Yanınızdayız

04 Şubat 2011 17:15 / 1624 kez okundu!

 


Aslında adı hiç önemli değil, ne derseniz deyin, olan şey yalnız ezilenlerin, işçi sınıfının falan değil bütün bir halkın ayaklanmasıdır, halk ayaklanmasıdır. Yine de sonuçlarına bakmaksızın, Tunus’ta, Mısır’da olanın adını koymakta hiç tereddüt etmiyorum. Halk devrimidir bu. Başarırlarsa kuracakları demokrasinin adı da bana göre “Halk demokrasisi” olacak.


------------------------------------------

Zulmün karşısına topsuz, tüfeksiz çıplak bedenleriyle dikilen, daha iyi bir hayat, daha çok söz hakkı; iş, ekmek, özgürlük ve demokrasi isteyen Tunus ve Mısır halklarının devrimci isyanının yanında olmaktan daha doğru hiçbir şey yok bugün için.

Bütün teknolojik imkânları kullanarak, “yanınızdayız” diye seslenmeliyiz.

Buna ekmek kadar su kadar ihtiyaçları var.

Şu anda gözleri, kulakları, yürekleri dünya basınında. En çok da Türkiye üstünde. Batı suskun. Bizlerden top tüfek beklentileri yok, zaten kendileri de yalınkılıç. Bekledikleri tek şey destek sesleridir.

Başbakan Erdoğan nihayet konuştu, iyi oldu. Hükümetin dış politika saikleri nedeniyle dikkatli davranması anlaşılabilir ama bizler, halkımız, sivil toplum örgütleri olarak, Tunus ve Mısır’ın özgürlük ve demokrasi isteyen devrimci halklarına silâh sıkılmamasını, onları haklı bulduğumuzu, desteklediğimizi, yanlarında olduğumuzu yazılarımızla, e-postalarla, imza kampanyalarıyla ve hatta gösterilerle ifade etmeliyiz.

Edebiliriz.

İletişim devriminin imkânlarını kullanarak bu halklara sesimizi duyurabiliriz.


Kendinizi onların yerine koyun
Otuz kırk yıl ve daha da fazla sürmüş zulmün karanlığını yırttılar, bu kesin; ama daha şafağın ilk ışıkları seçiliyor, tanyeri belli belirsiz ışımakta, gece sabaha kavuşmuş değil henüz. Günün, saatin, dakikaların onlar için anlamı bizimkiyle aynı değil. Şimdi Tunus ve Mısır halkı için bir saniye belki de otuz yıl demek. Şu an, şu saniye sokaklarda, evlerde heyecan içinde yarını düşünüyorlar; tarihin ağır yükü altında, onlara tarihin biçtiği rolü merak ederek, gözlerine bir damla uyku girmeden, mideleri açlıktan ve gerilimden kaskatı kesilmiş olarak yarınları nasıl kazanabileceklerini düşünüyorlar.


Seyretmemek gerek
Onlarla birlikte tarihin hızlandığı ânı yaşıyoruz. Nereye varacak sorusuna takılıp, sonucu gördükten sonra konuşmak “dünyayı tasvirle yetinmek” demektir; olanın ne olduğunu konuşacak çok zamanımız olacak, şimdi olmakta olanı görelim. Arap halkları “artık değiştirmeye” soyundular, despotlara, zulüm rejimlerine var güçleriyle karşı koyuyorlar.

Arap halklarının uyanışının güçlü ayak sesleri bunlar.

Seyretmemek gerek. Orada halklar ayağa kalkmış bir şey yapıyor, bizde bir kısım sol “bu devrim değil” diyor, burun kıvırıyor, suskun, şaşkın seyrediyor, tartışıyor. Şimdiye dek solun neden kaybettiğini hâlâ anlamamışlarsa, orada halk bir şey yaparken kendilerinin bu “seyretme hallerine” bakmaları anlamaları için “son çağrıdır”.


İşte bunun için kaybettik
Halkın yaptıklarını “kitaba uymuyor” diye dışarıdan seyrettiğimiz için, halk olmak yerine halkı “dışarıdan bilinçlendirmek” , “halka gitmek” gibi kendimize tepegöz, kibirli roller biçtiğimiz için kaybettik; materyalizmle ateizmi birbirine karıştırdığımız, “ata(izmi) ideoloji kertesine yükselttiğimiz, dini, dindarı anlamadığımız için kaybettik; tarihimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi doğru dürüst bilmeden onları değiştirmeye kalktığımız için, hatta bilmeden değiştirmeyi de bıraktım, dünyayı “tasvir etmekle yetinip onu değiştirmeyi” yani “eleştiri ve değişimi” hepten unuttuğumuz için...

Kısaca, ortodoksiye devrimci ruhumuzu teslim ettiğimiz için kaybettik.

Aslında adı hiç önemli değil, ne derseniz deyin, olan şey yalnız ezilenlerin, işçi sınıfının falan değil bütün bir halkın ayaklanmasıdır, halk ayaklanmasıdır. Yine de sonuçlarına bakmaksızın, Tunus’ta, Mısır’da olanın adını koymakta hiç tereddüt etmiyorum.

Halk devrimidir bu.

Başarırlarsa kuracakları demokrasinin adı da bana göre “Halk demokrasisi” olacak.

Başaramaz da, askerî bir yönetim veya İran’daki gibi başka bir otokratik rejimin ağına yakalanırlarsa, yaptıkları şey devrim olmaktan çıkmaz, “bitmemiş devrim” olur.

Tıpkı İran’daki gibi.

Tarihin tanık olduğu hangi devrim bitmiştir ki?

Yanılıyor muyum acaba?

İsterse bu düşüncelerim, kaybetme riski taşıyacak denli ihtiyatsız, naif, çok köşeli olsun, erken konuşmuş olayım; eğer bu halklar yenilirlerse onların kaybetmesi yanında benim şu basit yorumumun kaybetmesinin lafımı olur?

Bir kez daha kaybetmiş oluruz. Bir kez daha “atları da vurmuş” olurlar. Hepsi bu.

Sonucu görmeyi beklemeden seslenmeliyiz:

Yanınızdayız...


Nabi yağcı

Taraf

nabi.y@superonline.com


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.