TÜRKLERİN DEFALARCA YAŞADIĞI HÜSRAN: "KANDİL BUNU HEP YAPIYOR"
27 Ocak 2026 09:58 / 249 kez okundu!
"Terör/terörist aşkının, canlı bombacı fedai tugaycılığının, çocuk askerciliğin, ayrılıkçılığın, başı açık gerilla kadın masalıyla genç kızların dağda katline sebep olup kendi çocuklarını Avrupa ve Amerika'da okutmacılığın sonu geldi. Örgülü saç fantazileriniz de kâr etmeyecek! DEMli arkadaşlar! Yol ağzındasınız. Yanlış seçiminiz yüzlerce genci ölüme götürür. Doğru seçiminiz tüm coğrafyayı refaha, zenginliğe, barışa götürür. Vesselam. ❤🤲" İM.
Mehmet Çek, vardığımız noktayı çok güzel anlatmış. Buyurun, okuyun, okutun lütfen!
***
TÜRKLERİN DEFALARCA YAŞADIĞI HÜSRAN: "KANDİL BUNU HEP YAPIYOR"
Tuncer Bakırhan`ın tercümesi zor değil, `kürtlerin yaşadığı duygusal kırılma` derken sözünü ettiği DEM`den SDG`ye kadar uzanan PKK kabilesinin incinmişliği, Suriye`de yaşadıkları hüsran.
Keşke bir gün bu ülkenin kendiler dışında kalan çoğunluğunun, Türklerinin hatta kendiler dışındaki kürtlerin, Arapların penceresinden bakmayı da becerebilseler?
Artık bu insanlara nasıl görünüyorlar acaba?
Bu ülkenin birlik ve beraberliğinden yana, bu ülkenin huzur ve güvenine büyük kıymet biçen toplumunun gözünde nasıl birer nefret objelerine dönüştüklerini de görebiliyorlar mı acaba?
Görüştüğüm DEM`liler, kendilerine destek vermiş hepsi isim sahibi medya mensubları. Niçin hepsinde "Allah kahretsin yine aynı yanlışlar" psikolojisi hakim?
Bu ülkenin bir Kürdü ve son süreç dahil bütün süreçlere en üst perdeden destek vermiş biri olarak söylüyorum; Yok bunlarla olmaz kardeşim.
Rahmetli Hrant, Ermeni diasporasının ruh halindeki Türk ve Türkiye düşmanlığını `damarlarındaki zehir` olarak tanımlıyordu.
PKK/DEM/SDG`nin yaşayan nesilleri de öyle.
Bu nesiller zehirlenmiş, damardan Türk-Türkiye düşmanlığıyla zehirlenmişler.
Tuncer Bakırhan bu ülkenin savunma bakanından `Türkiye`nin Savunma Bakanı` diye sözediyor, Nusaybin`da bayrağı indirenler sevinç çığlıkları içinde adeta kendilerinden geçiyorlar.
İzleyin bayrağı indirdikleri görüntüleri 23.121 evin devletten sosyal yardım alarak geçindiği Nusaybin`den sözediyoruz.
İstediği kadar Öcalan `Türkiye`yi devletim olarak görüyorum` desin.
Yakın tarihdeki deneyimler ışığında artık bu mesele ile yakından ilgili herkesin malumu ki Kandil için çözüm süreçleri ve ateşkeslerin iki anlamı var:
1. Örgütün hakimiyet alanlarını artırmak
2. Daha büyük bir savaş için hazırlık yapmak.
Oslo, Habur, 2013 Barış ve Çözüm süreçleri gibi süreçlerin yumuşak, toleransı bol, geliniz-geçinizli ortamında yasal siyasi arenada belli bir meşruiyet, belli bir güç kazanılıyor. Cephaneler stoklanıyor, dağ kadroları şehirlere yerleştiriliyordu.
Şimdi Halep`te ne yapıldı? Aynısı.
Bu anlamda belli bir noktaya kavuşulduğu düşünüldüğü anda ise yeniden savaşın düğmesine basılıyor.
Kandil bunu hep yapıyor.
Siz 100 yıllık hesapların kapanıp, 50 yıllık sistematik terörün tasfiye edildiğinin hayallerini kurarken onlar daha hep daha büyük savaşların hesabını yapıyorlar.
Yani PKK/SDG/YPG familyası ateşkes dediğinde artık herkesin aklına ilk gelenler bunlar: Daha büyük savaşlar için dinlenme ve hazırlık arası istiyorlar.
Bu yeni bir şey değil.
Kandil bunu hep yapıyor.
Aktaracaklarımı dikkatle okuyunuz lütfen:
Nisan 2015, yani siz Barış Ve Çözüm sürecinin hala sürdüğünü sanıyorsunuz.
PKK`nın resmi yayın organı olan SERXWEBUN Dergisi’nin Nisan 2015 tarihli sayısında örgüt “Dördüncü stratejik mücadele dönemi-4 Devrimci Halk Savaşı’nın hedefleri” başlıklı yazıda bir sonraki adımlarını örgüt kadrolarına şöyle anlatıyordu: “....Demokratik Özerklik çözümünü gerçekleştiremedik. Bunun için gerekli müzakere, uzlaşma oluşmadı. Bu gerçekleşmedi ve bu biçimde de artık gerçekleşmeyeceği kanıtlanmış oluyor. Bu durumda yeni bir eylemi, stratejik değişikliği, Devrimci Halk Savaşı’nı gündeme getiriyoruz.."
Dikkat edin Nisan 2015 ve siz hala Barış Ve Çözüm sürecinin sürdüğünü sanıyorsunuz.?
1,5 ay kadar sonra 7 Haziran Seçimlerinde %13`lük bir siyasi zaferle çıkmaları savaşı başlatmalarına mani olmak şöyle dursun bu seçim zaferini savaş çizgilerinin halk tarafından onaylanması olarak kabul ettiler ve ilk demeç KCK`den geldi: “Öcalan sürecin akıbeti hususunda karar veremez“
Sonrasını biliyorsunuz:
11 Temmuz: KCK, "askeri baraj" yapımı gerekçesiyle ateşkesi bozdu (m.t24.com.tr…/kck-ateşkesin-bittiğini-açıkladı-bund…)
15 Temmuz: Beşe Hozat: Yeni süreç, devrimci halk savaşı sürecidir (Özgür Gündem Gazetesi)
20 Temmuz: Cemil Bayık, halka "silahlanın" çağrısında bulundu.
En nihayet yeniden yaktılar ateşi ve 4. Devrimci Halk Savaşı yada Şehir savaşı diye adlandırdıkları yeni süreci başlattılar. O noktadan sonrasını hep birlikte izledik, 2 il ve 5 ilçede özerklik ilanları, hendekler, mayınlar vb. vb.
Yaşanan bütün o baharı AK Parti hükümetiyle başlayan demokratikleşme politikalarına, parti kapatmaları sonlamalarına, meclisde kalıcı bir gruba, belediyelere kavuştuklarını unuttular.
AK Parti hükümetinin Kürt sorununda daha ilk günden itibaren siyasi çözüm tercihinde ısrarının meyvelerini yediklerini unuttular.
Ellerinde 81 Milletvekilliği ve 104 belediye varken yeniden silaha sarılmayı tercih ettiler.
Barış ve Çözüm adına kendilerine uzatılmış bütün elleri kırmayı tercih ettiler.
Üstelik daha ileri gidip bu defa savaşı şehirlere taşıyarak bölge halkının hayatını cehenneme çevirip, evlerini başlarına yıkıp, binlerce insanın kanına girdiler. Bu ülkenin bir parçası olmak yerine Uluslararası karanlık güç odaklarının bu ülkeye karşı yürüttüğü savaşta bir enstrüman olmayı tercih ettiler.
Yetmedi, sırtlarında Amerikan üniforması, ellerinde Amerikan silahlarıyla sınırlarımıza dayandılar.
Bir belediye başkanı "Türkiye`ye karşı iç savaş yürütüyoruz" diyordu mikrofonlara bir diğeri kendi yönettiği şehirde, kendisine teslim devletin iş makineleriyle hendek kazdırtıp "Özyönetim ilan ettik!" diyordu.
Kandil bunu hep yaptı, yapar.
Kandil’deki terör ağaları için Kürtlerin hiç bir kıymeti yoktur. Onlar ‘Türkiye`yi rahatsız et’ ihalesi almışlardır ve bu yolda harcamayacakları hiç kimse yoktur.
Sonra bir ara burunları sürtünce;
Silvan'da saldır, ateşkesi boz, sonra çık "hata yaptık" de;
Habur'da barışı bir şova feda et, Sonra çık "hatalıydık" de;
Oslo tutanaklarını sızdır, görüşmeler çöksün, yansın yine ortalık. Efendim "Nasıl olduğunu anlayamadık?"
Ya Silvan'dan, Habur'dan, Oslo'dan sonra ölenler n`olacak?
Barış ve çözüm sürecinde Bayrak provokasyonunu yap, yemeyince özür dile;
Heykel provokasyonunu yap, tutmayınca özür dile;
6-8 Ekim olaylarında onlarca sivil savunmasızı katlet sonra çık "Yanlış anlaşıldık" de.
Ya o aralarda ölenler ne olacak ?
Saysak sayfalar almaz, nice katliamlar, provokasyonlar için özür dilemediler ?
Fakat bu neyi değiştirir ?
Şimdide hiç bir şeyi değiştirmeyecek.
Bunlar değişmez, bunlar iflah olmaz.
Bunların iradeleri kendilerinden menkul değil.
Yıllar içerisinde `Türkiyelilik` ruhlarından uçup gitmiş bunların ve bu ülkeye düşmanlıktan geri durmayacaklar.
Bunların kafalarındaki Suriye planı da asıl olarak -İsrail patentli- Türkiye`nin `Terörsüz bölge` hedefini sabote etmekten ibarettir. Bütün vazifeleri de budur; Türkiye`nin yanıbaşında iç savaşların, istikrarsızlıkların Suriyesi`nin devamı.
Mehmet ÇEK



