İSTAKOZ ve AHTAPOT

28 Nisan 2024 12:23 / 723 kez okundu!

 

 

"Yıllarca gezip gördüğümü, yediğimi, içtiğimi, konuştuğumu, dinlediğimi, anladığımı, anlamadığımı, sevdiğimi, sevmediğimi; anlatarak, fotoğraflayarak para kazandım. Helal para kazanmanın bıçak sırtı olduğu konulardır bunlar. Bütün doğrulara yanlışlara güzelliklere, çirkinliklere teğet de geçebilirsin, şatafatın ya da yoksulluğun, kokuların, iyi ya da kötüsüne esir olabilir hayli abartılı hayranlık duyabilirsin. Pek çok şeyi yanlış anlayıp yanlış aktarabilirsin. Doğru gördüğünü de yanlış, eksik anlatabilirsin."

 

****

 

İSTAKOZ ve AHTAPOT

 

Yıllarca gezip gördüğümü, yediğimi, içtiğimi, konuştuğumu, dinlediğimi, anladığımı, anlamadığımı, sevdiğimi, sevmediğimi; anlatarak, fotoğraflayarak para kazandım. Helal para kazanmanın bıçak sırtı olduğu konulardır bunlar. Bütün doğrulara yanlışlara güzelliklere, çirkinliklere teğet de geçebilirsin, şatafatın ya da yoksulluğun, kokuların, iyi ya da kötüsüne esir olabilir hayli abartılı hayranlık duyabilirsin. Pek çok şeyi yanlış anlayıp yanlış aktarabilirsin. Doğru gördüğünü de yanlış, eksik anlatabilirsin...

Hepsi senin sınırlarındır. Senin görgünün, kültürünün açmazı, çıkmazı, eksiği, ya da fazlasıdır. 

Kendini ifade etmenin kenar süsleri başkalarıdır. Onların size sunduğu geçici dünyada BELKİ DE KALICI OLARAK ÜSTÜNKÖRÜ GEZİNMEKTİR.

Unutmayalım ki bir ömür boyu üstünkörü de bakmak mümkün hayata. Empatisiz, sempatisiz, donmuş bir nehirde bekleterek hayatı sonlandırabiliriz de... Merak etmekten alıkoyar bizi doğuştan özelliklerimiz, karakterimiz, genimiz. Bazen en derinde sarhoş olur çıkamayız yüzeye ya da vurgun yeriz bilmeyiz...

Dilin esnekliği her zaman düşünceyi ya da sözcüğü doğruya döndürmez. İyiliğe, birliğe, dirliğe, tevazuya, insanlığa, dostluğa çalışan beyin; düşmanlığa, bozgunculuğa kolay kolay dilini çözmez. Anadolu insanı ne güzel söyler yani en başından "Tövbe Estağfirullah" demesi boşa değil. Peşin peşin eder tövbesini gıybete başlayacakken.

Biz seküler takım en bilmiş halimizle severiz dedikoduyu. Dedikodu için eğlenceli diyerek arsız bir imza atmıştım sözlerime. 1990’larda “eski bir haberleşme biçimi” demiştim bir gazete röportajında. Ümran Baradan, Nükhet Duru ve ben garip şekilde bir araya getirilmiştik bu haberde. Dedikodunun gerçek ya da yalan oluşu ile ilgilenmeyiz. İştahımızı kabartan, birinin aşağılanırken bizim muaf kalmamıza inanmamızdır. İlginç olan, dünyadaki hiç bir kötülükten muaf değiliz. Aktaran da yayan da, kulak kabartan da, tekrarlayan da aynı suçun mahkumu.

Ahtapot olduk hepimiz İstakoza saldırdık ya! Haklıyız değil mi ya esasında; sen seçimlerde başarısız ol, ağır kirpiklerle gözlerin açılamadan dolaş, hezimet yaşa, sonra da koşa koşa git Monte Carlo'ya. Acilen al hırsını istakozlardan. Canlı canlı cozurdatarak götür mideye bu pahalı nimeti. Bu yetmezmiş gibi bir de fotoğraflayıp, yayımla... Gösteriş uğruna temsil ettiğin camiyayı da kendini de çöpe çevir. Ahatapotların olduğu yerde göz göre göre meydan okumaktır bu. Seçimden çıkılmış soluğu Monako'da almışsın…

Hayat pahalı hem de her zaman. Şimdilerde ise ateş pahası her şey, bu şımarık piyasada ne alsan elin yanarken, sarışın aklına hiç mi gelmedi Türkiye? Bu 2000 öncesi pahalılıklara benzemez. Artık almak en önemli konu, ne olduğu ise önemsiz... ihtiyaçlarımız en lüks noktasından başlıyor. Markadan vazgeçmek fakirlik sayılıyor. Telefonu, aracını, naykını değiştirememek yoksulluk sınırı. Böyle yazınca espri gibi ama hayır insanlar bu konuda hiç olmadığı kadar ciddi. Bu şimdinin normali. Gelişmekte olan ülkemizin gerçekten müşkül durumda olan emekli parasıyla geçinmeye çalışanlarını ayırıyorum bu insafsız alışverişcilerden.

Dur, bir üzül, hesap yap, incele neden böyle oldu diye? Bak şöyle şeyler konuşuyor insanlar; emekli maaşlarına zam yapmadı hükümet. Suçlu eyt, deprem, pandemi, etraftaki savaşlar, iç savaş isteyen iç ve dış düşmanlar, PKK’lı teröristlere arka çıkan siyasi aktörler... Bu ateş çemberinde, dünyanın fakirleştiği, Avrupanın havlu attığı zamanda  Monte Carlo'da ne işin var demezler mi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Monte Carlo virajları keskindir, yolu dardır geçilmez. Ama istakozları da tadından yenmez. Beyaz Türkler alışkındır, Ertuğrul Özkük herşeye alıştırmıştır onları. En görgüsüz halleri gurmelik diye yutturmuştur herkese. Ancak muhafazakar dünyanın ve Ak Parti genel seçmeninin çoğunluk alt gelirdeki insanlardan oluştuğunu düşünürsek, bu tam bir felaket. Ancak yanlış anlaşılmasın bunun paylaşılması, duyulması değil bunun icraatı şaşırtıcı ve irite edici olan.

Dünyanın her yerinden bu tür fotoğraflar, bilgiler paylaşmış biri olarak diyebilirim ki "sen ne satıyorsun kardeşim?" Sen ekmeğini taştan çıkaranları baştan çıkarttın, zaten beyazdın şimdi büsbütün beyazlaştın. Bu seçimin en büyük kaybedeni olmanın keyfini sürmelisin...

 

Pervin MISIRLIOĞLU E.

23 Nisan 2024/ Urla

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.