Etem Ruhi Üngör öldü ama çalgı müzesi hayali yaşıyor

11 Ağustos 2009 19:15 / 5173 kez okundu!

 


87 yaşındaki Ethem Bey dün birden ölüverdi. Oysa heyecanlı konuşmaları, dinç tavırları, biz birlikteyken bana ölüm gerçeğini hep unutturmuştu. Bugün onu Çanakkale'ye uğurladık. Anadolu Çalgıları Müzesi hayali öksüz kaldı. Bakalım şimdi o hayali kim yaşatacak, kim gerçeğe dönüştürecek?

Etnomüzikolog ve çalgıbilimci olarak Etem Ruhi Üngör 

Etem Ruhi Üngör'ü 17 yıl önce tanıdım. BRT için bir müzik sohbeti dizisi hazırlıyordum. Toplumun gözünün önünde olmayan ama vefa borcumuzun olduğu kişileri seçmeye, seçerken de 10 yıllık yurtdışı kopukluğu nedeniyle doğru bir liste hazırlamaya çalışıyordum. Bu ismi Murat Bardakçı önerdi ve ev telefonunu da verdi. 1993'de başlayan ilişkimiz bir kaç ay öncesine kadar düzenli biçimde sürdü. Anadolu Çalgıları Müzesi, Anadolu Çalgıları kitabı gibi projeler ana konumuzdu. Durmadan yeni sponsorlar arayıp yeni başvurular yapmakla geçti yıllarımız... Müzeyi başaramadık, çalgı kitabı yarıda kaldı ama O'nun Net holding ile birlikte hazırladığı harika çalgılar takvimi, özel yaşamımda ilginç rastlantılara vesile oldu.

Etem Ruhi Üngör’e bu toplumun vefa borcu var 

Türkiye'nin en büyük çalgı koleksiyonunun sahibi araştırmacı-yazar Etem Ruhi Üngör, 10 Ağustos 2009’da tek başına yaşadığı Kadıköy'deki evinde hayatını kaybetti. Bakkaldan ekmek ve süt aldıktan sonra evine giderken sokakta tansiyon nedeniyle düşerek vefat eden Üngör, TBMM tarafından verilen Üstün Hizmet Ödülü sahibiydi ve ismi 101 Türk Büyüğü arasında sayılıyordu ama hayalini kurduğu çalgı müzesini kuramadan bu dünyadan göçtü gitti. 

1922 yılında İstanbul'da, Sultanahmet’te, kendi deyimiyle “Dede Efendi’nin evinin karşısındaki evde” doğdu. Babası, Rumca eski adı Andalus (Andalus – Andulus – Andırlus- Andirlos) olan Niğde'nin Hacıabdullah Kasabası'ndan Çanakkale Gazisi Ahmet Halit Bey'dir. Etem Ruhi Üngör’e, 7 yıl sonra ailede ilk doğan çocuk olduğu için Çanakkale şehidi amcası Muallim İbrahim Ethem'in adı verilmişti.
Muallim Ethem’in askerdeyken yazdığı mektup, cephenin Osmanlı tarafında az sayıda yazılmış asker mektuplarındandır. Çanakkale’deki müzede sergilenen mektup Etem Ruhi Üngör tarafından da basılarak çoğaltılmıştı. Tanıdığı herkese bu mektubu vererek amcasıyla övündüğünü her fırsatta belirtirdi. Şimdi amcasıyla birlikte aynı yerlerde yatacak.

Çanakkale savaşının sembol mektubunu kim yazdı?
Şehit Muallim Ethem, Niğde’nin “Andulus” (Hacı Abdullah) köyünde (o zaman köydü) 29-02-1890 tarihinde doğmuş ve 19 Nisan 1915’te şehit olmuştur. 

(Birliği: 3. Kolordu, 19. Fırka –ki kumandanı Mustafa Kemal-. 57. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük) 

Mektup sahibi kişi, ihtiyat zabit (yedek subay) namzedi Ethem, İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Numune Mektebi’nde öğretmendi (1912). 

Bu mektup onun ilk ve son mektubu oldu. 

Mektuptaki imza Hasan Ethem biçimindeydi. İmzadaki Hasan adı onun babasının adıydı. Soyadı kullanılmadığı zamanlarda, soyadı yerine baba adı kullanılmaktaydı. 

Mektubun aslı şehit Muallim Ethem’in adını taşıyan yeğeni Etem Ruhi Üngör’deydi. 

Mektup halen Çanakkale’deki Âbide Müzesi, Deniz Müzesi ve Milli Parklar Müzesi’nde sunulmaktadır.

Muallim Etem’in mektubu 
“Valideciğim, dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! 

Nasihat-âmiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi, güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım, tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. 

Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir sedâ ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim; çağıl çağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu… Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. 

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri: 

-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekâlâ dedim, aldım baktım, sütlü çay…
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım. 

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: “Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi…” 

Şevket merak etmesin o görür, belki de daha güzellerini görür. 

Fakat, valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler. 

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. 

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. 

Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim: 

“Ey Türklerin Ulu Tanrısı. Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Hâlıkı! Sen; bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak! Çünkü böyle güzel yerler, Sen’i takdis eden ve Sen’i ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ya Rabbim!
Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, ism-i celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin (eyle), düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!”
diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi. 

Anneciğim, oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir. 

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı? 

Kadir’e mektup yazdım. 

Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kesmelere kat’iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. 

Çantayı al, sandığa koy, Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir. 

Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister. 

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun Hasan Ethem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915) 

Yaşamı müzikle geçti
Etem Ruhi Üngör, 1955 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı'ndaki eğitimini tamamladıktan sonra, 1955-1968 yılları arasında konservatuarlarda, müzik derneklerinde ve özel okullarda öğretmenlik yaptı. 1967-1976 yılları arasında kilometrelerce yol kat ederek tüm Türkiye'yi kapsayan bir çalgı inceleme gezisi yaptı ve bu gezinin ardından kendisini bütünüyle müzik araştırmalarına adadı. 

Batı müziğine de ilgi duyan Üngör, koro şefi Hulusi Öktem'in çoksesli korosunda uzun yıllar görev yaptı. Üngör, bu toplulukla Fransa'da kimi uluslararası festivallere katıldı. 

Üngör, katıldığı uluslararası müzik kongreleri, forum ve sempozyumlarda 24 bildiri sundu. Türk Askeri Müziği alanındaki uzmanlığı dolayısıyla birçok batı ülkesinin radyo ve televizyonunda bu müziği tanıtan programlar yaptı. Bu etkinliklerden biri olan 1979'da Belçika Radyo-TV'sinde sunduğu "La Musique Mehter" adlı açıklamalı programdı ve geniş ilgi uyandırdı. 

Üngör, Sovyetler Birliği döneminde ve sonrasında neredeyse her iki yılda bir mutlaka Türki cumhuriyetlerden birine gitti, tebliğler sundu, araştırmalar yaptı, oralardan çalgılar topladı, dostluklar geliştirdi. 

Özel Çalgı Koleksiyonu
Türk müziği konusunda yaptığı araştırmalarla tanınan ve bugüne kadar onlarca kitap yayınlayan Etem Ruhi Üngör, yıllardır özenle topladığı müzik aletleri ile de alanında çok tanınan bir isimdi. Etnomüzikolog, Organolog (çalgı bilimci), Koleksiyoner ve Araştırmacı-Yazar Etem Ruhi Üngör'ün, altmış senede bir araya getirdiği müzik aletleri koleksiyonu bulunuyor. 

Üngör'ün Kadıköy'deki 100 metrekarelik evinde yaklaşık 750 adet çalgıdan oluşan bu koleksiyonda Tamburi Cemil Bey'in tamburu, Şeyh Nasır Abdülbakî Dede'nin, Kazasker Mustafa İzzet'in neyi ve Neyzen Tevfik'in hastanede alkol tedavisi gördüğü sırada zorunlu olarak karyola demirinden yaptığı metal neyi, Sultan Abdülaziz'in lavtası ve Anadolu ile yurtdışından birçok ender enstrüman vardı. 



Üngör'ün son arzusu bu müzik aletlerinden bir müze kurulmasıydı. Bu amaçla 20 yıldan beri aralıksız uğraşmıştı. Evini ziyaret eden Kültür bakanları olmuş, konu defalarca basına yansımış ama müze kurulması başarılamamıştı. Ayrıca Anadolu Çalgıları kitabı oluşturulması için Yapı Kredi Yayınları ile de bir yıla yakın süren çalışma, eski eşinin telif sorunu nedeniyle ihtarname çekmesi sonucunda yarıda kaldı. 

Üngör'ün evi zaten bir müze görünümündeydi. Duvarlarında yüzlerce müzik aleti asılıydı, birçoğu da ünlü isimlere aitti. Kapıların arkaları kavallar, neylerle doluydu. Orta sehpası, üzerine bir cam eklenmiş bir davul idi. El yazması defterinde hangi çalgının hangi yılda, hangi ilden ve kimden alındığı tek tek yazılıydı. 

Kendisi, Türkiye'nin en iyi müzik kitapları arşivine sahipti. Ayrıca müzik alanında ilginç aletleri elinde tutarak büyük bir koleksiyonun temelini şimdiden yaratmıştı. Gramofon öncesi bir müzik çalar olan petek biçimindeki aleti, her zaman gözleri parlayarak gösterirdi. 

"Musiki Mecmuası" öksüz kaldı

Hüseyin Saadettin Arel'in 1948 yılında kurduğu Musiki Mecmuası'nın yayınını 40 yılı aşkın Etem Bey sürdürdü. Bu müzikoloji dergisi, 1998'de 500. sayısına ulaşmıştı. Kimi sponsorluklarla bir süre daha yayınını sürdüren dergi artık yayınlanamaz hale gelmişti. Son olarak Selsus yayınlarının desteğiyle çıkan dergiyi sadece internette yayınlama fikrine ise Etem Ruhi Üngör bir türlü sıcak bakamamıştı. Şimdi Musiki Mecmuası öksüz kaldı. 

Devlet müze kuramadı ama ünvan verdi, berat imzaladı
Etem Ruhi Üngör, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından 10-15 Eylül 2007'de bilim, fikir ve sanat alanında çok önemli başarılara imza atarak ödül almaya hak kazanan 101 Türk büyüğü arasında yer almıştı. Üngör, Başbakan Erdoğan'ın da katıldığı bu törende ödülünü almıştı. Üngör ayrıca TBMM tarafından verilen "Üstün Hizmet Ödülü"nü 2008 yılında dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın elinden almıştı. 

Kendisi bu tür ödüllere çok kıymet vermez, ironik anlatımıyla, böyle bürokrasilerle inceden dalgasını geçerdi. "Beni 1001 Türk Büyüğü yapacaklarına çalgı müzesini kursunlar, çalgı kitabı çıkarsınlar" derdi gülerek.
 

Anısını kim nasıl yaşatacak?
Etem Ruhi Üngör’ün anısını yaşatmanın en doğru yolu elbette öncelikle Anadolu Çalgıları Müzesi’ni oluşturmaktır. 

Bir düşünün... Özel planlanmış bir bina ya da eski bir binanın uygun restorasyonu ile oluşturulmuş çalgı müzesi... Otobüslerin ardı arkası kesilmiyor. Öğrencilerle, turistlerle, özel meraklılarla dolup taşıyor müze. Müzede 1000'e yakın çalgı sergileniyor. Özel korunaklı çalgılar 360 derece dönüyor... Yanlarındaki dokunmatik ekranlarda o çalgının kimliğine ulaşılıyor, sesi dinleniyor, yakın coğrafyadaki kardeş çalgılar sorguylanıyor... İnteraktif harita üzerinde çalgıların ve toplumların serüveni binlerce insanla paylaşılıyor. Minik konser salonuna ulaşanlar listeye bakıyorlar acaba o an hangi çalgının, hangi sanatçıyla buluşması var diye... Heyecan içinde yerlerini alıp kendilerini bir çalgının büyülü seslerine bırakıyorlar... Ardından çalgı onarım atölyesine uğrayıp, orada bir lutiyenin ince işine tanık oluyor ya da kabak kemaninin nasıl yapıldığını görebiliyorlar. Özetle, müziğin bir mabedinden çıkarken insanlar bir cd, bir poster, bir takvim alabilmek için hala koşuşturma içindeler... Zaman yetmemiş diye bir daha gelmek isteyenler yeni planlar yaparken, turistler çantaları müzikle, muhteşem Anadolu Çalgıları kitabıyla dolu olarak otobüse koşturuyorlar. 

Ne güzel bir hayal değil mi?

Gerçeğe dönüşmesi için çok uğraşıldı ama demek ki hayal olgunlaşmamıştı...

Bu konuda aslında en büyük görev şimdiye dek bu adımları atmamış devletten çok; kendi rüştünü ispatlamak için bu alanlarda daha çok şey yapması gereken finansman sahiplerine düşmekteydi. Paranın diyetini böyle ödemek de mümkündü ve belki en anlamlı olanıydı. 

Örneğin kendi kökleri de, Üngör’ün köklerinin dayandığı Hacı Abdullah köyüne dayanan, Doğuş Holding’in müteveffa kurucusu Ayhan Şahenk’in oğlu Ferit Şahenk bu acı vesileyle de olsa konuyla ilgilenmelidir.  Müzik alanında zaten özgün adımlar atan Ferit Şahenk için bu girişim birçok yeni kanalları harekete geçirebilir.

Ünlü değildi, değerliydi
Türkiye, İstanbul, Kadıköy güzel bir değerini yitirdi. Magazin basının gözümüze soktuğu ünlülerden değildi Etem Bey ama bu toplumun hep ihtiyacı olan değerli insanlardandı. Anısını yaşatmak için hepimizin yapması gereken şeyler var. O, ölümüyle bize bu konuyu daha derin olarak düşünme fırsatı verdi. Umarım değerlendirebiliriz.

Güle güle Etem Bey... Çalgı Müzesini kuramadığımız için çok üzgünüm ve sizden özür diliyorum.

İlhami Mısırlıoğlu
11-08-2009
İstanbul

----------

Üngör'ün yayınlanmış kitapları ve bildirileri


" Türk Marşları, 1965.
• "REDHOUSE" Sözlüğü (Türkçe-İngilizce) Türk Musikisi Terimleri, 1968.
• Türk Halk Çalgıları Üzerine Araştırma-Derleme ve Değerlendirme, (Tebliğ/1971).
• Hüseyin Saadettin Arel'in Türk Musikisi Makamları Üzerine Bir Çalışma (İnceleme/1973).
• Türk Davulu, (Tebliğ/1973).
• Karagöz Musikisi Öğretiminde Bazı Esaslar (Tebliğ/1974).
• Karacaoğlan'ın Musiki Devri ve Dörtlüklerinde Musiki, (Tebliğ/1975).
• Kantemiroğlu ve Türk Musikisi (İnceleme/1976).
• Türk Çalgılarında Anadolu Medeniyetleri Çalgıları İzlerinin araştırılması, (Tebliğ/1976).
• Türk Çiftesi, (Tebliğ/1977).
• Itri Üzerine İki Araştırma ve Açıklama, (Tebliğ/1978).
• Türk Musikisinde Çalgılar, (Konferans/1978).
• Nota Basımında 100. Yıl, Yayınlar-Yayıncılar (Tebliğ/1978).
• Ayin-İlahi Formları, (İnceleme/1979).
• Halk Ezgilerini Notaya Almada Makamla İlgili Sorunlar, (Tebliğ/1979).
• Kıbrıs'ta Musiki, (İnceleme/1979).
• Saadettin Kaynak, (Konferans/1980).
• Türk Musiki Güfteler Antolojisi, (Kitap/1981).
• Cornemuse de Turque, (Tebliğ/1981) Brüksel.
• Türk Zurması, (Tebliğ/1981).
• Türk Elsanatları Arasında Türk Çalgılarının Yeri, Önemi ve Düşünceler, (Tebliğ/1981).
• Türk Musikisinin Batıya, Batı İçinde Balkanlara ve Balkanlar içinde Özellike Yugoslavya'ya Etkileri arasında 11 Zamanlı Usul İlişkileri, (Tebliğ/1983).
• İbni Sina'nın Musiki Yönü, (Tebliğ/1983).
• Musiki Eğitimimizde Görülmeyen Bibliyogra/Yayın-Bilim Dergisi'nin Önemi ve Düşünceler, (Tebliğ/1984).
• Tar, (İnceleme/1984).
• Balkanların Müşterek Çalgısı Tulum'un İki Değişik Tip'i, (Tebliğ/1985 Ohri).
• Farabi'nin Musiki Yönü, (Tebliğ/1985).
• Batı Bestekarlarında Türk ve Türklük Akımı ve Rossini'nin Türk Marşı, (İnceleme/1986).
• Ortaoyunu'nda Musiki, (Tebliğ/1986).
• Eugene Borrel'in Türk Musikisi Bibliyografyası Çalışması Üzerine, (İnceleme/1986).
• Dini Musiki Felsefesi ve Dünya İslam Musikisinde Gelişmelerle, Bilinmeyen Husular Üzerine Düşünceler (Konferans/1987).
• Denizli Halk Musikisi Bibliyografyası, (Tebliğ/1988).
• Türk Musikisi Müzesi (Belge-Çalgı) Kurulması Üzerine Görüşler ve Öneriler (Tebliğ/1988).
• Karagöz Musikisi, (Kitap/1989).
• Pehlivan Musikisi, (Tebliğ/1991).
• Türkiye Musikisi, (Tebliğ/1991).
• Bibliyografya Kayıtlarında Türk Musikisinin Balkanlara Etkileri, (Tebliğ/1991).
• Türk Musikisi Kütüphaneleri, Arşiv ve Koleksiyonlar (Konferans/1994).
• Türkiye ve Makedonya'da Yaşayan Müslümanların Cenaze Törenlerinde Müzik (Tebliğ/1994 Ohri)"
 


Çanakkale savaşının sembol mektubu kitaba dönüştü


Dün yaşamını yitiren Etem Ruhi Üngör’ün, ismini aldığı amcası Çanakkale Savaşı mektuplarının sembol ismi Şehit Muallim Hasan Etem’in hayatı kitaba dönüştü. 

Gazeteci Mustafa Canbey tarafından yazılan ve Yarımada Yayınları tarafından yayınlanan “Cephede Bir Muallim/Şehit Ethem” kitapta 57. Alay’da savaşarak şehit düşen 25 yaşındaki Hasan Etem’in hayatı anlatılıyor. Kitapta ayrıca edebiyat öğretmeni yedek subay Etem’in cephedeyken annesine yazdığı mektup da ele alınıyor. 

Anzak ve Yeni Zelanda askerleri ailelerine yazdıkları mektuplarda Çanakkale’den “cehennem” diye bahsederken Muallim Etem annesine yazdığı mektupta, cepheyi “cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak anlatıyor. Savaşın o dehşet anında mektubu yazmış olmasına rağmen savaşın dehşetinden çok ırmaklardan, kırlardan ve koyunlardan söz ediyor. 

“Valideciğim” diye başladığı mektubunda, savaştaki oğlunun özlemi ile yanıp tutuşan biricik annesinin yüreğine biraz olsun su serpebilmek için tüm edebi gücünü kullanıyor. Savaşın acısını sabit kalemin rengine gizlemeye çalışıyor, annesini üzmemeye çabalıyordu. 

Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katılan Muallim Etem, 3. Kolordu, 57. Alay, 2. Tabur, 6.Bölük’teydi. Bütün ideali öğretmen olarak genç nesilleri yetiştirmekti. Ancak bu idealini ancak ölümüyle gerçekleştirebildi. 

Okuyucuyu mektuplar üzerinden savaşın en sıcak anlarına götüren kitap, Çanakkale’yi anlatan klasik kitaplardan farklı olarak savaşın insani boyutunu da ihmal etmiyor.

Kitabın yazarı Mustafa Canbey, Almanca ve İngilizce’ye de çevrilen ve dünyada kimi müzelerde de sergilenen mektubun ve mektubu kaleme alan Şehid Muallim Muallim Etem’in bilinmesinin önemli olduğunu düşünüyor. 

İlk baskısı NİHA-DER’in (Niğde İli Hacı Abdullahlılar Şehit Muallim Etem Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği)
 katkılarıyla yapılan “Cephede bir Muallim/Şehit Ethem” adlı esere büyük kitapevlerinden ve web satış sitelerinden ulaşmak mümkün.  (http://www.nihader.com)

-------------------

Etem Ruhi Üngör ile ilgili fotogaleriye ulaşmak için bakınız:

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/galeri/album.php?album_no=55

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
13 Ağustos 2009 13:15

hurkus

Rahmetli Etem Ruhi Üngör'ün torunu Ceyda Ergül'den izmirizmir.net'e gelen bir mesajı paylaşmak istiyorum.

***
sonsuz teşekkürler... 

Mesaj Sitenizin rahmetli dedem Etem Ruhi Üngör için hazırladığı yazı ve resimler için çok teşekkür ederim. Yazdığınız haber özenle hazırlanmış, kelimeler özenle seçilmiş... Torunu olarak tekrar onur ve gurur duydum. Doğru ve estetik haber anlayışınızı tebrik eder, başarılar dilerim.

Ceyda Ergül
13 Ağustos 2009 13:08

HHK

Ethem Ruhi Üngör ölmedi aslında.. Onu hayallerini gerçekçekleştirememek öldürdü. Bu hayaller ki para pul şan şöhret değildi. Yıllar içinde parasını varlığını harcayarak topladığı eşsiz enstrüman koleksiyonuna bir müze kurmak istedi. Yetkililer bu isteğe duyarsız kaldılar. Çıkarları olsa hiç düşünmeden evet dedikleri onca şey arasına bu hayali de sıkıştırmadılar. Zaten onların hayalle işleri yoktu. Onlar paranın sıcak yüzünün getirdiği somut elle tutulur gerçekleri severlerdi. Ne İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ne de onun büyük Ağabeyi Kültür ve Turizm Bakanlığı ilgi gösterdi. Onlar bedavaya almak istediler bu koleksiyonu. Şimdi varislere sesleniyorum sakın hiç bir şey vermeyin bu yetkisizlere ve de taziyelerini bile kabul etmeyin. Ki Ethem Ruhi Beyin ruhu şad olsun. Ve bu da bundan sonra yetkisiz davranacaklara ders olsun. 

Hasan Hüseyin KARABAĞ

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.