sonra kitaplara baktı. “Baba büyüklerin okuduğu masallardan anlat” dedi.

O gece kızıma masallar anlattım. Büyüdüğünde başka erkeklerden duyacağı masallar…

İyi okumalar.


Murat Şahin

11.11.2010









 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.