Ceylan gözlüm

24 Mart 2013 23:46 / 2024 kez okundu!

 


Ağrı Dağı’nın zirvesinde vakit gece yarısı, yarım ay cimri ışıklarını dirhem dirhem salıyor yeryüzüne. Gökyüzünde yıldızlar pırlanta parlaklığında göz kamaştırıyor, bazıları dünyanın nankörlüğüne lanet okurcasına akıp, uzayın kara deliğinde kayboluyor. Ak ve kara bazen karışır, bazen de ancak fark edilebiliyor. Geniş vadiden gelen hafif esinti günün yanmışlığından kalma pis kokuyu üfleyerek ta zirveye kadar çıkarıyor. Kuşlar sessiz ve diğer bütün canlılar günün yorgunluğuyla uykuda.

Yaprak kalmamış ki kımıldasın. Ceylan gözlüm bu vadi yangın yeri… Dereler siyah akar, gül kokusu zehir. Zorlu bir gündü gece ölü… Sessiz ve gizemli… Ve ben seni düşünmeye başladığım sırada anarşist bir tilki sessizliği bozdu. Ciyak ciyak bağırıyor aralıksız.

Şarapnel parçasından yara aldığı kesin. Yine de cesaretle meydan okuyor sanki. Biliyorum ki bir zaman sonra sesi azalacak ve belki de sonsuza dek susacaktır.

Vadinin gülü, Can dostum, ela gözlü ceylanım da dün vuruldu. Tanısaydın sen de severdin. Boncuk boncuk gözleri vardı. Tıpkı gözlerin gibiydiler. Onlara bakar, bakar hayaller kurardım. Boynuma taktığın hamaili ceylanıma taktım. Kurşun hamail tanımadı. Günahsızdı, öldürüldü… Neden öldürüldüğünü anlamadan öldü. Yüreğim yanıyor Hiroşima gibi. Artık ceylanım yok, yalnızım. Bu derin vadide, senin hayalin ve dünden bugüne sağ kalabilen üç beş serçe kuşum. Yüreğim seni düşünüyor sevgilim. Kalbimin bir yarısında sen, diğer yarısında ölüm… Aynı yürekte aşk ve ölümün uyumsuz acısı karışır birbirine. Bazen aşk baskın gelir, bazen ölüm. Aşkı sen dayattın, ölümü zalimler dayattı. Benim suçum ne?

Sorular soruyorum kendi kendime. Cevabını Ağrı dağı veriyor. Yüz yıllık vahşetin feryatlarını duyar gibiyim. Kan kokusu geliyor burnuma. Yiğitliğin ve kalleşliğin mekânıdır Ağrı dağı…

Ceylan gözlüm seni düşünüyorum, çünkü seni düşündüğümde ölüm uzaklaşır benden, ölümü düşündüğümde sen uzaklaşırsın. Ölürsem eğer “takdir-i ilahi” demesinler, Allah’a haksızlık olur. Allah kullarına böylesi kader yazmaz, biliyor musun?

Tanrılar vermiş ölüm fermanımı. Yani insan tanrılar. Dün İstiklal Mahkemeleri’nde idam sehpaları kurdular. Bugün cemaat odalarında ölüm fetvaları verilir. Katlimiz vacip görülmüş ta okyanusların ötesinden. Suçumuz? Kul secdesini reddetmek, inkâra, zulümlere karşı asi olmak. Himmet vermedik yalan göz yaşlara. Deccalın şefkatli kollarında keyif çatıp haram çanaktan beslenirler. Bir efendilik uğruna sattılar dindaşlığımızı, bir ak ve kara delik iddiasına gömdüler bin yıllık kardeşliğimizi.

Namlular karanlığa kurşun sıkar. Kimi kardeş, kimi sütkardeş, kimi kirve, kimi yoldaş… Kör dövüşte gez-göz-arpacık hedef görmez. Her kurşun döner döner yine kendi yüreğine düşer. Kavimdik, milletlere bölündük, Müslüman’dık, mezheplerle parçalandık. Yoldaşlık, çatallandı düşüncelerde.

Ceylan gözlüm; İlahi varlığımız başımıza bela oldu… “Olmak ya da olmamak” uğruna ölmek ya da öldürmek… Ne tuhaf şey…

Ceylan gözlüm, sevmeye zaman kalmadı; belki bir gün dereler berrak akar, bu vadi yeniden gül bahçesine döner. Yine de sen umudunu yitirme, bir sabah güneş doğduğunda cimri yarımay kendiliğinden çekip gider…


Şakir KADAN

24.03.2013

Son Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2013 11:11

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.