Kör Oktay

22 Kasım 2011 11:48 / 2721 kez okundu!

 


“Hiç bir çile sünger avcılarınınkinden daha korkunç,
hiç bir çaba onlarınkinden daha zor değildir."
Opianus; MÖ 3.yy.


Mancornalara...

İnanamamıştı kimsecikler öldüğüne. Ağlaşmıştı bilcümle mahlûkat; karadakiler, denizdekiler. Ağlaşmıştı denizkızları, gören olmamıştı. Uçamamış, kayalıklarından ayrılamamışlardı martılar. En çok oynaşı yunuslar üzülmüşlerdi; dalıp çıkmıyor, oynaşmıyorlardı. Kayalıklardan kayalıklara çarpınmıştı dalgalar. Ava çıkmak istememişlerdi sandallar, sepetler, oltalar, paragatlar. Ölüm bile yaptığından utanmıştı. Oysa şimdilerde kaybolmaya yüz tutmuş mezarcığında yatmaktadır; şu çevreleyen taşçıkları bile dağılmış, eksilmiş olanda. Artık kimse farkında bile değildir bu mezarın. Yoktur bir sulayanı, yalnızdır, sahipsizdir. Oysa Poseidon’un yoksul yoldaşıydı. Gökova’nın oynaşıydı. Derin su balıklarının kardeşiydi. Baş fora, demir vira! Rastgele! Karamanya ondan sorulurdu. Görmemişti hiçbir süngercinin apoşu, onun kestiği Akdeniz bal peteği süngerleri gibisini. Bugün bunlar bilinmez bile. Artık “makyajlı çaylar firmadan, içelim durmadan, bardakları kırmadan” devri başlamıştır. Değişmiştir denizdeki sesler. Süngerciliğin yerini turizm almıştır, dalgıçların, mancornalarınkini zenneler. Başkaca marifetler gereklidir şimdilerde. Bu nedenledir tümden unutulması Kör Oktaygillerin.

O zamanlar yolu bilinmez, bilinse varılamaz bir yerdi Bodrum. En iyisi denizden ulaşmaktı. Açıkta bordo bordoya demirlerdi on beşte bir rastlaşan yolcu gemileri. İşte bu Kör Oktay, çıktı mıydı geminin güvertesine, atlardı denize balıklama. “Hani nerede, neden çıkmadı hâlâ?” diye endişeli telâşla sora dursun yolcular, o çıkardı diğerinin ötesinden. Nefes de desen, cesaret de desen ondaydı. Bir o kadar da alçak gönüllüydü Kör Oktay. Koşardı herkesin yardımına, hizmetine. Tekne mi hazır edilecek; ağlar, paragatlar, dalgıç elbiseleri, takım taklavat? Koşar bulunurdu Kör Oktay.

Karada ekmekle, denizde peksimetle çökeleğin katık edildiği yıllardı. Kordonla boğulmamıştı daha deniz. Teknelerin sintinesiyle kirletilmemişti henüz liman. Kavuşur, oynaşırlardı kara donlu çocuklar ve deniz kumsallarda. Süngercilikle geçinilen zamanlardı. Bir de mandalinasıyla az zeytini vardı; unutmamak gerek. Ortaca hâllilerin gençlerinin Milâs’a, Kör Oktay gibi yoksulcukların da Bardakçı sırtlarına, âzad edilmiş eşeklerin yanına gittiği yıllardı. Mutaassıptı Bodrum. Kaçgöç hâkimdi. Düğünleri yapılmamışsa daha, nikâhlılar bile selâmlaşamazlardı. Söylenti alır başını giderdi yoksa.

Böyle günlerden bir gün hareketlendi memleket. Çalkalandı Bodrum, Fransızlar geliyorlarmış diye. Derin sularda batıklar varmış. Çıkaracaklarmış da geçmişi bileceklermiş. Nasıl olacakmış bu iş, bilen yokmuş; ama aranan dalgıcın Kör Oktay olacağını herkesler biliyormuş. Kim dalabilirdi ki o derinliklere başkaca?

Beklenenler gelmişti sonunda, epey bir kalabalık; kadınlı erkekli. Dışarıda futasız gezen kadın görmeye alışık olmayan Bodrum’un erkekleri, çıpıldak Fransız karıları görünce pek bir hoş olmuşlar. Akranları her dalış günü sonrası sormuşlar Kör Oktay’a karıları. Savmış her seferinde Kör Oktay arkadaşlarını başından. “Çok iyi dalgıç herifler…” demiş, “bildiğiniz gibi değil.” “Senden de iyiler mi len? Sana da mösyö diyorlar mı?“ diye dalga geçerek, soruyorlarmış. “Gördüler mi len senin nasıl daldığını, anladılar mı kıymetini ha?” diye gizli bir övünme, sahiplenmeyle sorduklarında da, “Yakında anlarlar, seksen metrede var bir batık. Orada anlarlar…” diyormuş.

Oktay’ın beklediği, kendini tam olarak göstereceği gün gelmiş çatmış. Göstermiş tümden hünerlerini. O güne kadar yapılandan fazlasını yapmış. Şaşırtmış, hayran bırakmış kendine Fransızları. Fransız kadınlar da cılcıbıldak halleriyle sarmışlar Oktay’ın etrafını. Anlayabildiği sadece, “mösyö Oktay” kısmıymış. Oktay gururlu ve memnunmuş. İşte tam bu sırada, o Kör Oktay’ın kaç günlerdir içini gıcıklayan, gördüğü zaman yüreğini ve kasıklarını bir hoş eden sarışın kahpe, pazılarını tutmuş okşamış, iki eliyle avuçlamış. Demiş, bir şeyler demiş de; ama ne demiş? Anlamamış Oktay. Sadece bir hoş olmuş, pazılarını değil de hani o yerlerini okşuyor, okkalıyormuş gibi ola koymuş. Seksen metreden yeni çıkmış Kör Oktay, iyice mayışmış, gevşemiş. Üstüne bir de öpmez mi yanağından kancık! Bunun üzerine Kör Oktay, birden, miğferini takmış, sıktırmış. İşi bilenler, “ne yapıyorsun, aman ha!” demeye kalmadan atmış kendini denize. Her hâl, bir daha görsün istemiş, Fransız kancık, nasıl dalarmış Kör Oktay diye. Feryat telâş ortalık. Çok acele etmiş arkadaşları. Olacak da görülmüş de bir şey değilmiş bu. Hele Kör Oktay yapsın ha? Kompresörü çalıştırmışlar; ama nafileymiş. Fırlamış gelmiş gerisin geriye ta diplerden Oktaycık. Kendinde değilmiş elbet. Çekip almışlar yukarı. Çıkarmışlar miğferi. Perdeli kör gözü bile akmış. “Bırakın yavrucağımı…” demiş kaptan, “…rahat bırakın”; sesi titrek, gözü yaşlı. Ortalık sessiz mi sessizmiş. Doğru yönelmişler limana. Haberi duyup da inanmayanlar bile toplanmışlar. Toplanmışlar da görmüşler gözleriyle Kör Oktay’ın ölüsünü, kumsalda uzanır. Yine de inanamamışlar ya…

Fransızlar iş yaptıracak tekne bulamamışlar bu olaydan sonra. Hiçbir dalgıç onlarla dalışa gitmemiş. Yarım kalmış işleri.

İnanamamıştı kimsecikler öldüğüne. Ağlaşmıştı bilcümle mahlûkat; karadakiler, denizdekiler. Ağlaşmıştı denizkızları, gören olmamıştı. Uçamamış, kayalıklarından ayrılamamışlardı martılar. En çok oynaşı yunuslar üzülmüşlerdi; dalıp çıkmıyor, oynaşmıyorlardı. Kayalıklardan kayalıklara çarpınmıştı dalgalar. Ava çıkmak istememişlerdi sandallar, sepetler, oltalar, paragatlar. Ölüm bile yaptığından utanmıştı. Oysa şimdilerde kaybolmaya yüz tutmuş mezarcığında yatmaktadır; şu çevreleyen taşçıkları bile dağılmış, eksilmiş olanda. Artık kimse farkında bile değildir bu mezarın. Yoktur bir sulayanı, yalnızdır, sahipsizdir. Oysa Poseidon’un yoksul yoldaşıydı. Gökova’nın oynaşıydı. Derin su balıklarının kardeşiydi. Baş fora, demir vira! Rastgele! Karamanya ondan sorulurdu. Görmemişti hiçbir süngercinin apoşu, onun kestiği Akdeniz bal peteği süngerleri gibisini. Bugün bunlar bilinmez bile. Artık “makyajlı çaylar firmadan, içelim durmadan, bardakları kırmadan” devri başlamıştır. Değişmiştir denizdeki sesler. Süngerciliğin yerini turizm almıştır, dalgıçların, mancornalarınkini zenneler. Başkaca marifetler gereklidir şimdilerde. Bu nedenledir tümden unutulması Kör Oktaygillerin.


Ertuğrul BARKA


22.11.2011 (5 Aralık'ta revize edildi.)

----

Mancorna: Kırk beş metre ve daha derine dalan sünger avcısı.

Karamanya: Bodrum’dan, Hatay Samandağ’a kadar olan ve sünger kesilen deniz alanı.

Apoş: Dipte kesilen süngerlerin içine konduğu file, torba.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
22 Şubat 2012 13:19

m. kemal emül

Sevgili Barka , Beyninize, Yüreğinize ve Kaleminize sağlık.....
31 Aralık 2011 11:22

hurkus

KIYMETLİ ERTUĞRUL BEY,

SAF BİR SÜNGER AVCISININ, YABANCI BİR KADININ İLTİFATLARINA KURBAN GİDİŞ ÖYKÜSÜ MÜKEMMEL BİR ŞİİRSEL DİLLE ANLATILMIŞ. BU GÜZEL YAPITINIZI SEVDİKLERİMLE DE PAYLAŞTIM. TEBRİK EDER, SONSUZ BAŞARILAR DİLERİM.

SEVGİLERLE,

PROF. DR. İBRAHİM ÖZTEK
31 Aralık 2011 11:20

hurkus

Sevgili Ertuğrul Ağabey,

Öyle güzel yazmışsın ki öykünü yine aldın götürdün geçmişin Bodrum'una bir anda. Eline, kalemine sağlık. Böyle güzel öykülerini artık bir kitapta toplamanın zamanı geldi bana göre. Güzel öykülerinizi artık sadece dostlarınız değil, tüm İzmirliler, tüm Bodrumlular hatta bu güzel ülkenin tüm insanları okumalılar. Hatta ispanyolca çevirisi ile Küba'ya bile iletilmeli derim.

İyi ki sizi tanımışım diyorum. Yazılarınız kadar dostluğunuzun da sevdalısıyım.

Öykünüzle ilgili öneriler istemişsiniz. Yarattığınız güzelliğe söz söylemek haddimiz değil. Ama gözüme çarpan bir iki noktayı dikkatinize sunmak istiyorum.

Metin içinde "çıpıldak" tanımı kullanmışsınız "cıbıldak" daha uygun olmaz mı? Bir başka cümlede de cılcıbıldak denildiğinden dikkatimi çekti.

"çıpıldak Fransız karıları görünce"

Bir de Kör Oktay ve Bodrumlu hemşehrilerini konuşturmanızda biraz aksan katsanız daha iyi ve etkili olur gibi geliyor bana.

“Senden de iyiler mi len? Sana da mösyö diyorlar mı?“ diye dalga geçerek, soruyorlarmış. “Gördüler mi len senin nasıl daldığını, anladılar mı kıymetini ha?”

yerine, “Senden de iyile mi len? Sana da mösyö diyola mı?“ diye dalga geçerek, soruyorlarmış. “Gördüle mi len senin nasıl daldığını, annadıla mı kıymetini ha?” olsa nasıl olur?

Haddimi aşmadığımı düşünerek size sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Bir sonraki öykünüzü sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Görüşmek dileğiyle...

Saygılar,

Coşkun SARI

Değerli eşinize de sevgiler, saygılar...
31 Aralık 2011 11:16

hurkus

Merhaba,

Bodrum'la ilgili,sünger avcısı kör Oktay hikayeni, sanki şiir okuyorum gibi bir çırpıda okudum.
Bodrum'a gittim, sanki ben daldım o derin sulara, her cümlen gözümde canlandı.
Ellerine sağlık.
Teşekkürler.

Necdet TUTKUN

13 Aralık 2011 12:55

seçil

Hem güldüm hem hüzünlendim. Günümüzde kör Oktay gibi ince hislere sahip insanlar kalmadı galiba. Yazınız için teşekkürler. Elinize, yüreğinize sağlık…

Seçil ÖNDER
10 Aralık 2011 11:58

hurkus

OZAN KARA

Ertuğrul ağabey,
Güzel olmuş öykün, sıkılmadan zevkle okudum.
Yaşar Kemal'in BİR BULUT KAYNIYOR adlı, röportajlarının olduğu kitap var. Orada süngercilerle ilgili güzel bir yazı var. Belki araştırmana faydası olur. Belki de önceden okumuşsundur.

10 Aralık 2011 11:57

hurkus

NİLGÜN ESER

Keyifli oluyor Barka'nın yazdıkları...


10 Aralık 2011 11:56

hurkus

YILDIZ İLHAN
Yazar

Yürek burkan, bir yandan da keyifle okuduğum bir yazı. İlk metninle, düzeltilmişini karşılaştıramadım, ağır grip nedeniyle dikkat eksikliğim var. Bir kaç yerine dair uyarım olacak, ancak dili, anıştırmaları, yerel dokundurmaları, bırakılmış boşlukları yerli yerinde. "apoş" gibi yerel ya da mesleksel sözcüklerin anlamı dipnot olarak verilebilir.
2. bir "Balıkçı" mı sesleniyor Halikarnas'tan ne?

10 Aralık 2011 11:55

hurkus

GÜLŞEN YEŞİL

Ertuğrul bey,

Öykünüzü okudum ve çok beğendim.
Yürek burkan konusu yanında sizin zaman zaman şiirsel anlatımınız ve konuya egemen oluşunuz gerçekten çok etkileyici. İlk metinlerinize göre anlatımınızda da çok büyük bir gelişme var bence.

Elinize yüreğinize sağlık.

10 Aralık 2011 11:54

hurkus

Yrd. Doç.Dr. EMEL KAYIN

Sevgili Ertuğrul Bey,
Siz de derin su balıklarının kardeşisiniz…
Sevgilerle.
10 Aralık 2011 11:53

hurkus

ERDAL İZGİ
Gazeteci

Elinize, yüreğinize sağlık.

10 Aralık 2011 11:52

hurkus

ÖMÜR ÖNDER
Mimar

Kör Oktay’ın öyküsü içimi sızlattı. Tanık olsaydım bu kadar etkilenir miydim?
Emin değilim.
Çok teşekkürler. Emeğine bereket; kalemine sağlık...

10 Aralık 2011 11:52

hurkus

A. NEDİM ATİLLA
Gazeteci

Üstat;
Süngerciler yazın harika olmuş...
Ellerine sağlık... Balıkçı'yı ışıklar içinde yatırıyorsun....


10 Aralık 2011 11:51

hurkus

LOKMAN ÖLGÜN

Selam sevgili Barka;
Hikayeni okurken, Mavi Bodrum sularına daldım gittim şu ılık kış günü..
Küçük hikayelerde saklıdır işte yaşamın detayları.
Duygularınla örmeye, yazmaya devam -:))
Sağlıkla kal...

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.