İSTİKAMET KIZIL ELMA

02 Ekim 2018 16:15 / 1255 kez okundu!

 

 

Sevgili Okuyucularbazı dizilerle son yıllarda tarihimize duyulan özlem ve açlığın iyice artması ve 15 Temmuz İşgal ve Darbe girişiminin bastırılmasıyla sonucunda yeniden dillere düşen Kızıl Elma konusuna değinmek istiyorum.

 

****

 

İSTİKAMET KIZIL ELMA

 

Sevgili Okuyucular, bazı dizilerle son yıllarda tarihimize duyulan özlem ve açlığın iyice artması ve 15 Temmuz İşgal ve Darbe girişiminin bastırılmasıyla sonucunda yeniden dillere düşen Kızıl Elma konusuna değinmek istiyorum.

Kızıl Elma bir ülküdür. Yaklaşık iki bin yıllık Devlet Kurma Geleneğimizin dayanağıdır. İslam öncesinde Türk Devletlerinde bu ülkünün çıkış noktası Bilge Kağan idi ve izlerine Ergenekon Destanı’nda rastlanıyordu. Özetle Batı’ya yayılmayı işaret ediyordu. İslam’ı kabulden sonra Kızıl Elma dinimizin fütühat geleneğini aldı. Bu, Türklüğün yapısıyla ve kodlarıyla tamamen örtüştü. Kızıl Elma neresidir sorusu, belli bir yerle açıklanamaz ve sınırları belirsizdir. Çelebi Mehmet döneminde Kızıl Elma fetret dönemi sonunda Anadolu Türk Birliğinin yeniden kurulmasıdır. Fatih Sultan Mehmed Han döneminde Kızıl Elma, Roma’dır. Yavuz Sultan Selim için ise bu hedef Doğu idi ve amacı halifeliği Devlete kazandırmaktı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde ise Viyana’dır. Varılacak en son noktanın belirlenip fetih için uygun strateji ve taktiklerle oraya doğru çıkılan büyük bir yolculuktur. Ziya Gökalp, Türkçülük ideolojisi içinde Kızıl Elma’yı deforme edip Turan Birliği’ne yani tüm Türk Devletleri’ni aynı çatı altına toplamaya dönüştürmüştü ve bu ırkçılığa dayanıyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kızıl Elması ise Devleti ilelebet payidar kılmak ve Misak-ı Milli sınırlarına gelecekte şartlar müsait oluşunca kavuşmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, birçoğumuz kabul etmese de İkinci Meşrutiyetin ilanından beri İstiklal Harbi vermektedir. Yaklaşık 120 yıllık bu süreçte Başkomutanlık Meydan Muharebesini kazanıp Cumhuriyetin ilanıyla yalnız ilk aşamasını kazandık. Çok partili sisteme geçtiğimiz ve NATO’ya girdiğimiz tarihten bu yana verdiğimiz ikinci İstiklal Harbi’nin en şiddetli dönemini ise geçtiğimiz on yılda yaşadık. Girişte de belirttiğim gibi en çetin sınavı 15 Temmuz işgal ve darbe girişiminde yaşadık. Ve milletimiz unuttuğu kolektif şuuraltı kanalına girmesiyle tek vücut olmayı başarıp düşman unsurlara gereken dersi verdi. Türkiye, aynı zamanda Küresel Harpte çatışan bloklarının en şiddetli hesaplaşmamalarının yaşandığı bir cephe olmasının bedelini de ödedi. Ülkemiz konjonktürün ve kaderin cilvesi sonucunda Küresel Harbin oluşturduğu dalgaları büyüme ve ilerleme yönünde kullanma fırsatı etti. Bu doğrultuda oyun kurucu devletlere taviz vermez politikalar uygulamaya başladı. Ve taktiksel olarak bazen çatışan blokların bir kanadına, bazen ise diğer kanadına yaklaşarak tahterevallide denge sağlama rolü üstlendi.

Günümüzde çok yönlü bir savaşın içindeyiz. Başkanlık Sistemine geçiş böyle bir ortamda bir zorunluluk gereği öne alındı. Bu savaşta terörizmden, biyolojik, kimyasal, psikolojik harpten faydalanıyor ve sonuçlarının ağır olması için üzerine finansal terör ekleniyor. Aynı zamanda millet içinde birlik ve beraberliğin azalması, Devlete olan güvenin sarsılması için algı yönetiminden faydalanarak gerginlik ve kutuplaşma oluşturacak olaylar oluşturuluyor ve manipüle ediliyor. FETÖ, PKK-PYD, DAEŞ gibi çok yönlü ve tek merkezden idare edilen taşeron terör örgütleri aracılığıyla içeride ve sınır dışında yapılan kuşatmalara Devletimiz Kızıl Elma düsturuyla cevap verdi. Henüz FETÖ görünümlü NATO-CENTKOM ambalajlı darbe yeni püskürtülmüştü. Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiyeler yüzünden zayıf düşmüş zannediliyordu. Tehdidin sınır dışında etkisiz hale getirilmesi Milli Güvenlik politikamız haline getirilmesiyle Fırat Kalkanı ile taşeron örgütü kullanan Küresel Baronlara ilk darbeyi vurduk. Ardından Zeytin Dalı ile ikinci darbeyi vurarak güney sınırımızın önemli bir bölümünü temizledik. Özellikle Zeytin Dalı ve Başkanlık Sistemi’ne geçişle birlikte “İstikamet Kızıl Elma’yı” çok duyar olduk. Devlet olarak büyük bir beka mücadelesi verdiğimiz dönemde Kızıl Elma’yı nasıl anlamalı ve bu büyük sınavı millet olarak hep birlikte atlatmakta nasıl kullanmalıyız?

Kızıl Elma konusunda herkesin şunu bilmesini isterim. Bazılarının kafasında oluşacak şüphenin aksine ırkçılık temeline dayanmaz. Büyümek ancak tüm insanlığı kucaklamak, Küresel Sömürüye karşı alternatif bir sistem kurmak, bunu hak ve adalet üzerine oturtmakla gerçekleştirilebilir. Cumhurbaşkanımız aracılığıyla tüm Dünya’ya ilan ettiğimiz “Dünya Beşten Büyüktür” ve “Dünya Birden Büyüktür,” ilkesinin tüm insanlığa umut olması için soyut bir kavram olan Kızıl Elmayı somuta indirgemek zorundayız. Ortadoğu’da başta Suriye, Irak ve Filistin olmak üzere etnik ve mezhep temelli çatışma alanlarına, Kuzey Afrika ve Sahraalatı Afrika’da terörizm ve açlığa, Balkanlar’da ileride tetiklenebilecek çatışmalara, Avrasya coğrafyasında enerji ve su kaynaklarına hakimiyet için çıkabilecek çatışmalara Kızıl Elma ile son verebiliriz. Bunun havada kalmaması için şunları eklemek isterim. Devletimizin yeniden ele aldığını bir stratejiye dönüştürmeye çalıştığını tahmin ettiğim Kızıl Elma’da istikamet zulmün altında inleyen tüm bölgeler olacaktır. Kızıl Elma adeta insanlık için yeniden yazılan bir ayağa kalkış manifestosu olmalıdır. Emperyalizmin panzehiri olacaktır. Günümüzde Kızıl Elmanın yeni istikameti, etnik ve mezhep görünümü verilmiş çatışmaların olduğu bölgeler, büyük bir insanlık trajedisi olan savaş ve terörle yurtlarından edilmiş mülteci sorunu, açlıkla ve iç savaş yaşatılarak parçalanmak ve ele geçirilmek istenen ülkelerdir. Hedef yer altı kaynaklarını, enerji kaynaklarını ele geçirip kandan beslenen, imparatorluğunu para ve altın üzerine kuran, sapkın neo paganizmi dinlere sızdırıp içini boşaltan Küresel Vampiri güçten düşürmektir. Kızıl Elma ile Devletimiz, soy sop, din, mezhep ve dil ayrımı yapmadan tüm ezilen insanların gönüllerini fethetmeyi esas alacaktır. Zaten Kızıl Elma ülküsünün temeli, dinimizin en temel ögesi olan zulme son vermek ve huzuru tesis etmek amacıyla önce gönlü fethetmektir. Bu yüzden, Küresel Baronun zulüm araçlarıyla mücadele etmek için yurdun ve Dünya’nın her köşesine Kızıl Elma meşalesi taşınmalıdır. Bir yerde çatışma varsa, Devletimiz gerek ittifaklar kurarak diplomasiyle, gerek orduyla tahkimat yapıp müdahale ederek, gerek tüm Dünya’ya seslenebileceği BM gibi platformları kullanarak son verme potansiyeline sahiptir ve bunu defalarca kanıtlamıştır. Türkiye yardım elini uzattığı her ülkede, çatışmaları sona erdirdiği her bölgede, yatırım yaptığı her ülkede sömürüyü değil birlikte kazanmayı amaçlar. Böylece fethettiğimiz her gönül, gönül kapılarını açtığımız her ülke, şimdi ve gelecekte Küresel Harbi yürüten karanlık odaklara karşı doğal müttefikimiz olacaktır. Orta ve uzak vadede dünya ölçeğinde tetiklenme ihtimali olan bölgesel çatışmaları engelleyebilecek tek ülke bu Kızıl Elma düsturuyla Türkiye’dir. Gelecekte Dünya’nın hızla sürüklendiği girdapta ülke sınırları daha da belirsiz olacağı için güçlü ittifaklar ayakta kalacaktır. Bunu göz önünde bulundurursak istikametimiz Küresel Baron tarafından talan edilen bazı Ortadoğu ülkeleri, bazı Balkan ülkeleri ve Afrika’da açlığa mahkûm edilen ülkeleriyle bir ekonomik ve askeri birlik oluşturmak olmalıdır.

Kızıl Elma ülkümüz, 2023’e kadar şiddetlenme eğilimi gösterebilecek beka mücadelemizin bir teminatı olacaktır. Sınırlarımızın dışında gönüllerini fethettiğimiz ve yardım elini uzattığımız ezilen her halk, kavim, bölge ve ülke, kendi ülkemiz içinde de birlik ve beraberliği sağlamamıza katkı sağlayacaktır. Dışarıda kazanılan her zafer, içte faaliyet gösteren, huzur ve kardeşliğimizi bozan kripto hücrelerin zayıflama eğilimine giren Küresel Güç odaklarıyla bağlarını zayıflatıp tasfiyelerini hızlandıracaktır. Son olarak şunu söyleyerek bitirmek isterim. Kızıl Elma ülküsü, sadece Devletle gerçekleştirilemeyecek kadar büyüktür. Tüm şirketlerimizin, STK’larımızın, üniversitelerimizin, Devlet destekli kuruluşların – TİKA, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı vb- yurt dışında faaliyet gösteren birimleri Devletimizin koordinasyonunda gönül elçileri olarak zulmün altında inleyen tüm insanların dertlerine çare olacak biçimde programlanmalıdır.

Devletimiz, Yeni Dünya Düzeni’nin oluşumunda üsteleneceği insanlık değerlerini Dünya’nın her yerine yayma rolünde çıtayı yükseltmiştir. Kendimize şu soruyu sormakla işe başlayabiliriz. “İyi de ben nasıl gönül fethedeceğim. Cevabı basit görünür ama başarmaya bir ömür yetmeyebilir. “Ancak kendi gönlümü fethedebilirsem gönlüme girebilirsem, başkasının gönlünü kazanabilirim.” Bunun bireysel olarak nasıl olabileceğini inşallah bir başka yazımda ele alırım.

 

Murat ŞAŞZADE

02.10.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 02 Ekim 2018 17:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.