Aslında olan ne?

13 Haziran 2013 12:25 / 2036 kez okundu!

 


AKP’nin kent politikaları pervasız bir rantcılık, tarihsel, kültürel, yeşil alanların değer ve önemine dair kara ve kör bir cehalet ve "iş" dışında her hangi bir değerin, üst belirleyicinin olmadığı vandalist politikalardır.

Bu politikalara muhalefet eden çevreci ve kent kültürüne sahip gruplar Gezi Parkı için harekete geçmişlerdir.

AKP’nin kent kültürüne sahip bu grupların muhalefetini demokratik koşullarda ezmesi, boğması mümkün değildir.

AKP’nin bu muhalefeti ezebilmesinin, boğabilmesinin tek koşulu, askeri darbe dönemlerinde olduğu gibi toplumsal sorunları bir ulusal güvenlik sorunu olarak takdim edebilmesine bağlıdır.

Yaşanan süreç sonunda bugün kent politikaları bir ulusal güvenlik asayiş sorunu haline getirilerek tartışılmaz kılınmıştır.

AKP’nin amacı sadece kent politikalarını değil, tüm toplumsal sorunları bir ulusal güvenlik ve asayiş sorunu haline getirerek kendi "çözümlerini" tartışılmaz kılmak ve muhalefeti ulusal güvenliğe ve kamu düzenine aykırı unsurlar olarak göstermektir.

Darbe dönemlerinin sosyal psikolojisini iyi incelemiş olan ve on yıllık iktidar deneyimi ile hareket eden AKP, masum barışçıl çevre eylemine inanılmaz bir vahşet ve şiddet ile saldırarak halkın vicdani bir isyan duygusu ile sokaklara dökülmesini sağlamış ve halkın AKP’nin masum barışçıl göstericilere uyguladığı şiddet ve teröre meşru karşı çıkışını, medya manipulasyonları ve muhalefeT içerisindeki gerici unsurların faaliyetleri, provokasyonlar vs.yi kullanarak politik amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Medya aynen darbe dönemlerinde olduğu gibi saatlerce tek taraflı olarak toplumsal hakikatle bir alakası olmayan "resmi hakikatleri" gündeme getirmiş, tek sesli bir koro olarak saatler boyunca valiler, AKP üst yöneticileri boş kalelere gol atmıştır.

İstanbul valisi canlı yanında Gezi’ye müdahale olmayacak, o çocukları kendi çocuğum gibi seviyorum, onların güvenliğinden endişeleniyorum der iken bir kaç saniye sonra Gezi Parkı’na saldıran tomaların, atılan gaz bombalarının canlı görüntüleri yayınlanmış, haberciler vali böyledi söyledi ama müdahale var bile dememişlerdir.

Hiç bir gazeteci İstanbul valisine, bu sözleri on beş gün önce söyleseydiniz, on beş gün önce gezi parkındaki gençlerin çadırlarını yaktırmasaydınız, onlara tomalarla, gaz bombaları ile çevik kuvvet ile saldırmasaydınız bunların hiç biri olmayacak idi, o zaman neden saldırdınız, şimdi neden o gençleri sevdiğinizi söylüyorsunuz dememiştir, diyememiştir.

Hadi on beş gün öncesini "unuttular" diyelim, hiç bir gazeteci Gezi Parkı eylemcilerinin güvenliğinden endişe ettiğinizi söylüyorsunuz ama şu anda onlara yönelik toma ve gaz bombası saldırısı var onların güvenliğini siz tehdit etmiş olmuyor musunuz dememiştir, diyememiştir.

Medya esas olarak tek taraflı olarak AKP, hükümet görüşlerinin propagandasını yapmış, bazen de konu ile alakası olmayan CHP ve MHP yöneticilerini ekranlara taşıyarak güya herkese söz hakkı vermiştir.

AKP’nin karşısına ekranlara çıkarılması gereken CHP ve MHP yöneticileri değil doğrudan doğruya Gezi Parkı eylemcilerinin sözcüleridir.

Gezi Parkı eylemcilerinin barışçıl demokratik meşru eyleminin vahşetle bastırılmasına halkın vicdani tepkisini istismar etmek üzere meydanlara, ordunun yeniden bir siyasal aktör olmasını, halkı, parlamentoyu, medyayı, üniversiteyi, hükümetleri kısacası bütün toplumu kontrol etmesi özlemine sahip unsurlar da akmışlardır.

Bu unsurların dışında gerçek manada bir siyasal programa sahip olmayan, doktriner, çağımızda en önemli siyasal mücadelenin meşruiyet ve şiddete müracaat etmeme kavramları etrafında verildiğinden bi haber, polise taş atmayı veya banka camı kırmayı siyaset yapmak sanan gruplar da katılmışlardır.

Ancak unutmamak gerekir ki halk esas olarak AKP’nin şiddet ve terör politikasına barışçıl bir şekilde karşı çıkmıştır. Yüz binler günlerdir sokaklardadır polise taş atma cam çerçeve kırma gibi olaylar bu yüz binlerin içerisindeki çok çok küçük bazı grupların eseridir. Bu gruplar ve AKP dışında hiç kimse, halk, yüz binler şiddete ve teröre müracaat etmemiştir.

Zamanımızda partilerin, hükümetlerin vs temel siyasal mücadelesi meşruiyet etrafında verilmektedir. AKP ısrarla kendisinin meşruiyet sınırları içerisinde davrandığının şiddete müracaat etmediğinin propagandasını yapmaktadır. Oysa şiddete ilk müracaat eden meşruiyetin dışına ilk çıkan AKP’dir.

AKP’nin hükümetin nasıl meşruiyet temel derdi ise Gezi Parkı eylemcilerinin temel derdi de meşruiyet ve şiddete müracaat etmemektir. AKP şiddete teröre müracaat etmiş meşruiyetini kaybetmiş, gezi parkı eylemcileri ise hiç bir zaman şiddete ve teröre müracaat etmemiştir.

Bu durumda AKP kendi şiddet ve terör politikasını gözlerden saklamak için dört elle, ordunun tekrar siyasal bir aktör olmasını isteyenlere ve polise taş atan banka camı vs kıran küçük gruplara, provokatörlere sarılmış, medya manipulasyonu ile olayın özünü ve kendi şiddet ve terör politikasını gizlemeye çalışmıştır.

Açık ve net olarak ifade etmek gerekir ki, polise taş atmak, cam çerçeve indirmek, diktatörlüğünü katmerleştirmek isteyen AKP’nin politik amaçlarına hizmet etmek demektir. AKP’nin halkın demokratik meşru direnişini bir terör ve şiddet eylemi olarak takdim etmesine yarayacak her hareket gezi parkı direnişçilerini zayıflatmakta AKP şiddetini ve terörünü artırmaktadır.

Gezi Parkı, muhalefetsiz, tek sesli bir Türkiye yaratma özlemindeki AKP zihniyetine karşı direnişin simgesidir. AKP zihniyetini geriletebilmenin tek yolu asla şiddete müracaat etmeyen barışçıl demokratik sivil direniştir. Gezi Parkı direnişinin sırtına binmeye çalışan ulusalcılar, polise taş atanlar, cam çerçeve indirenler, provokatörler yani, aynı AKP gibi şiddet ve terörü bir siyaset metodu olarak kullananlar yenilmeye mahkumdurlar, aynen AKP gibi.

AKP bize şunu demektedir:

On beş gün sonra başbakanınızın "gözlerinizden öperim", valinizin "sizi kendi çocuklarım kadar seviyorum, siz meşru, demokratik haklarınızı kullanıyorsunuz" diyeceği çocukların;

On beş gün önce çadırlarını yakalım, tomalarla gaz bombaları ile çevik kuvvetle saldıralım,

On beş gün sonra bizim de kabul edeceğimiz gibi masum ve barışçıl olan o çocuklara yaptığımız bu saldırı halkta vicdani bir infial uyandırsın eylemler olsun insanlarımız öldürülsün ölsün

Ama noolucak valimiz emniyet müdürümüz içişleri bakanımız koltuklarında oturmaya devam etsin idare ediverin artık

Çünkü gaz bizde, toma bizde, çevik kuvvet bizde, medya bizde, bi hatadır yaptık oldu bitti unutun gitsin demektedir.

Gezi Parkı eylemcileri yüz yıllık bu zihniyete karşı direnmektedirler.

Hükümetlerin şiddet ve terör politikalarına karşı yaptık bi hata idare edin artık dışında yapacağı şeyler olsun diye o çocuklar gaz yemektedirler on beş gündür.

AKP’nin medya ablukası yalan ve demogoji olayın özünü çarpıtma istisnayı esas esası istisna kılma politikasını demaske etmek için, AKP’nin tüm oyunlarına karşı asla şiddete teröre müracaat etmeden sivil direnişi sürdürmek gerekiyor.


Hüseyin Baha COŞKUN

12.06.2013

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.