Elveda Sevgili Cindy! Rahat uyu...
Elveda Sevgili Cindy! Rahat uyu...
Eklenme Tarihi: 20.05.2009 00:36
Facebook'ta paylaş
0

Sevgili Yalçın Ergündoğan'ın 2 yıl önce 17 yaşında yaşlılıktan kaybettiği Sheila'dan (siyah olan) sonra aynı şekilde çok yaşlanan diğer dostları Cindy (12 Nisan 1994 - 19 Mayıs 2009)) de hem yaşlılık hem de koltuk altında başlayan kanser nedeniyle bir süredir çok ağırlaşmıştı. Ayrıca yaşlılıktan dolayı oluşmuş bel fıtığından ötürü 8 aydır da arka ayakları tutmuyordu. Hızla yayılan kanser sevgili Cindy'yi ne yazık ki bu akşam saatlerinde aramızdan alıp götürdü.

İzmirizmir.net Ailesi olarak, gerçek bir hayvan dostu olan Yalçın Ergündoğan'a ve eşine kaybettikleri "Değerli Dostları Cindy" için başınız sağolsun diyoruz.

Rahat uyu Cindy... Sheila'ya selam söyle bizlerden...  


İzmirizmir.net


Yitirdiklerimiz bölümünde "Cindy ve Sheila'nın anısına" açılan fotoğraf galerisini dolaşmak için lütfen tıklayınız:

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/galeri/album.php?album_no=52


Ayrıca aşağıda, Ergündoğan'ın Shelia'yı kaybettiklerinde yazdığı yazıyı da okuyabilirsiniz:



O artık yok...

Evimizin pencere kenarında şimdi yanar-dönerli bir ışık parıldıyor... O günden beri, her gece eve gelirken uzaklardan gözüme çarpan ‘yanıp sönen’ ışık kümesi, gözümden iki damla yaş akıtıyor. İçimi acıtıyor. Duyarlı eşim Neriman, her zamanki ince düşüncesi ile alıp getirdi ve ‘oraya’ yerleştirdi ‘o’ lambayı: “Şimdi o, her gece senin yolunu gözlesin...”

* * *

17 yıl önce de ben alıp getirmiştim ‘onu’... En fazla 2 aylıktı. Kıvır kıvır siyah tüyleri, bembeyaz dişleri, simsiyah, sımsıcak, derinliklerine kendini bırakıp, koyuvereceğin ender rastlanır anlamlı güzellikte gözleri vardı... Öyle oyuncu idi ki, ayakkabılarımın bağcıklarını ben bağlıyordum, ucundan tutup o çözüyordu... Sonra da köşeye kaçıp hınzır bir gülümseme ile benim tepkimi ölçüyordu. İşyerine Şahin adlı genç bir arkadaş getirmişti onu. Evine götürmüş, annesi kabul etmemişti. Ne yapacağını kara kara düşünürken, Terrier cinsi o küçük köpek beni kendine aşık edip, kendini ‘bir geceliğine’ bizim evde buluvermişti birden bire... Eşim de çok sevmişti onu. Yeğenimiz Nail Burç da, isim arayışımıza çözüm bulmuş ve Şila (Sheila) adını koyuvermişti hemen... ( Aradan geçen 4 yıl sonra evimize gelen Dalmaçyalı’ya da ‘Sindi’ (Cindy) adını koyduğu gibi...)

* * *

Kişisel tarihimizde bizim için çok önemli bir yer tuttu Şila. Yaşamı birlikte paylaştık. Bakışlarla, işaretleşmelerle koklaşarak, homurdanarak anlaştık aramızda. Biz zaman zaman istemeden de olsa ona kızdıysak, sesimizi yükselttiysek de o bize hiç kızmadı. Hiç kırılmadı. Sevdi, sevdi, hep sevdi... Bize olan bağlılığı ve sevgisini daima kendi yaşamının önüne koydu... Soluk alıp vermesi, su içmesi, yemek yemesi hep bize olan bağlılığı ve sevgisinden sonra geldi. Bugün, geçmiş yıllarıma göre kendimi tarttığımda; daha hoşgörülü, daha sevgi dolu, yaşam hakkına daha fazla saygılı buluyor, “galiba biraz daha ‘iyi insan’ oldum” kanısı bende uyanıyorsa, açıkça söylemeliyim ki; bunu Şila’ya ve Sindi’ye borçluyum. Kendi türümüzün dışında, başka bir tür ile iletişim kurmak, sevmek, sevilmek bambaşka şeyler, bambaşka duygular filizlendiriyor beynimizde... Hiç tadılmamış tatlar, hiç alınmamış zevkler yaşatıyor insana. Başka biri oluyorsunuz adım adım... Önceden kızdığınız, sinirlendiğiniz şeyler artık sizi sinirlendirmiyor, kızdırmıyor da...

Karşılaştığınız şeyler, başka bir türle geliştirdiğiniz diyalog 'insan türü’nün o ‘kibirli’, ben merkezci, kendini ‘en akıllı’, en zeki sanan özelliklerinden adım adım uzaklaştırıyor sizi. Değişiyorsunuz...

* * *

Belirgin bir hastalığı yoktu ama, artık kalbi düzenli çalışmıyordu, güçlükle soluk alıp veriyordu. Kendi türünün özelliklerine göre sağlıklı şekilde ‘çok uzun’ yaşadığını, çok yaşlı ve yorgun olduğunu bilmemize rağmen yine de ölümü ona konduramıyorduk. Kolay değil. Birlikte geçirilmiş 17 yıl, az sayılmayacak uzunlukta elbette. Sevgili Şila, 4 Ocak sabahının erken saatlerinde aramızdan ayrılırken bile bize unutulmayacak bir ders verdi. Bir geceliğine gelip 17 yıl yaşadığı evimizde öleceğini sanki sezinlemiş gibi, hepimizle tek tek vedalaştı adeta. Kendini sevdirdi, okşattı.

Yatağımıza geldi, göz göze bakıştı ve gecenin ilerleyen saatlerinde yanımızdan ayrılıp gitti... Bir daha dönmemecesine. Ev içindeki günlük yaşamın gürültüsünden, hareketliliğinden uzaklaşmak istediği zamanlar için, kendine edindiği kuytu köşelerden birine çekildi. Ya daldığı derin uykuda ya da çekildiği kuytu köşesinde yaşamının son değerlendirmelerini yaparken kalbinin durması sonucu aramızdan ayrıldı...

* * *

Evin bireylerinden hangisi dışarda ise, pencerenin kenarında oturur onun yolunu gözler, o gelmeden rahat etmezdi... O şimdi aramızda değil...

Evimizin pencere kenarında Neriman’ın “Şila” adını verdiği yanar-dönerli bir ışık parıldıyor şimdi... Yanar-dönerli ışığı her görüşümde boğazımda bir şey düğümlenip, gözümden 2 damla yaş akıyor...

Hoşça kal Şila... Canım kızım benim... 

Yalçın Ergündoğan
12 Ocak 2008
 

 

Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.