Urla hepimizin - 1

03 Mart 2014 16:50 / 2127 kez okundu!

 

 

Neredeyse 5 yıl kadar önce Urla, can sıkıcı kimi olaylarla gündeme gelmişti. Pervin Mısırlıoğlu o dönemde ‘yangın’ın söndürülmesi, büyümemesi için çabalayanların önde geleniydi. Geçmişi iyi bilmek, geleceğimizi aydınlatabilir dedik ve arşive göz attık. İçeriye buyurunuz...

 

****

 

Urla hepimizin - 1

 

Sosyal medyada her güne güzel bir Urla fotoğrafı paylaşmayı seviyorum, bilirsiniz. Geçen pazar günü her şeyden habersiz evimde oturuyorken, gece bir dostum aradı. Hiç normal değildi o saatteki telefon. Korkmuştum. CNN Türk'ü aç diyordu arkadaşım merhaba demeden. Korkum şimdi kişisel olmaktan çıkmıştı. Sosyal bir hezeyan kaplamıştı içimi. Saat 21.30 benim uykumun en çok geldiği saatlerdir. Zaten hafif uyuklar durumdan çıkmakta zorlanmıştım... CNN Türk'de Sırrı Süreyya Önder alışık olmadığımız bir öfke ile konuşuyor, alttan da bir yazı geçiyordu...

“Urla'da Olaylar...”

Ne uyku kaldı ne pazar uyuşukluğu... Urla dediğiniz bir kasaba. Sonuçta küçük, sakin bir sahil kasabası. Neyi paylaşamadılar, kim, kime, niçin saldırır... Bu görüntüler hepimizi tehdit eder gibiydi. Şehirden 10 yıldır kaçmışım... Urlalı olmaktan keyif almanın yerini bir rahatsızlık, huzursuzluk aldı. Bir Urla aşığı olarak kendimi hiç emniyette hissetmedim. Sabahı zor ettim. Hep, ne yapmak gerektiğini düşündüm.

 

Demokratik Tavır Manifestosu

izmirizmir.net olarak ülkenin hangi yerinde "dikkat girilmez" dense biz bu tutumun karşısında olduk. Her seferinde yenileştirilmiş bir manifesto ile çıktık ortaya. Hatırlarsınız, hani İzmir'imizin neredeyse "taşist" diye anılmasına sebep "meşhur" taşlama hikayesini... Mağdurun kim olduğu önemli değildir böyle durumlarda. Demokratik Tavır Manifestosu’nda o gün de yazmıştık, bugün de aynı şeyi söylüyoruz:

5. Madde; Herhangi bir partinin doğal hakkı olan kimi etkinliklerinin baskı ve zorbalıkla, taşlanarak engellenmesi demokrasi sınırları içinde görülemez. Bu hak ihlali ile karşılaşan partinin adının DTP, AKP, TKP, CHP ya da MHP oluşu önemli değildir. Önemli olan, herkesin bu ihlal karşısına demokratça dikilebilmesidir.

6. Madde; Birbirinin fikirlerine katılmasa bile partiler, bir demokratik hakkın ihlali karşısında ortak tavır alabilmelidir. Bugün ona yapılana göz yuman yarın kendisini benzeri bir durumda bulabilir. Şunu bilelim ki İzmirizmir.Net o zaman da yine mağdurun yanında yer alacaktır.

7. Madde; İzmirizmir.Net sitesinin sınırları demokrasinin sınırlarıdır. Sitemiz, aşırı milliyetçi, ırkçı, faşist ya da bölücü içerikli; terörizmi, şiddeti öven; halkın bir bölümünü aşağılayan ya da özel biçimde (örneğin ötekinin gözüne sokarcasına) yücelten; halklar arasında kin, intikam, nefret duygularını yayan, kadını ikinci sınıf olarak değerlendiren herhangi bir ideolojinin, partinin, dinin, mezhebin, cemaatin ya da tarikatın yanında olamaz.

Bu manifestomuz çok ses getirdi ve İzmir'in adaletli sesi, vicdanlı duruşu olarak akıllarda kaldı, basında genişçe yer aldı.

 

Kendi yurdunda turist muamelesi ya da “Urla hepimizin”

Kürtler Urla'ya, Türkler Şırnak'a vize ile gireceklerse neden toprağı kutsallaştırıp, insanını mundar ediyoruz? Topraklar hepimizin ise insanları ve içinde yaşayan tüm canlıları da hepimizin değil midir? Vicdanımız sadece kendimize mi sızlıyor. İnsan kendi yurdunda turist midir kardeşlerim? Diyarbakır bizi bağrına basarken iyi de onlar bize gelince niye lolo?

Pazar günkü tatsız olaylar üzerine geçen Çarşamba, Urla kasabası bir ilke tanıklık etti. İzmir'den gelen önemli bir heyet "Urla hepimizin" dedi.

Güzel doğası, denizi, kıyıya yakın küçük adacıkları, enginarları, yeşillikleri, zeytinyağı, şarapları, balıkçıları ve keyifli yaşantısı ile Urla'nın güzel yüzü, çehresi aniden çirkinleşince "bize ne, bu bizi ilgilendirmez" diyemedim, hiç bir şey olmamış gibi davranamadım.

Bu şirin kıyı kasabasının aşıkları birdenbire "ortak" bir utancı paylaşmak zorunda kaldı. Urla'nın yeşil otlaklarını, kuzularını, minnacık oğlaklarını, organik yumurtalarının görüntülerini, burayı özleyen İstanbullu, Ankaralı, İzmirli vs. arkadaşlar için sosyal medyada paylaşıp, olması gerekeni hatırlatmaya çalışıyordum. Bir çok insan "beğen"i ile karşılayınca ben de hepsine “gelin” dedim. “Size Urla'yı gezdirelim.” Diyarbakır'dan Urfa'dan bir kaç arkadaşımdan çok geçmeden yüzümü kızartan şu soru geldi: "Peki biz gelebilir miyiz, emin misiniz?"

Zeytinyağı şişeleri ve daha buraya ait hangi güzellik varsa aynı sepette değil mi? İnsanları taşlayacak, yaralayacak kadar ne besler bu nefreti? Her yerin insanı ile doğası bir bütün değil mi? Karşı duramazsak günün birinde bu hoyratlık, aynı bumerang gibi bizi de vurmaz mı?

 

Urla Hepimizin, İzmir Hepimizin değil mi?

İşte bu yüzden yaşanan olayların tarafsız bir gözle irdelenmesi önemli.

Urla'da seçim çalışmalarını başlatmak üzere ilçe seçim bürosunu açmaya çalışan HDP'ye karşı linç girişimi karşısında insan hakları ve nefret suçlarına karşı duyarlı STK'lar işte bu yüzden harekete geçti. Hiç bir siyasi parti ya da harekete, gruba bağlı körükörüne olmadığımı sağır sultanın bilmesi benim kişisel olarak "özgür" irademi; sorgulama, hesap sorma, onları hesap verebilir olmaya ikna etme düşüncemi pekiştirdi. Biz kız kardeşim Hürriyet ile kadın başımıza gitmiştik Diyarbakırlara... İzzet, ikram, misafirperverlik, yeme, içme... Bir fincan kahvenin bin yıllık hatırına bile yapılır mı bu birbirimize? O yüzden bir Urlalı olarak görev bildim. Kendimi de suçlu olarak gördüm çünkü.

HDP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Osman Özçelik ve eş başkan adayı Pınar Türk'e üzüntülerimi bildirdim. HDP yönetim kurulu üyesi İbrahim Akın ile konuşarak bir STK heyeti ile kaymakamlık önünde buluştum.

(Fotoğraflar için tıklayın)

 

İzmir’den gelen STK heyeti endişeliydi

İHD İzmir şube başkanı Ahmet Alagöz önderliğinde Kesk Bşk. Ramis Sağlam, Eğitim Sen. 6 Nolu şube Bşk. Duran Sınacı, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) adına Eylem Yüksel, İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği adına Düriye Kayseroğlu, ve sonradan gruba dahil olan HDP Urla belediye başkan adayı İsmail Aydın heyetteki isimlerdi.

Önce kaymakam ziyaret edilecekti fakat kendisi valinin yanına gittiği için ilçe emniyet müdürü Şanlıurfalı Hakan Becel tarafından pür dikkat dinlendik. Heyet bu konudaki sorularını ve endişelerini dile getirdi. 30 Mart yerel seçimlerindeki yarışmanın doğal katılımcıları olduklarını, kendilerinin de Urla için çalışacaklarını anlatmak istediklerini belirttiler.

Olayların içindeki insan HDP belediye başkan adayı İsmail Aydın da yaşadıklarını emniyet müdürüne anlattı. Bu linç girişiminden canlarını zor kurtardıklarını söyleyen Aydın yaralıların durumu hakkında bilgi verdi. "MHP başkan adayı bizim toplantımıza müdahil olup İstiklal marşını başlattığında bebekli bir kadın hariç hepimiz ayağa kalktık. Sanki bayrağımızla bir derdimiz varmış gibi gözümüze sokmaya çalıştılar. Bizler de bu yarışın içindeyiz, bizler de kendimizi Urlalı hissediyoruz. Bizim propaganda yapmamız bölücülük değildir ama bizim engellenmemiz bölücülüğe yol açar" dedi.

"Urla'daki bu özel tepkinin nedeni nedir? Kürtler giremez filan sözlerinin kökeni ne?" sorusunu yanıtlarken emniyet müdürü şöyle dedi:

"1992'de Kürtlerle yerli halk arasında dolmuş hatları konusunda yaşanan zıtlaşma yer yer çatışmalara da neden olmuştu. Onun izleri ne yazık ki hala değişik biçimlerde devam ediyor."

Emniyet, saldırganların önceden hazırlandığını haber aldığı için Toma ve çevik kuvvet ile beklemişler alanda. (Böylece Urla ilk defa Toma ile de tanışmış oldu. O tomalar da büyük ihtimalle önce güneydoğuda denenmişlerdendi. PM) Olaylar sonunda 2’si ağır 10 kişi yaralanmış. 15-20 saldırgan gözaltına alınmış ancak sonra serbest bırakılmışlar. “Daha önce de suç işleyenlerin ağırlıkta olduğu bu insanlar, bu gücü nereden alıyor?” sorusuna karşı; emniyet müdürü, bir yerel gazeteyi de heyete örnek göstererek kendisinin HDP'yi fazlaca koruduğu izlenimi yaratıldığını ve buna benzer söylentiler olduğunu ifade etti. Eğer emniyet tedbirleri yeterince olmasaydı, durumun daha büyük bir sıkıntı yaratabileceğini de sözlerine ekledi. Pek çok noktada önlem aldıkları halde saldırganları zapturapt altına almanın yine de zor olduğunu belirten Hakan Becel satır aralarında, etraftaki diğer siyasilerden, bir kısım halktan da, ısrarla meydanda durarak saldırganlara destek havası yaratıldığını ifade etti.

Beş ay önce de yurtdışından gelerek Ekim ayında göreve başlayan, olayların yoğunluğu dolayısıyla Çeşme'de ki evine 4 gündür gidememiş olan Hakan Becel, eskiden de 1.5 yıl çalışmış bu ilçede. Müdür, nezaket sahibi, efendi bir tavırla hepimiz tek tek dinledi. Urla'da oluşan bu tepkilerin azaltılması yolunda adımlar attıklarını, Kaymakam ve Belediye Başkanı ile sivil toplum örgütlerinden, partilerden, esnaftan oluşan bir büyükçe gurupla yemek yiyeceklerini, bunun hazırlığını yaptıklarını söyledi.

Heyetin ikinci durağı Belediye Başkanlığı idi. CHP’li ama yeniden aday gösterilmemesi sonrasında DSP’den aday olan, Başkan Selçuk Karaosmanoğlu'nun, heyeti içtenlikle karşılamasıyla "normalleşme" sinyalleri kuvvetlendi. Selçuk Bey üzülmüştü elbet bu şekilde gündem olunmasına. Herkese özgür çalışma yeridir burası diyor, şans diliyordu karşısında oturan rakip adaya. Gülümsedik, gülümsettik... Heryerde çaylar çok tazeydi ve içilebilir durumdaydı bereket. Ancak biliyordum ki İzmir heyeti sabahtan beri aç aç Urla'yı arşınlıyordu.

Meşhur Urla taş meydanının ilk durağı Ak parti ilçe binası idi. Çaldık kapılarını. İki görevli kadın vardı içeride. İlçe başkanı bir yakınının sağlık sorunu için gitmişti. Biz de kendisi ile telefonda konuştuk.

O da, "Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi başkasına yapmayız, yapılmasını da istemeyiz. Seçimler, hakkaniyetli olması gereken bir yarışmadır, herkes kadar HDP'nin de tanıtım yapma hakkı vardır" diye kesin konuştu.

Küçük yer olunca herşey yürüme mesafesinde ne güzel, bu kez az ötedeki CHP ilçe binasına yürüdük. HDP hariç, bütün partilerin bayrakları ile süslenmişti tüm ilçe. Seçim bürosundaki CHP ilçe başkanı Yusuf Baratalı koştu geldi ilçe binasına. Sıcak ilgi herkesin sıkıntısını az da olsa dağıttı. Bu diyalog belki de gerekli adreslere ulaşacaktı bu sayede. Ortam tüm farklı görüş ve siyasileri içine almazsa demokratik seçimden söz etmek olanaksızdı çünkü. Yusuf Baratalı'ya sordum “CHP de var mıydı bu tekmeci, tepkicilerin içinde?” diye… Hayır dedi.MHP ilçe başkanının sağduyulu uyarılarına rağmen oradaki taşlı, sopalı saldırgan kesim, kendilerini ‘ülkücü’ olarak adlandıran kişiler çok önceden hazırlanmışlardı, biz duymuştuk” dedi. Bu arada Devlet Bahçeli'nin haberi olsa onları partiden içeri adım attırır mı acaba, diye de aklımdan geçti.

Bu duyduklarını emniyete ya da kaymakamlığa haber verebildiler mi bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki o taş meydanda ya seyirci olarak ya destekçi olarak ya provakatör olarak her partiden insanlar varmış. Ortalığa da “Apo'nun posterini astılar, Kürt bayrağı ile açılış yapacaklar” yalan haberi bilinçli olarak yayılmış. Böylece bir kıvılcıma uygun ortamın yaratılması da ne yazık ki sağlanmış. 

Ayrılırken ertesi günü yeniden açılmaya çalışılacak HDP binası için CHP ilçe başkanından da bu davete icabet edeceği sözü alındı.

Hava kararıyordu artık. MHP ilçe binasını da ziyaret etmek istiyorduk. Fakat kaymakamlıktan gelen çağrı üzerine son durak olarak oraya yürüdük.

Batmanlı yeni Kaymakam Şehmuz Günaydın bizleri güleryüzle karşıladı. HDP başkan adayı da bize katıldı yeniden (parti ziyaretlerine o gelmemişti). Günlerdir bu konuyla meşgul olan Urla kaymakamı can sıkıntısını dile getirirken, meydandaki saldırganlığa orada durmakta ısrar eden çeşitli partilerden toplulukların da içten içe destek olduğunun altını çizdi. “Bu yüzden pek çok yerde kolluk kuvveti olması bile meydandaki saldırıyı bertaraf etmeye yetmedi” dedi. Perşembe'nin gelişi Çarşamba’dan belli olmasın diye de uyardı heyettekileri ve HDP yi. “Biz STK ve diğer partilerle Perşembe günü toplanıyoruz, siz bu işi haftaya bırakın” dediyse de bu yönde bir değişim sözü de alamadı. Bir yandan da “nerdeyse seçimler geldi” diye sabırsızlanan HDP yi de anlamak gerekiyordu tabii ki.

Velhasıl kelam.... Saat oldu 18.45...

Son dakikalarda İstanbul'a gidiş tarihimi bir gece önceye çekmek zorunda kalmamdan dolayı kendimi önce eve sonra uçağa dar attıktan sonra düşündüm...

İnşallah yarın bir sıkıntı yaşanmaz Urla'da...diye.

Korktuğum başıma gelmiş... Başlarına gelmiş... Olaylar daha küçük çapta da olsa hala devam ediyor.

Tüm korkum Urla’nın ülkeye kötü bir örnek oluşturması ve buradan çıkan kıvılcımın yangına yol açması… İzmir’in ve Urla’nın barışmayla değil çatışmayla, taşlamayla anılmasını da elbette istemiyorum. Geçmişteki taşlamada da izmirizmir.net olarak bir Demokratik Tavır Manifestosu yayınlamış ve ses getirmiştik zaten.

Türkiye küçük Millet Meclisleri deneyimini İzmir’de harika biçimde işleten; sivil anayasa çalışmalarına, Akil İnsanların barışma çabasına, Helsinki Yurttaşlar Derneği’ne, Denge ve Denetleme Ağına destek veren; kendini sorgulayan, vicdanı ve aklı olan başka bir İzmir’in varlığını ben iyi biliyorum ama Türkiye’nin de bilmesini istiyorum. Tam da bu noktada o İzmir’in varlığına ihtiyaç duyduk. Demokratik, barışçı örgütlerin bugünkü Urla turu bunun en güzel işareti oldu.

Tüm umudum barışçı, demokrat duruşuyla İzmir’in, Urla’nın bu sınavdan alnının akıyla çıkması. 

(Devam edecek)

 

Pervin MISIRLIOĞLU E.

03.03.2014

 

***

> Demokratik Tavır Manifestosu

 

İlgili haberler ve köşe yazıları:

> Urla'da ne oldu - Enver Sezgin (Taraf)

> Urla'da gerginlik bugün de devam etti

Urla'da HDP gerginliği

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.