RONİ MARGULİES

19 Temmuz 2023 17:16 / 269 kez okundu!

 

 

"Hayatın acıklı rastlantılarından 😞 Bugün sosyal medyada Roni’nin bir yazısını paylaştım ve az önce ölüm haberini aldım. 😞 Hayat mı acımasız, biz mi acınasıyız, bilemedim 😞 ... Hayatı anlama, anlamlandırma çabasına devam ederken, benim için o, hep aşağıdaki bu yazının Roni’si olarak kalacak. Toprağın bol olsun Roni kardeş…"

 

***

RONİ MARGULİES

 

Hayatın acıklı rastlantılarından 😞 Bugün sosyal medyada Roni’nin bir yazısını paylaştım ve az önce ölüm haberini aldım. 😞 Hayat mı acımasız, biz mi acınasıyız, bilemedim 😞 

 

Yönettiği İşçi dergisine yazmamı istediğinde, bu isteğini geri çevirmek adına söylediklerim hala geçerli. Yanlış solculuğu bir kere yaşamıştım geçmişte. Hadi o zamanlar biraz özrümüz vardı diyelim, ancak onca yaşananlardan, onca değişimlerden sonra, kimi gerçeklerin, kimi hataların tamamen ortaya döküldüğü bu zamanda artık bir tür “İşçicilik (Uvriyerizm) yapamazdım… Kafası karışık bir kibarlıkla kabullendi gerekçelerimi.. 

 

DSİP’in, Doğan Tarkan’ın ölümü sonrasında içine düştüğü bunalım biliyorum onu da bunaltıyordu. Bir zamanlar, “çölde vaha” diyerek övdüğüm ve aralarda sohbetlediğimiz Marksizm Günleri’ne ben katılmayı bıraktım, o ise mahalle baskısından kaçıp şairliğine sığındı ama belki de geç kalmıştı. 15 Temmuz 2016 direnişi üzerine yazdığı yazı ise benim için çok önemliydi. Birbirimizden habersiz, çok yakın şeyler yazmıştık. Darbe girişiminden 4 gün sonra gördüğüm yazısını sosyal medyada şu notla paylaşmıştım: “DSİP'ten Roni Margulies de tutarlı tavır alabilenlerden :) 19/07/2016 İM”

 

7 yıl sonra Facebook o yazıyı önüme getirince bir daha paylaştım, ona sağlık dileyen küçük bir notla: 

“Ah Roni keşke bu çizgiyi sürdürebilseydin, keşke DSİP de bu çizgiyi geliştirebilseydi de, HDPKK'nın peşine takılıp kendini yok etmeseydi. 😞😓 

 

Sana sağlık diliyorum 🙏🤲

 

Böyle yazmıştım çünkü rahatsızlığını tesadüfen duymuştum… Ve aynı gün ölüm haberini aldım. Hayatın, henüz anlamını çözemediğimiz titreşimleri belki zihnimin zillerine dokunmuştu… 

 

Hayatı anlama, anlamlandırma çabasına devam ederken, benim için o, hep aşağıdaki bu yazının Roni’si olarak kalacak. Toprağın bol olsun Roni kardeş…

 

İlhami MISIRLIOĞLU

 

***

 

DARBEYİ KİMLER ENGELLEDİ?

 

“Yaşasın, darbe oluyor, şanlı ordumuz bizi Tayyip’ten kurtarıyor” sesleri, darbenin gerçekleştiği sıralarda pek duyulmadı. Söyleyenler olmuştur, düşünenler çok daha fazla olmuştur, ama en azından ben çok fazla duymadım. Darbenin başarılı olacağı baştan itibaren biraz kuşkulu göründüğü için, askerseverler temkinli davranmayı tercih etti anlaşılan.

 

Asıl tepki darbe püskürtüldükten sonraki günlerde gelmeye başladı.

 

Ama bu tepki de, dizini dövüp “Ah be, ah, beceremediler” diye ağlaşma şeklini almadı. Silahsız insanların öldürüldüğü, kalabalıkların kurşunlandığı, Meclis’in bombalandığı, Ankara ve İstanbul’un düşman şehirleri gibi F-16’larla taciz edildiği bir girişimin başarısızlığı hakkında açık açık üzüntü duymak olmazdı tabii. Üzüntüyü, hayal kırıklığını başka şekillerde ifade etmek gerekiyordu.

 

Önce, “Ah, zavallı erler dövülüyor, canım Mehmetçik, yapılır mı abime bunlar” şeklinde bir ağlaşma başladı.

 

Birkaç saat önce üzerlerine asker tarafından asker tarafından ateş açılan, yanıbaşlarında insanların vurulup öldüğünü gören kalabalıkların ne yapmasını bekliyordunuz? Çiçek mi vereceklerdi askerlere? Tebrik mi edeceklerdi? Ellerini mi sıkacaklardı? Askerlik türküleri mi söyleyeceklerdi?

 

Sonra, askerlerin kafasının kesildiği lafı yayılmaya başlandı. “Kafa kesme” ifadesi tesadüf değil, iyi seçilmiş. Ânında herkesin aklına IŞİD’i getiriyor. Darbeyi engellemek için sokağa çıkan bütün o kalabalığı bir ânda IŞİD ile ilişkilendirmiş oluyor.

 

Ardından, “elleri palalı” ifadesiyle birlikte sakallı ve cübbeli kişilerin fotoğraflarına yaygınlık kazandırıldı. Kemalistlerin, laik orta sınıfların, beyaz Türklerin tüylerini diken diken etmesi garanti olan fotoğraflar. Böylece, sokaktaki kitle yine IŞİD’le, gericilikle, kafa kesicilikle ilişkilendirilmiş oldu.

 

Bu ülkenin halkı

 

Zaten sosyal medyada bütün bunların “anlamı” harıl harıl anlatılıyordu: “Hepimizi kesecekler”, “Alevileri kesecekler”, “zaten AKP’nin tabanı bunlardan ibarettir”.

 

Madem darbecileri övemiyorsun, bari darbeyi engelleyenleri yerin dibine sok, değil mi?

 

Türkiye’de başka türlü olması beklenemezdi. Şaşılacak bir şey yok. Kemalistlerin, ulusalcıların, CHP’lilerin, çeşitli Komünist Parti’lerin, Birgün gazetesinin filan hem kitleleri küçük görme hem AKP tabanından nefret etme içgüdüleri elbette devreye girecekti. Başka türlü olamazdı. Bunların aklına, “AKP’li” deyince, “dindar” deyince zaten eli palalı, gerici kafa kesiciler gelir. Zaten “Darbe başarısız oldu, Tayyip’ten kurtulamadık” diye tarifsiz üzüntülere gömülmüşken, bir de cübbeli erkek, başörtülü kadın fotoğrafı görünce üzüntüleri iyice dayanılmaz olur.

 

Bu memlekette cübbeli erkekler de, başörtülü kadınlar da, fena halde dindar insanlar da, tarikat mensupları da yaşıyor. Hem de çok miktarda. Bi alışın artık buna yahu! Üstelik, bu beğenmediğiniz, küçük gördüğünüz, elinizde olsa ortadan kaldıracağınız insanların %99,9’u IŞİD’ci de değil, elinde pala da yok, kafa da kesmiyor. Benim gibi, sizin gibi, normal, sıradan insanlar. Bu ülkenin halkı işte.

 

Üstelik de bazıları tankların önüne çıkma cesaretini gösteriyor; dünyanın başka herhangi bir yerinde olsa hayranlıktan küçük dilinizi yutacağınız bir kahramanlık sergiliyor.

 

Toplumu kitleler değiştirir

 

Sağ Kemalistlerin de, “sol” Kemalistlerin de Stalinistlerle ortak özelliği halkı küçük görmektir, yönetilecek bir koyun sürüsü olarak görmektir, “toplumu değiştirmek gerekiyorsa, onu da biz yaparız” inancıdır. Buna bir de orta sınıfların “kaba saba” kitlelerden duyduğu korkuyu eklersek, kendini “sol” zanneden kesimlerin epey bir kısmında son iki üç gündür yaşanan hezeyanı anlamak mümkün olur.

 

Sosyalizm ise, toplumun ancak büyük emekçi kitlelerin eylemi sonucu değişebileceği inancıdır. Büyük kitleler harekete geçtiği zaman bir sosyalist ancak heyecan duyabilir.

 

Kitleler her zaman haklı mıdır? Sağcı olamaz mı? Gerici olamaz mı? Ya kötü bir şey yaparlarsa?

 

Evet, olabilir. Bu sorular elbette sorulacaktır, elbette analizler yapılacaktır, taktikler, stratejiler geliştirilecektir, filan fıstık.

 

Ama önce heyecanla kitlelerin içinde, arasında olmak gerekir. Sosyalist bir örgüt önce tüm varlığıyla kitlenin bir parçası olur, hareketin, tartışmaların içinde yerini alır.

 

Sonra? Sonra ne olacağını kimse önceden bilemez, belirleyemez. Hiçbir şeyin garantisi yoktur. Güçler dengesine bağlıdır; örgütlülük düzeyine bağlıdır; hatta tesadüfî gelişmelere bile bağlıdır.

 

Ne olacağını önceden bilemeyiz. Ama şu kadarı kesin: Hareketin, kitlelerin dışında durup burun kıvıranlardan hiçbir nane olmayacaktır.

 

Bu dediklerim genel. Daha somut bakalım. Cumartesi akşamı sokaklara dökülen kitle askerî darbeyi engellemek için döküldü. Amacı bu olan bir kitle, ister dindar olsun ister puta tapsın, gerici değildir. Haklarının bilincindedir, darbenin anlamını kavramıştır, kendini savunmaktadır. Yani haklıdır.

 

Bu kitleyi küçük gören, desteklemeyen, içinde yer almayan hiçbir kişi veya örgüt sosyalist sıfatını hak etmez.

 

Roni Margulies

ronmargulies@btinternet.com

Son Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2023 12:43

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.