METRUK EV

02 Şubat 2019 14:11 / 674 kez okundu!

 

 

Elimde cep telefonuyla etrafıma aval aval bakınıyordum. Kendimi bir kâşif zannetmenin ciddiyetiyle önemli bir fotoğraf karesi yakalamaya odaklanmıştım. Tam bu sırada, yokuş aşağı rehavet içinde inerken onunla karşılaştım. Sanki büyük bir haber yakalamış bir gazetecinin mesleki zevkiyle, fotoğrafını çektim. Boyası göz alıcı renklerde olan metruk bir evdi bu. Kiremitleri aşınmaya yüz tutmuştu. Bej ve mavi renklerine bayılmıştım. Yıllara meydan okunuyor görünse de bir hayli sarsıntı geçirmişe benziyordu. Ona seslensem duyar mı acaba diye düşündüm. 

 

****

 

                                       METRUK EV

 

Elimde cep telefonuyla etrafıma aval aval bakınıyordum. Kendimi bir kâşif zannetmenin ciddiyetiyle önemli bir fotoğraf karesi yakalamaya odaklanmıştım. Tam bu sırada, yokuş aşağı rehavet içinde inerken onunla karşılaştım. Sanki büyük bir haber yakalamış bir gazetecinin mesleki zevkiyle, fotoğrafını çektim. Boyası göz alıcı renklerde olan metruk bir evdi bu. Kiremitleri aşınmaya yüz tutmuştu. Bej ve mavi renklerine bayılmıştım. Yıllara meydan okunuyor görünse de bir hayli sarsıntı geçirmişe benziyordu. Ona seslensem duyar mı acaba diye düşündüm. Bu tuhaf düşünce aklıma gelince açıkçası kendi hakkımda biraz endişelendim. Bir ev beni nasıl duyabilirdi ki! Öte yandan aklımın kumandasını eline almak isteyen mantıklı tarafıma karşın sezgisel tarafımın sesini duydum. Bana “Konuş onunla,” diye fısıldadı. Normalde böyle bir şey yaptığım görülmüş bir şey değildir. Ancak, Pazar gezisinin üstümde oluşturduğu aylaklığın rehavetiyle hislerimi dinleme cesaretini kendimde buldum. Evi seyre daldım. İlk soruyu sordum.

“Ey tüm yaşanmışlıkları bünyesinde barındıran güzel ev nasıl bu hale düştün?”

“Hiç eskimeyeceğimi, hep yeni, güzel ve dayanaklı kalacağımı düşündüm. Tıpkı siz insanlar gibi…”

Arkasından kendimi evle hararetli bir sohbetin içinde buldum.

“İnsanlar gibi mi… Saçmalama, sen insan olmaktan ne anlarsın ki…”

“Anlarım, anlarım. Siz de kendinizi hep genç kalacakmış, hiç yaşlanmayacakmış zannetmiyor musunuz?”

“Bunları nereden biliyorsun?”

“İçimde yaşayan bir aileden… Yıllar önce genç bir karı-koca dişlerinden tırnaklarından artırdıklarıyla beni elleriyle yaptılar. Zaman içinde sevinçlerine, mutluluklarına, hüzünlerine, acılarına, kederlerine, yoksulluklarına tanık oldum. İki çocukları oldu, bir kız, bir erkek. Boğaz tokluğuna yaşıyorlardı, fakat kanaatkâr insanlardı. Huzur içinde yuvarlanıp gidiyorlardı. Fakat ne olduysa çocukları büyüyünce başladı. Çocuklar büyüyüp kazık kadar adam olunca, babalarının işlerini beğenmez oldular.”

“Ne iş yapıyordu ki?”

“Kâğıt toplayıcısı idi.”

“Anlat biraz, hikâyeyi merak ettim.”

“Gel zaman git zaman ailede huzursuzluklar baş gösterdi. Babanın kazandığı birkaç kuruşla kıt kanaat geçinirlerken anne el emeği, göz nuru çoraplar örüp, bunları pazarda satıyordu. Anlayacağın iki yakaları ancak bir araya geliyordu.”

“Eee…”

“Her şey oğlan liseye başlayınca başladı. Nedendir bilinmez oğlan “Cep telefonu isterim,” diye tutturmaya başladı. Şu pahalı olanlardan, hani satışa çıktığı anda insanların avm’lerde kuyruğa girdiği telefonlardan…”

“Yahu, sen bu kadar şeyi nasıl bilebilirsin. Cansız bir taş yığınısın sonuçta…”

“Ah sen de diğer burnu havada olanlar gibisin dostum. Beni küçümseyip, hafife aldın. İçimde yaşayanların konuşmaları duvarlarımın her zerresine sızıyor unutma. Böylece her şeyi öğrenebiliyorum.”

“Allah Allah.”

“Şaşırma fani insan, daha öğreneceğin çok şey var.”

“Peki… Anlatmaya devam et.”

“Kız da üniversiteye başlayınca büyük bir değişim geçirdi. Zengin bir oğlana tutulmuş mu ne. Onun gözüne girsin diye marka kıyafetlere gözünü dikip, annesinden para dilenmeye başladı. Annesi “Bizim etimiz budumuz ne kızım. Öyle şeyler alamayız. Sen üstündekileri bulduğuna şükret,” dese de laf dinletemedi. Kız ne yaptı etti, kafasını koyduğu kıyafetleri aldı.”

“Parayı nereden buldu?”

“Kendine kredi kartı çıkartmış. Aldığı pahalı kıyafetlerle limitini doldurdu. Annesinden de babasından da durumu sakladı. Ta ki anne bir gün karşısında hacze gelen memurları görünceye kadar… Oracıkta düşüp bayıldı.”

“Babaya ne oldu, kıyameti koparmadı mı?”

“Hadiseyi öğrenince kalbi daha fazla dayanamadı. Kalp krizi geçirdi, hastaneye kaldırıldı ama orada vefat etti.”

“Eee sonra…”

“Sonrası bir aile gemisinin sulara gömülmesi azizim. Birkaç parça eşyaları elden gidince, kış kıyamette dımdızlak kaldılar. Komşuların yardımıyla bir kilim, uyduruk bir soba ve eski bir yatağa kavuştular ama nafile…”

"Neden öyle dedin?”

“Baba yok olunca, ailenin çatırdaması hızlandı. Çocuklar hayırsızlıkta birbiriyle yarıştı. Daha adamcağızın toprağı soğumadan gözü yükseklerde olan kız, evi terk etti.”

“Nereye gitmiş?”

“İstanbul’a…Orada kötü yola düşmüş diye duydum.”

“Ya oğlan…?”

“O da işin kolayına kaçıp, hırsızlığa başladı. Sonra yakalanıp cezaevine düştü.”

“Aman Yarabbi, anne kim bilir neler çekti?”

“Üzüntüsünden felç oldu kadıncağız. Birkaç hayırsever komşunun yardımıyla bakıldı ama en sonunda onlar da dayanamadı. Bir gün ailenin içimde yaşayan son üyesini de benden kopardılar. Bir bakım evine yerleştirdiler. Bir yıl sonra öldüğünü duydum.”

“Çok üzüldüm. Sonra ne oldu peki?”

“Azizim, sonrası korkunç bir kâbus. Bu sefer hüznün ve yasın en derinini yaşadım. Her geçen yıl parçalarım aşınmaya ve eksilmeye başladı. En sonunda bu hale geldim.”

“O aileden sonra hiç kimse sana taşınmadı mı?”

“Hayır, çünkü lanetlenmiştim. Ailenin yaşadığı o hazin olaydan sonra bırak taşınmayı hiç kimse yakınımdan bile geçmez olmuştu.”

 

Murat ŞAŞZADE

OCAK 2019

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.