ESTETİK, EKONOMİK, ERGONOMİK
02 Haziran 2008 08:39 / 2573 kez okundu!
Pinara ile “E”lerin aşkı Onu anlatırken sadece takı ustası demek yeterli gelmeyebilir ya da eksik olur. Çünkü, bu insanın yaptıklarını yalnızca takı ile sınırlamak ona haksızlık gibi geliyor bana. Takının yanı sıra bir çay kaşığından tutun
Şu anda eş durumundan değilse de, çocuk durumundan İzmir’li

25 Ocak 1969 doğumlu Pınar Kaptanoğlu, şimdiki adı Karataş olan eski Musevi Hastanesi’nde dünyaya gelmiş. 3 kardeş, 2 tane Balık burcu erkek kardeşe sahip bir Kova.
Taşa toprağa yabancı değil, çünkü o bir Ziraat Mühendisi. Alanya ise asıl yaşadığı yer. Eşi hala Alanya’da, turizmle uğraşıyor. Pınar Hanım, 4 yıldır İzmir’de, Urla Bademler Köyü’nde bahçeli bir evde oturuyor. 9.5 yaşında Alara adında bir kızı var. Onun eğitimi dolayısıyla Alara ile birlikte İzmir’e gelmişler. Ancak uzun tatillerde, sömestrde ya da bayramlarda Alanya’ya gidebiliyorlar.
Alanya’da otellerin bahçe düzenlemeleri ile uğraşan Pinara, kızının okulu dolayısıyla İzmir’e gelince artık bahçe işleriyle uğraşmak istememiş, İzmir’de böyle bir potansiyel olmadığını görünce de daha farklı alanlara yönelmesi gerektiğini düşünmüş. Yıllardır taşla toprakla uğraşıp duran Kaptanoğlu, toprak ve ham taşlar derken bir gün bu değerli taşlara şekil verirken bulmuş kendini.
Taşlara ve takılara her zaman büyük bir ilgi duyan Pinara, Akademi Ege’de 2 yıl üst üste aldığı eğitim dahil olmak üzere 4.5 yıldır “kendisiyle yarışıyor”.
Başta, Kuyumculuk Tarihi Araştırmacısı ve Proje Danışmanı Arkeolog Dr. Altan Türe olmak üzere, farklı teknikler üzerine farklı “usta” diye tarif ettiği hocalardan eğitim almış.
Taşın huyuna suyuna giden kadın
Pınar Kaptanoğlu, her ikisine de gereken zamanı ayırabilmek ya da dengeleyebilmek için işini ve evini ayırmış. Kaptanoğlu, evinde bir bölümü atölye olarak kullanıyor. Orada çalışmaya başladığında ise her şeyi unutuyor. Telefonlarını bile kapatıyor. Çünkü o sırada onu ilgilendiren tek şey, üzerinde çalıştığı taşın “huyuna suyuna” gidebilmek.



Her iki tarafa da “ekonomik” olması yani “ederi”ni bulması lazım
Kaptanoğlu’na göre hedefler çok önemli. Gelip geçici olmamak, uzun vadeli, uzun soluklu olabilmek ve bir imza atabilmek.
Pınar Kaptanoğlu, bir marka olmayı hedefliyor ve hayallerini hayata geçirirken de “3e” kuralına dikkat ediyor. Yani tasarımlarının ESTETİK, EKONOMİK ve ERGONOMİK olmasına mutlaka özen gösteriyor:
“İmzayı herkes farklı bir şekilde atar; çok uçuk olmak, çok pahalı olmak, çok satılmak. Herkesin isteği farklı.
Benim niyetim öyle çok pahalı olmak falan değil. Ben kendimi aşmaya çalışıyorum ve bu anlamda da bir marka olacağım.”
Yaratıcılığınız öğrendiğiniz şeyler ölçüsünde artıyor
Artık ben bu işi sular seller gibi öğrendim, bu iş tamam bitti demek mümkün değil! Pınar Kaptanoğlu işini, “kendisini sürekli bir yenileme süreci” olarak tanımlıyor.

Yaptığı işin ticari boyutundan çok sanatsal boyutu onu daha fazla ilgilendiriyor. Bakın bu konuda neler söylüyor:
“Ben atölyemde kendi kendime bir şeyler yapıyorum, insanın kendisiyle yarışması gibi bir şey bu. Yani, ben sadece kendimle yarışıyorum. Hani ne olur, ne getirir hiç bilmiyorum. Ama güzel şeyler olacağına da inanıyorum. Çünkü bu işi severek, isteyerek yapıyorum. Şu anda bir şeyler tasarlayabilirsiniz ama kendiniz yapıyorsanız ruhunuzu da katıyorsunuz işin içine, bu bambaşka bir şey. Enerjisi de bambaşka oluyor. Ona göre de farklı bir yerlere gidiyor. Sonuçta iyi bir şey çıkartabiliyorsam, oradaki insanlar benim sergime gelip de güzel olmuş, elinize sağlık diyorlarsa, işte o benim için en önemlisi. Örneğin Nisan ayında İstanbul’daki sergim bu anlamda olağanüstü güzel geçti. Öyle hoş tepkiler aldım ki. Sergi defterine o kadar anlamlı şeyler yazdılar ki. Bu bütün yorgunluklara bedel!”
Ne kendinde ne de başkalarında fabrikasyon iş sevmiyor. Bu yüzden aynı ürünü ne kadar isteseniz de Pinara’da bulmanız mümkün değil. Yerinde saymaktan hoşlanmayan Pinara, her sezon başka başka modeller çıkarıyor ortaya.
Pinara’dan bir takı almak istiyorsanız öyle tektaşı mektaşı falan unutun. Değişik ve farklı şeyler arıyorsanız, piyasa işi ürünlerden artık bıktıysanız, hatta ne aradığınızı da biliyorsanız Pinara’ya bayılacaksınız. Pınar Hanım’ın çalışmalarının pek çoğuna insan bir tabloya bakar gibi bakıyor adeta.
Taşı tutkuyla mıhlayan kadın
“Bu işle biraz ilgilenmeye başladığınızda göreceksiniz ki çok fazla teknik var. Diyelim ki şık bir yüzük yapmak istiyorsunuz, bu yüzüğü yapabilmek için birçok teknik kullanmak zorundasınız.

Teknikleri öğrenmeye başladıktan bir süre sonra, öğrendiğiniz bu farklı farklı teknikleri birleştirmeye başlıyorsunuz. Ne kadar çok öğrenirseniz, yaptığınız çalışmalarda bunları o kadar çok kullanıyorsunuz ve yaptığınız şey de o kadar zengin oluyor.”

Baktığı her şeyde, gördüğü her ayrıntı Pinara’ya esin kaynağı oluyor. Bir sandalyenin ayağı, dolabın kenarı, ilgisiz bir objenin kıvrımı bile onun aklına bambaşka fikirler getiriyor. Ve ondan sonra bu parçalar birleşiyorlar bir şekilde. Üstelik bu daha çok kağıt üzerinde olmuyor, en çok da atölyede çalışırken oluyor.

“Ben malzemeyi elime alıp çalışmaya başladığım zaman ellerim başka yerlere gidiyor çoğu zaman. Farklı bir yerden komut alıyorlar sanki. Doğaçlama dediğimiz şey de bu aslında. Kağıt üzerine çizdiğiniz bazen daha güzel görünür. Metale geçirdiğiniz zaman bir bakarsınız ki aslında o kadar da güzel görünmüyor. Ya da tam tersi” diyor Pinara ve ekliyor:

“Ama bazı çok kıymetli taşlarla doğaçlama çalışamıyorum. Doğaçlama çalışamayacak kadar çok para verdiysem çıkacak işten emin olmam gerekir. Bu yüzden de taşı kaybetmemek için bir kuyumcu titizliği ile önce kağıt üzerinde mutlaka çalışma yapmam gerekiyor.”
Piyasada çok fazla sentetik taş var
“Piyasada o kadar fazla taklit taş var ki, benim diyen insanlar bile yanılabiliyorlar. Yurt dışında yapıyorlar bunu, laboratuar ortamında oluşturulmuş sentetik taşlar bunlar. Ama öyle sentetik taşlar da var ki, ciddi rakamlardan oluşuyorlar, çok pahalılar. Ben yurt dışındaki fuarları takip ediyorum. Bir kısım malzemelerimi oralardan alıyorum açıkçası. Çünkü bana sertifika veriyorlar. Aldığım taşın orijinal olduğundan emin olabiliyorum. Yaptığım ürünleri satarken insanlara karşı olan sorumluluğumu unutmamam lazım. Yani ben bir taşı ametist diyerek sattıysam ve ametist çıkmazsa benim için çok kötü olur. Bu yüzden yurt dışından almaya özen gösteriyorum.
Bir de çalıştığınız firmanın büyük bir firma olması lazım ki, verdikleri sertifikanın yanı sıra size taşın gerçek mi yoksa taklit mi olduğunu söylesinler.”
Vedalaşmadığım ürün gitmiyor, benim oluyor
İnsanın yaptığı objelerden vazgeçmesi her zaman kolay olmuyor. Vedalaşamadığım ürünlerime kendimce en az üç hak tanıyorum. Eğer 3 sergide de satılmamışsa onu hemen kendime ayırıyorum.

Pınar Kaptanoğlu’nun yeni sergisi bugün yani 2 Haziran’da Alanya Arkeoloji Müzesi’nde açıldı. Alanya Festivali kapsamında açtığı kişisel sergi 9 Haziran’a kadar sürecek.
Geçen yıl Alanya ve Viyana’da sergi açan Pınar Kaptanoğlu en son sergisini İstanbul’da Nisan ayında gerçekleştirmişti.
Gelecek sergi ise Temmuz'da Bodrum'da açılacak.



(Taşı mıhlamak: Taşı altın veya gümüş gibi maddeler üzerine tutturmak, sabitlemek )
Diğer HÜRKUŞ Yazıları


