ASKIDA SEVGİ ARAMAK VE İKİNCİ EL MUTLULUK

19 Temmuz 2024 11:31 / 841 kez okundu!

 

 

Sevilmekten sevmeği ayıramadığımızda ve hatta karıştırdığımızda saf mutlulukla yollarımızı da ayırırız. Kesif ve kesintisiz bir mutluluk arayışı zaten bizleri hayat çömezi, acemisi yapar.

Sevmeden sevilmenin peşine düşmek dilenciye döndürür ve askıda sevgiye mahkûm eder insanı. Askıda unutulmuş sevgi ise raf ömründen yemiştir ve ikinci elde pazar payını değersizleştirmiş, yerlere düşürmüştür.

 

*****

 

ASKIDA SEVGİ ARAMAK VE İKİNCİ EL MUTLULUK

 

Sevilmekten sevmeği ayıramadığımızda ve hatta karıştırdığımızda saf mutlulukla yollarımızı da ayırırız. Kesif ve kesintisiz bir mutluluk arayışı zaten bizleri hayat çömezi, acemisi yapar.

Sevmeden sevilmenin peşine düşmek dilenciye döndürür ve askıda sevgiye mahkûm eder insanı. Askıda unutulmuş sevgi ise raf ömründen yemiştir ve ikinci elde pazar payını değersizleştirmiş, yerlere düşürmüştür.

"En iyisi mi? Hayırlısı mı?" desek bilmiyorum?

İşin başında sevilmek için kimseden medet ummamak gerekiyor sanırım. Çünkü ota, çöpe konmaya meyilliyizdir ama hiç değilse kendi aklımızla, fikrimizle gireriz bu işe. Bizi pohpohlayana, şişirene ya da bayılana, ayılana prim vermekten uzak kalabilmek zor olsa da...

Her seven elbette çıkar uğruna ya da bir yalana sarılarak arzu tramvayına binmez. Ancak insanın kendi kendisini kandırma yöntemleri öylesine çeşitli, sofistikedir ki seven ile sevilen arasındaki enerji, sinerji, elektrik ya da her neyse onları yersiz yere "ruh ikizi" yapar birdenbire. Ortada ikiz ya da iki kişi yoktur, tek kişilik bir stand up vardır.

Kanmaya, kandırılmaya hazır olduğumuz Aşk-ı memnu-n dönemlerinden geçtiysek yavaş yavaş kemale ermesek de bu noktalarda olgunlaşmaya başlarız. Taaa ki yeniden yeni bir yanlışa rastlayana, düşene dek. İnsanoğlu ihtiyaca binaen üretir kendi eksiğini, eksikliğini kapatmanın bir yolunu. Peki bu eksik kapanır mı? Hayır. Hatta daha da eksilirsiniz, verdikçe uzaklaşırsınız kendinizden. İnsan kendinden uzağa yolculuk yapmak için yaratılmamıştır. Tam tersi kendi iç benliğine ve neden bu dünyada olduğuna kafa yormak için, bu inanılmaz hayata tanıklık ettiğine şaşırmak için, anlamak için vardır.

Yaş alıyormuşuz, yaşlanmıyormuşuz... Yeni moda saçmalık. Bal gibi yaşlanıyoruz hem de olgunlaşmadan, düşüyoruz dalımızdan... Ölüyoruz yaşamadan. Yaş almak !!! Yine tüketici olduk iki ara bir dere. Alıcıyız profesyonel. Kaça alıyoruz her yıl aldığımız yaşı?

Her yıl yaş alımda durmadan enflasyon yaratıyoruz...

YatcazKalkcaz bir günün çocuk zamanı...Ya büyük ne anlar bu zamandan. Çocuklukta Şeker Portakalı ile, ergenlikte Dostoyevski ile, Montaine ile yetişkinken Adler ile, Doğan Cücenoğlu ile "yaş alırken" de Tarih ve Coğrafya ile ölçümleme yaparız. Zaman birimi hep değişir günlere göre. Zamanın hızı da bizim elimizde sanırız oysa bir önümüzde bir arkamızda kalır güneşin gölgesi ayın ışığı. Biz akarız durmadan bir nehirden dökülürüz bir göle, bir dağdan bir vadiye düşeriz. Düşeriz, kalkarız bir geriye bakarız zamana çelme takan yok, o yerinde biz kayboluruz durmadan.

Ne çok anne ve baba vefat etti, ne çok yaşıtlarımız uçtu gitti bu dünyadan… "Allah sıralı ölüm versin" diye bir duaları vardır atalarımızın. Sırasıyla gidince gözyaşından tasarruf etsek de, sözlü tarihçilerimiz, anı koleksiyonerlerimiz, kadim anılarımız da onlarla birlikte toprak olur. 

Bazıları için ise her ölüm erken, her yaş ölüme yakışmaz olur. Onlar kaybedildiğinde matemi sevenlerinin ömrüyle eşleşir. 

Ömür dediğin sevdiğin kadardır. 

 

Pervin MISIRLIOĞLU E.

10.06.2024 - URLA

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2024 10:35

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.