TÜRKİYE ETKİSİ
23 Nisan 2026 11:17 / 8 kez okundu!
"Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin ifadeleri bir dil sürçmesi yada bir yanlış anlaşılma değil; bütün bilinçaltının dışa vurumudur. Fakat Von der Leyen’in sözlerinin arkasında ne kendisi ne de üye ülkeler duramayacaklar."
***
TÜRKİYE ETKİSİ
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin ifadeleri bir dil sürçmesi yada bir yanlış anlaşılma değil; bütün bilinçaltının dışa vurumudur. Fakat Von der Leyen’in sözlerinin arkasında ne kendisi ne de üye ülkeler duramayacaklar.
Von der Leyen’in “Avrupa kıtasının Rusya, Türkiye ve Çin’in etkisinden uzak tutulması gerektiği” yönündeki beyanı Avrupa Birliği’nin en üst düzeyinden Türkiye’ye bakışına ilişkin önemli bir zihniyet göstergesidir.
Bu asla sıradan bir diplomatik ifade veya iletişim hatası olarak görülmemelidir. Aksine bu açıklama, Avrupa Komisyonu Başkanının ağzından çıkan açık ve net bir jeopolitik konumlandırma beyanıdır.
Bu zihniyet AB içerisinde güçlü Avrupa entegrasyonu, transatlantik güvenlik mimarisi ve Avrupa’nın küresel bir güç olarak konumlandırılması gibi günümüz siyasetinin temel yaklaşımlarını savunmaktadır.
Türkiye’nin Avrupa dışı bir jeopolitik aktör olarak Rusya ve Çin ile aynı kategoride anılması çok açık ki Türkiye’nin Avrupa perspektifinde aday ülke konumundan uzaklaştırılarak jeopolitik rekabet kategorisine yerleştirildiğine işaret etmektedir.
Bu yaklaşım aynı zamanda ciddi bir stratejik çelişkiyi ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği bir yandan Türkiye’yi jeopolitik rakip kategorisine yerleştirirken, diğer yandan göç yönetimi, enerji güvenliği, savunma işbirliği ve bölgesel istikrar konularında Türkiye ile yakın işbirliği beklentisini sürdürmektedir.
Türkiye’nin NATO üyesi olduğu, Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve göç ile enerji koridorlarında merkezi rol oynadığı dikkate alındığında, bu dışlayıcı söylem ile stratejik iş birliği beklentisi arasındaki çelişki de açıktır.
Türkiye, çok taraflı uluslararası düzenin zayıfladığı bir dönemde başat aktörlerden biridir. Buna rağmen, Avrupa tarafından Türkiye’nin Rusya ile aynı kategoriye yerleştirilerek dışlanması, birçok AB üyesi ülke başkentinde de kabul edilemez bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
Avrupa güvenliği tartışmalarında Türkiye’nin askeri kapasitesi ve rolü dikkate alındığında bu yaklaşım ciddi bir stratejik körlüğe işaret etmektedir. Dolayısıyla bu yaklaşım, pek çok AB üyesi ülke tarafından da eleştiriyle karşılanacaktır.
Bu yüzdendir ki zaten bugün AB sözcülüğü açıklamayı düzeltme yoluna girmiştir.
Son dönemde, Avrupa ülkelerinin güvenlik endişesiyle savunma harcamalarını hızla artırması, kıta içindeki siyasi ve ekonomik dengeleri zorlamaya başlamıştır. Savunma harcamaları ile sosyal harcamalar arasındaki dengeye ilişkin tartışmalar, Avrupa iç siyasetinde yeni kırılganlıklar üretmektedir. Bu süreç, Avrupa karar alma mekanizmalarında Brüksel merkezli bürokratik dengeden üye devlet başkentlerinin daha fazla ağırlık kazandığı bir yapıya geçişi hızlandırmaktadır. Bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde AB kurumlarından ziyade üye devletlerle ikili ilişkiler üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsemesi belki daha akılcı seçenek olacaktır. Avrupa içindeki farklılaşan güç dengeleri, Türkiye açısından yeni işbirliği alanları yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Sonuç olarak söz konusu açıklama bir iletişim kazası değil, Avrupa Birliği’nin en tepesindeki kökleşmiş jeopolitik zihniyetin açık bir yansımasıdır. Fakat baştada dediğimiz gibi Von der Leyen’in sözlerinin arkasında ne kendisi ne de üye ülkeler tam anlamıyla durabilecektir.
Türkiye açısından açıklama görmezden gelinmemeli; Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımındaki artık baygınlık veren tutarsızlıklarının görünür kılınması açısından stratejik biçimde değerlendirilmelidir.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi “etki alanı tehdidi” olarak tanımlaması ile Türkiye’den stratejik ortaklık beklemesi arasındaki çelişki sistematik biçimde vurgulanmalıdır.
Mehmet ÇEK



