AŞICI GELDİ HAAAANIM…

25 Ekim 2021 11:58 / 151 kez okundu!

 

 

Eskiden böyle çığırıp geçerdi sokak satıcıları, mahalle aralarından…

Otçu geçerdi, basmacı geçerdi, mızıka yahut akordeon çalan macuncu, seyyar sinemacı, haşlanmış yumurtacı, zeytinyağcı, pamuk şekerci, dondurmacı…

Geldiler, geçtiler ve bittiler…

 

****

 

AŞICI GELDİ HAAAANIM…

 

Eskiden böyle çığırıp geçerdi sokak satıcıları, mahalle aralarından…

Otçu geçerdi, basmacı geçerdi, mızıka yahut akordeon çalan macuncu, seyyar sinemacı, haşlanmış yumurtacı, zeytinyağcı, pamuk şekerci, dondurmacı…

Geldiler, geçtiler ve bittiler…

Şimdi umuda en çok ihtiyacımız olan bu yalan zamanlarda sokak aralarından hiçbirşeyci geçmiyor.

Ses yükseltici takılmış araba yahut motorlardan canhıraş müzikler ve kafası iyi ağabeyler silah atarak geçiyor.

İki şeye kilitlendim son günlerde: En güçlü MR’ın, beynin sırlarını çözmeye geliyor oluşu (cihazın son testleri beyne birçok açıdan benzeyen balkabağı üstünde yapılmış. Lerman demiş ki, “kullanılan balkabağı beyinle aynı çapa, çekirdekleri ve lifli kısımları nedeniyle benzer bir karmaşık iç yapıya sahip ve test için doğru mevsimdeyiz…)

Diğeri, kansere çâre…Elbet şıppadanak gelmiyor çâre ama, bağışıklığı güçlenirse insanoğlu için ha kanser, ha hapşırık…Hele bir de aşı yetişirse…

Başlıktaki aşıcı, insanlığın ve ekonomilerin başbelası kanserin umutçusu.

Epeydir gündemdeydi, dillerdeydi, kalplerde güzel bir ‘acaba’ydı, ama, gerçek miydi?

N’ola gerçek olaydı, olaydı da vara bizden sonraya yetişeydi…

Financal Times manşetidir, “Kanser aşısı umudu arttırdı.”

mRNA aşılarının Covid-19 karşısındaki başarısı, kanser gibi birçok hastalık için umutmuş… En büyük biyoteknoloji şirketleri milyarlarca doları bu alana yatıracaklarını açıklamış.

Diyesilermiş ki, tıp dünyasına Covid-19’la savaşın başlangıç olduğu ve mRNA’nın bir devrimin kapısını araladığı görüşü hâkim… Yani, Türkçe meali şöyle oluyor: İş bu Covid belası bir başka beladan kurtulma sebebi olacak gibi. Devrimin kapıları aralanmaz, devrim yapılır, gümbür gümbür. Devrimin eşiğinde mi insanlık, yoksa evrime mi zil takıp oynamaktayız?

Sanki devrimin ayak sesleri, işitilen… Ah keşkem, keşkem…

Moderna bile 124 milyar dolarlık bütçesini, bu ilaçlarla 1 trilyon dolara yükseltecekmiş, ben demiyorum, Boston Consulting diyor.

BioNTech kolon, meme, cilt ve bazı diğer kanser türlerinin tedavisi amaçlı ilaç denemelerine başlamış çoktan. Bu arada İngiltere’de iki farklı bağışıklık ilacının karıştırılmasıyla elde edilen ilaç 1000 hastada denenmiş. Baş ve boyun bölgesi tümörleri büyük oranda küçültmüş, bazısı tümden yok olmuş.

Uğur Şahin, aynı kanser aşısının kişiselleştirilmesi üstünde çalıştıkları demecini vermiş. Çünkü her tümör farklıymış. Aynı kanser türünden muzdarip hastaların bile birebir aynı tümöre sahip olmadığını, herkese uyan tek bir ürün yaklaşımından çok, kişiselleştirilmiş tedavinin daha etkili olması muhtemel imiş. Grip aşısının amacı hastalığı önlemek iken, iyileştirici kanser aşılarının amacı, varolan tümörlere verilecek immün cevabı tetiklemek. Aşı hastanın tümöründeki belli mutasyonlara göre düzenleniyor

Biyopsi yoluyla tümörden doku alınıyor, ardından kanser hücrelerindeki mutasyonlarla sıralıyor.

Bulgular hastanın kanındaki DNA ile kıyaslanarak, en güçlü immün cevabı sağlayacak proteinleri öngörmek için algoritmalardan yararlanıyor. Bu proteinler bir mRNA molekülünün içine kodlanıyor hem Biontech hem de Moderna, 20 protein kodluyor. Kanser aşısının özünü bu molekül oluşturuyor.

Yani anlayacağımız, vur tahtaya bir daha, tut defteri hesabı, sarı çizmeli Memedağa bir gün öder hesabı… Hızlı ve yaygın CA aşılamasında vuslat, belli ki başka bahara… O zamana dek güçlü ülkeler, bizde olduğu gibi her tedaviyi ödüyor, ki sarı çizmelinin ödediğine bin basar, bu pahalı ötesi hastalığın masrafı… Keşke yanılsak, keşke hemen imdadına yetişseler insanlığın…

Kanser aşısının özünü oluşturan molekül enjekte edilince, mRNA aşısıyla taşınan talimatlar vücuttaki hücrelere iletilerek bağışıklık sistemini eğiten belli hücrelere kanser hücreleri üstündeki mutasyonları yabancı madde olarak görmesini, dolayısıyla bu hücrelere saldırıp yok etmesi buyruğu veriliyor.

Şahin, “çalışmalara 2014’te başladıklarını o zamanlar tümör örneğinden aşıya kadar geçen süre üç ayı buluyorken şimdi otomasyon sayesinde altı hafta bile sürmüyor”, diyor.

Bi de diyo ki, “şu andaki kanser aşıları (demekkine var imiş, bizim bilmediğimiz ve kullanılmakta olan CA aşıları, mânidar…) öncelikle tümörü değil, hastalığa yol açan virüsü hedef alıyor. Kanser yanı sıra çeşitli bulaşıcı hastalıklar için de mRNA denemeler başladı.”

İngiltere’de iki farklı bağışıklık ilacının karıştırılmasıyla elde edilen ilaç kokteylinin kanserli hücreleri azaltabildiği, kimi vakalarda tümden yok ettiği ortaya çıkmış .Gelişmiş CA türlerine karşı etkili yeni bir silah olduğu düşünülen ve kanıtlanan ilaç kombinasyonu uzun süreli hayat şansı yanında ileri kanserli birçok hastaya sunulan aşırı kemoterapiye kıyasla çok az yan etkiliymiş.

Yoksa zakkumcu lakabıyla hatırladığımız doktor Ziya bey şifresini kırmış mıydı bu meretin?

Bence kırmıştı…Zaten o gayretli ve uzak görüşlü doktoru küstürüp Amerikaya göçürttükten sonra anlar gibi olduk azıcık…To be or not to be…Olup olmamak bağışıklığa bağlı. Bağışıklığı güçlendirmek, işte bütün mesele bu! Millet ona inandı, zakkum çiçeğini  zeytinyağında bekletip macun etti, hâlâ eklem ağrılarında kullanıyor. Mersin İsmet Eczanesi de yıllarca tezgah altı sattı, zakkum ekstresini… Artık ne o eczane var ne Zakkumcu doktor Ziya bey, ama bu meret hastalık dörtbaşı mâmûr yaşıyor, yedi canlı… Kasıp kavuruyor insanlığı.

Ya yalnızlıksa bu derdin sebebi, kimyasallar, gıda koruyucusu zehirler, manyetik kirlilik kadar? Ya kalbi çökerten hasret yahut aklı körelten acı ise? Ya gönülden yana biçâre bırakılmışlık ise?

Masaldaki gibi… Hani çirkin cadı yüzünü gizleyerek gelin olur da, sevdiği odadan yüzgeri çıkınca, şatonun penceresinden kendini atar, ağacın dalına takılır, onu gören ve o sırada gece gezmesinde olan cinler padişahı gülmekten bayılır, cadıyı estetik onarımdan geçirir, güzelleştirir, mutlu eder ya…

İnsanlığın uzun yürüyüşünde bu derdin hükmü ne ki?

Cinler padişahına kahkaha attırırsak, o da silse dünyanın yüzünden bu derdi… Az kaldı işte, kara göründü, iş karaya çıkasıya direnmek…

Ama akılsızlığın bir de aşkın aşısı derseniz, orada durun işte…

Aşk’ı geçiniz bi kalem, aşı da kâr etmez o merete. Ama akılsızlık, hâinâne bilmezden geliş, kastınan kin ilen siyasi yalan söyleyiş dendiğinde…

O, hani beyne benzeyen balkabağı geliyor akla, ister istemez… Aaa kılıcı kesmez bey çıktı… Bonus olarak da Meral hanım… Ardarda izleyince ex olası geliyor insanın…

Dikkatimden kaçtı, bu yazıya verdiydim kendimi, “kaldıracaaaz kaldıracaaaz!” dediler. Kaldırırlar ellaam da, acaba neyi?

Balkabağına benzeyen beyin b.sayar olmaktan vazgeçip ”ben tatlı olucam, tarçın getirin” der mi?

Son günlerdeki siyasi ve koftiden kükreyişe bakınca, kaldırmak fiilinden elini ve kaşını kaldırmayı anlayan bir bey’fendi, “dostlarımız kaldırır, biz benimki kalktı sanırız”ı mı anlar?

Bu paragrafı ayıpladılar, iyi madem, siz o teşbihi atlayın, okumayın…

“Her mihnet kabulüm, yeter ki” şu kanser belası dünya üstünden kalksın…

Kanser bile gidici, heyhat beyinsizlik kalıcı…

 

Ayşe KİLİMCİ

24.10.2021

 

>> Aşı haberi için: Oksijen gazete, 15-21 Ekim, sayı 40

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.