GÜNER ELİÇİN

16 Kasım 2022 11:03 / 267 kez okundu!

 

 

"İzmir’in karakutularından olan, tarihi TKP’li Güner Eliçin, TİP’in 13 Şubat 1961’de kuruluşundan 12 Mart 1971 darbesi ertesinde 21 Temmuz 1971’deki kapatılışına kadar il başkanlığı, il yönetim kurulu sekreterliği gibi görevler yapmış bir üyesiydi. 1980 darbesi sırasında Mimarlar Odası İzmir başkanıydı. Darbeden sonra pek çok parti lideriyle birlikte o da tutuklanarak cezaevine konmuştu. Kızı televizyoncu, gazeteci Işın Eliçin, şu sıralar babasının sağlık sorunlarının üzüntüsünü yaşıyor. Bu yazı bu üzüntüyü paylaşmak, biraz olsun hafifletmek için kaleme alınmıştır."

 

****

 

GÜNER ELİÇİN

 

Işın Eliçin’e not

Sevgili Işın, ben de babam ile ilgili kendi deneyimimi ve Güner bey ile ilgili bir anımı paylaşayım. Belki hem sana hem çevreye iyi gelir, babalarımızla ilişkiler için bir ipucu oluşturur.

 

Babam İbrahim Mısırlıoğlu 1932 Erciş doğumlu, Dicle Köy Enstitüsü mezunu emekli öğretmendi. 2009’da İzmir’deki evimize onu ve annemi İstanbul’dan ziyarete gitmiştim. Hoş beşten sonra “emeklilik işini ne yaptın?” diye sordu, anlattım. Aradan 1 saat geçmeden, kahve içerken “emeklilik işini halletin mi?” diye yeniden sorduğunu duyunca başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Geçiştirdim… Sonra acilen kız kardeşlerim ve annemle konuştum. Babamın durumunu ilk fark edişimiz böyle oldu. 

 

Üzüntümüzü çabuk yenip planlar yaptık.

 

Babam her gün belirli bir saatte Yeşilyurttaki evimizden çıkıp yürüyerek Üçyol, İkiçeşmelik, Havra sokağı, Kemeraltı, Konak turunu yapar sonra 20 numaralı ESHOT otobüsüyle ev dönerdi. Bu turunda ısrarlı olduğu için cebine evimizin adresini, telefonunu içeren bir not bıraktık. Babamın bu turu bir süre daha devam etti. Bir gün eve gelmedi. Saatler sonra bir kişi yanlış otobüse binip yanlış semte giden ve sonra son durakta sessizce oturan babamı alıp, eve getirmiş. O günden sonra turuna son verdi babam.

 

Ben durumu ilk fark ettiğimde, hemen oturup babamın doğumundan başlayıp bugüne gelen, kendisi, işleri ve ailesiyle ilgili 50 kadar soru hazırladım. Bunları kalın bir defterle birlikte babama verdim. Bu soruların yanıtlarını içeren hayat öyküsünü yazmasını istedim. Anneme de, her sabah kahvaltıdan sonra kahvesiyle birlikte bu defteri ve kalemi masaya getirip yazmasını sağlamasını sıkı sıkıya tembih ettim.

 

Yaklaşık bir, birbuçuk yıl içinde, Dicle Köy Enstitüsü’nde edinilmiş inci gibi bir yazıyla yazılmış harika bir anılar toplamı çıktı ortaya. Son kısmına aklında tuttuğu çok sayıda şiirini de eklemişti. Defterin başına yazdığı not ise şöyleydi: Bir Köy Delikanlısının Anıları

 

Bir iki yıl sonra, babam artık o anıları yazamayacak duruma geldi. Bir iki kez anıların bazı bölümlerini kendisine okuyarak kimi boşlukların düzelmesini sağlamaya çalışırken, bir yandan da anıların akışına uyan aile fotoğraflarını toplamak için çabaladım. 

 

Babam yakın geçmişi daha çabuk, eskileri ise ağır ağır unutarak, şakacı, her daim güleryüzlü bir mum gibi bizimle birlikte yanıyordu.

 

2015 yılında babam ve ailenin önemli bir kısmıyla birlikte bir Van gezisi düzenledik. Babamın sıkça dile getirdiği bir özlemiydi bu… “Şu memleketi bir daha göreydim, Van Gölü’nde son kez yüzeydim…” 

 

Kiraladığımız özel araçla Göl diyarını dolaştık, Erciş’i, köyümüz olan Çelebibağı’nı, Edremit’i, Akdamar Adası’nı, Muradiye Şelalesi’ni, İshak Paşa sarayını ziyaret ettik, akrabalarla sarıştık, Van Gölü’ne karıştık. Sodalı suyu vücudunda hissettiğinde babam yarı şaka yarı ciddi “Ben yüzme biliyor muydum?” dedi. Ona “Baba bize yüzmeyi sen öğrettin, sen göl çocuğusun” derken bile nerede ciddi olduğunu, nerede ironi yaptığını hep merak ettik.

 

2016’da babam sessizce bizi terk etti. 

 

Ondan 4-5 yıl sonra da babamın notlarının boşluklarını doldurmak için sık sık yüzyüze ya da telefonla sıkıştırdığım annemi kaybettik. 

 

Şimdi o Köy Delikanlısının Anıları’nı bir kitaba dönüştürmek için uğraşıyorum. Onun anıları bizim hayatımızmış meğer. 

 

O anları, anıları es geçersek galiba hayatımızı da ıskalamış gibi oluyoruz…

 

Tarih Vakfı’nda çalıştığım yıllarda, babanız Güner bey 1999’daydı sanırım, İstanbul’a gelmişti. Vakıfta kendisiyle epeyice sohbet imkanım oldu. İzmir’de devrimcilik zamanlarımdaki kısa tanışıklığımızdan sonra bu sohbet bana da ve sanırım ona da iyi gelmişti. Konumuz arşivler, anılar ve sözlü tarih üzerineydi. Eski kuşak devrimcilerinin anılarının önemi ve anıların gerçeği ne kadar yansıtabileceği konusunda objektiflik/subjektiflik sohbeti yapmış, “tarih mi, tarihçi mi” ikilemini irdelemiştik. 

 

Devamını yapalım istemiş ama yapamamıştık yazık ki… Ancak sonraki zamanlarda bir tür sözlü tarih yaparak babamın anılarını yazdırma çabamda, vakfın katkılarının yanında babanızla olan bu sohbetimin de payı olduğunu düşündüm.

 

Babalarımızı sahiden tanımak istiyorsak, onların anılarını dinlemek için zaman ayırmalı; o anıları yazılı, sözlü kayda geçirmenin yollarını aramalıyız.

 

Bu tür çabalar, bu süreç hem onları hem bizi iyileştiriyor.

 

Babanıza ve size sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

 

Sevgi ve selamlarımla…

 

İlhami MISIRLIOĞLU

16 Kasım 2022 İstanbul

***

Not: İzmir’in karakutularından olan, tarihi TKP’li Güner Eliçin, TİP’in 13 Şubat 1961’de kuruluşundan 12 Mart 1971 darbesi ertesinde 21 Temmuz 1971’deki kapatılışına kadar il başkanlığı, il yönetim kurulu sekreterliği gibi görevler yapmış bir üyesiydi. 1980 darbesi sırasında Mimarlar Odası İzmir başkanıydı. Darbeden sonra pek çok parti lideriyle birlikte o da tutuklanarak cezaevine konmuştu. Kızı televizyoncu, gazeteci Işın Eliçin, şu sıralar babasının sağlık sorunlarının üzüntüsünü yaşıyor. 

Bu yazı bu üzüntüyü paylaşmak, biraz olsun hafifletmek için kaleme alınmıştır.

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.