Anne insan

06 Şubat 2009 00:33 / 2051 kez okundu!

 

Annelik genetik çözümlemesiyle birlikte gelir, hep o çok bildik ve uğruna ölünesi kokusu vardır çemberinin. İçinden anne geçen her şey mis kokulu amber, sıcağı tüten çorba, ateşli alına dokunan serindir. Evrensel bir algısı, ortak bir dili vardır hayvanı ve insanı şefkat ve koruma içgüdüsü düzleminde eşitleyen.

“Ne olursa olsun dağılan tüm parçalar kusursuz bir uyumla yerine yerleşir” ezberimiz güzeldi ancak doğanın geri kalanının aynı saflıkta döngülediği bu rolü akıllı insanoğlu; modern hayat, teknoloji çağı, kadın erkek eşitliği, güçlü, sesi çıkan kadın hareketlerinin ve din, töre baskısının altında ancak bu kadar yozlaştırabilirdi.

Anne insan ; en son evden çıkan, en paçoz halden en iyi görüntüyü en kısa zamanda üreten, yapacakları, asacakları, yıkayacakları, pişirecekleri, işi olan, gücü her daim doğal hormanlarla şarjlanan, ne yaparsa yapsın birilerinin, birşeylerin gündeminden geri düşen, gündemi başkalarının öncelikleri olan, en saygın yaftalanıp, en çok hırpalanan, doğal olarak sevilen, sığınılan, doğasının dışında garipsenen dirençli varlık.
Nasıl bir toprakta yeşermişse orayı düzlemeye çalışan; hayalleri büyük, endişesi yüksek, günlük toza her gün tükenmeyen bir çaba ile don kişotluk eden bir yürek.

Bir an bir el durdursa, “ nasılsın” dese “iyiyim” le biten ilk cümle bir sonraki soruya hiç takılmaz çünkü çoğu zaman sorulmaz. Duyulmak istenilen duyulmuş, rahatlatan cevap alınmıştır. Artık keyifle uyunulur.

Ondaki o çok derin güdüleri hoyratça kullanma hakkını nereden alıyoruz biz o çok sevdikleri, her aradığımız yer ve zamanda elimizin altında aynı şefkatle bulmak mı şımartıyor yoksa yokluğunu hiç bilmemekten ileri gelen cahillik mi?
Nasıl bu kadar boş vererek sevebiliyoruz? Nasıl dilimizde en kutsal, yüreğimizde en özel, gerçeğimizde en cefakar olabiliyor bu insan?

Yavru/anne modellemesini en olmadık şekilde “benimsin, benim kalacaksın”, “çocuklarımın anası” diye başlayan yüzlerce kısıtlama ile yaşama geçiren, çocuklarının anasının saygın anne olma hakkını, kendi anasının baskınlığı altında ezen, korkuyu önce eve sonra sokağa yayan, başkasının annesine görgüsüne, bilgisine uymadığı veya farklı çıkarlarını doyurduğu için yan bakan insanları nasıl yetiştirdi bu düzen...

İşte daha az zam, daha geç terfi alan; kolaylıkla “kulüpten dışlanan”; anneliğini, işini kaybetme korkusuyla yaşayan; en değerli varlığını yeterince koruyup, koklayamadan büyütmek zorunda kalan; anneliğini kariyeri için geciktiren; daha yeterli anne olmak için kariyerini değiştiren; yetersiz kalma duygusunu “kaliteli zaman geçirme” egzersizleri ile bastırmaya çalışan; bir şeylere hep geç kalan modern anne insana nasıl insafsızca yükleniyoruz.

Gücünün, sabrının, aklının, kalbinin, direncinin sınırlarını sınamak ne zaman en gözde oyunumuz oldu.

İkinci soruları sorun lütfen, o çok alıştığınız yüze gerçekten bakın, başı ağrıdığı zaman “birazdan geçer” açıklamasını kolayca kabullenmeyin, gelip koltuğunuza, odanıza gömülmeden ona kazandırabileceğiniz zaman için emek harcayın.
Annenizle “kaliteli zaman geçirin”, dert yastığınızın zaman zaman yastığı olun.
Bu yaşam düzeni insan anneyi  doğal olarak şarjlamıyor artık. Kendi enerjinizden ona da pay verin. Anne ilişkisini gerçek bir algı, saygı, sevgi ve paylaşım ilişkisine çevirin. Alışkanlıklarınızın güzel olanları bile çok sıradanlaşmış, sürprizini heyecanını yitirmiş olabilir. Kutsamayın, içine alın; üzerine atmayın, birlikte yapın; günü kurtaracak sanal bir özgürlük alanı, ona dokunan herkesin hapishanesine dönüşebilir, buna izin vermeyin.

İş ortamını gerçek eşitler olarak düzenleyin. Doğal süreçlerin herkesin yaşam döngüsünde olan çok özel bir durum olduğunu göz ardı etmeyin, son ana kadar çalışmayı da, doğumdan hemen sonra işe başlamayı da ödüllendirmeyin. Anlık çıkarlarınız için gücünüzü kötüye kullanmayın. Size uyumu değil birlikte uyumu destekleyin.

Anne insanlar ancak bu şekilde evrimleşir, dünyayı bilinçle yaşayacak, koruyacak, değiştirecek çocukları yetiştirebilir.

Belki ancak böylece dağılan tüm parçalar kusursuz bir uyumla yerine yerleşir.

Yonca Buğdaycı

05-02-2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.