Kadim ve modern İslam eleştirisi üzerine küçük bir not
30 Ekim 2012 00:49 / 2496 kez okundu!
İslam ilahiyatına ve İslam şeriatına yönelik eleştiriler İslamiyet’in ilk yıllarına kadar uzanır. Abbasi İmparatorluğunun, ilahiyat ve şeriatı, bir imparatorluk ideolojisi, haline getirmesi ile bu eleştiriler artar. Selçuklu ve Osmanlı da da bu eleştiri güçlü bir gelenektir.
Bu kadim eleştiri ile, Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşı'nda yenilmesi üzerine eski Osmanlı topraklarında kurulan irili ufaklı ulus devletlerin milliyetçi-laiklerinin eleştirilerinin hiçbir ortak temeli vasfı ve amacı yoktur.
Türk milliyetçi laiklerinde, Tunus’tan Irak’a Arap milliyetçi laiklerinde, Ermeni, Rum, Yahudi milliyetçi laiklerinde yani Osmanlı'nın modernleşen her etnisite ve dinden küçük burjuvazisinde ortak olan bu yeni tür eleştiri bazen irrasyonel bir nefret biçimini alır.
İslam ilahiyatı ve şeriatına yönelik Kadim eleştiri güçlü ekonomi-politik, kültürel, felsefi temellere dayanır, İslam toplumu içerisindeki sınıf savaşını ideolojik düzeyde yeniden üretir.
Modern eleştiri ise kapitalizmin reel politik amaçları ile ilgilidir.
Bilindiği gibi kapitalizmin Kolonyalizm evresinde kadim dünyanın manevi entelektüel silahlarını yok etmek için Hıristiyanlığı kullanmıştır. Kolonyalizm, Kızılderilileri, Zencileri, Uzakdoğuluları vs. Hıristiyanlaştırmış, onları geleneksel kültür ve ideolojilerinin, geri, kaba, ilkel olduğuna inandırmış, inandıramadıklarını katletmiş ve yönetme, yani efendilik hakkını fiziken modern silahlarla manen de Hıristiyanlık ile idame ettirmiştir.
Kapitalizmin Emperyalizm evresinde Hıristiyanlaştırmaya yer yer devam edilmiş olmakla beraber, kadim dünyanın kültür ve ideolojilerinin itibarsızlaştırılması, halkların ve ülkelerin manevi güçlerini kaybederek kapitalizmin hammadde/pazar ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirilebilmeleri operasyonu esas itibari ile modern pozitif bilim, aydınlanma, rönesans reform değerlerinin bağımlı ülkelerin küçük burjuvazilerine zerk edilmesi sureti ile inşa edilmiştir. Efendilik hakkı, yönetme hakkı fiziken modern silahlarla manen ise bir hiper-din haline getirilen pozitif bilim pozitif felsefe ile idame ettirilmiştir.
Bu ülkeler ve halklar, eski vatanlarının ancak çok küçük bir kesimine vatan demek, düşman olarak emperyalist güçleri değil dünkü komşuları olan birbirlerini görmek, iç savaşlarını kendi halklarına dış savaş olarak takdim etmek, emperyalistlerin yazdığı bir histografyayı dünya histografyası ve kendi histografyaları olarak görmek, Osmanlı özelinde söyleyecek olursak emperyalistlerin petrolü yönetilebilir kılma amacına halel getirmemek şartı ile her şeyi yapmakta serbest bıraktığı diktatörlükler altında yönetilmek durumunda kalmışlardır.
Eski Osmanlı topraklarında Emperyalizmin temel amacı petrolü yönetilebilir halde tutmaktır. Bunun için en fanatik dinsel akımları, en bağnaz kabileleri de kullandığı olmuştur. Ama kullandığı temel figür kolayca birbirine düşman haline getirebildiği milliyetçi laiklerdir. Her etnisiteden ve her dinden Milliyetçi laikler İslamın geri yobaz kaba ilkel vs olduğu konusunda hemfikir hale getirilmiştir.
Emperyalizm Türkmen'lerin, Arap'ların ve Kürt'lerin gönüllü birliklerini en önemli sorun olarak görmüş bu birliğin ideolojik simgesi olarak gördüğü İslam dinine karşı bir nefret ideolojisi geliştirmiş böylece medenileştirme yönetme hakkı ve görevi meşrulaştırılmıştır.
Avrupa’daki Hristiyanlık eleştirisi Marx’ın ifadesi ile felsefi ve politik ateizm olarak iki kulvarda cereyan etmiştir. Marx’ın Bismarc “laisizmine”, yani dine karşı açtığı vandalist savaşa karşı çıkarak, Bismarc’ın felsefi ateizm yaptığını, “kalpsiz dünya” ile değil, “kalpsiz dünyanın kalbi” ile barbarca uğraştığını, kendisinin ise felsefi değil, politik ateist olduğunu yani mücadelesinin mülk sahibi sınıfların ideolojik bir silahına indirgenmiş kilise ile, kalpsiz dünyanın kalbi ile değil “kalpsiz dünya” ile olduğunu belirtmiştir. Latin Amerika’daki Kurtuluş Teolojisi, Sandinistlerin içişleri bakanının Papaz olması bu çizgi ile alakalıdır.
Ancak felsefi ateizm de temel argümanlarını örneğin Protestanlığın kurucularından Calvin’in dinsel muhaliflerini hafif ateşte kebap ettirmesi, veya Hristiyan Haçlıların herkesçe malum kanibalizmi üzerine kurmamıştır. Bu türden canavarlık örnekleri ile bir ideolojik sistemin tamamını temsil etmek iddiasında bulunmak, aşağılık komplekslerini rasyonel bir oto-kritik sanan koloni aydınlarına özgüdür.
Şunu unutmamak gerekir ki, İttihat ve Terakki'de olan ve fakat İslam’da, Türkmen Etnik Kimliğindeki Osmanlı Kimliğinde olmayan bir “şey” vardır. Eğer bu şey Türkmen'de, Müslümanda, Osmanlı'da olsa idi 1915'te Anadolu'da genoside kurban edilecek tek bir Ermeni bulunamazdı. Altı yüz boyunca ve buna Selçuklu'yu da ilave edecek olur isek binlerce yıl boyunca genosid zaten yapılmış olurdu.Bu “şey” genosidin, Ağrı vs. nin Dersim'in, mübadelenin, 1934 Trakyasının, Pontus'ta olup bitenlerin sebebidir.
Modern İslam yani esas itibari ile kendisini ulus, ulus devlet gibi konseptlerle oluşan bir çerçeve ve mitoloji içerisinde ifade eden milliyetçi İslam ise kadim tüm zihniyetlere olduğu gibi İslam zihniyetine uzak ve modern ideolojilere yakındır. Esas olarak neo-liberal bir burjuva hareketi olan İslamı bir halkla ilişkiler performansı olarak kullanan akp gibi partileri ise değerlendirmek bile gereksizdir.
H. Baha COŞKUN
30.10.2012



