Kübalı ihtiyarların verdiği ders
20 Eylül 2011 12:52 / 4612 kez okundu!
Binlerce ve binlerce kilometre yolun yorgunluğuyla Vinales’te kaldığım evdeydim. Havana, Matanzas, Villa Clara, Cienfiegos, Guantanamo ve daha birçok kent, kasaba… Küba’da gezmediğim, görmediğim yer kalmış mıdır acaba? Ev halkıyla kısa bir hoş söyleşiden sonra odamdayım. Artık uyuyabilirdim. Yatağa değil yatmak, gömüldüm. Çok yorgunum, yorg…
Uyumuş da rüyamda mı duyuyordum, yoksa duyduğum müzik sesi mi beni uyandırmıştı? Nasıl içten, nasıl duygulu bir müzik ve insan sesiydi bu böyle? “Te amo, te amo” Uyuyabilmem olası değildi. Yatağımda dikildim, ayakuçlarımda yükselerek pencereden müziğin geldiği yere baktım. Evet, müzik yandaki evin bahçesindeki televizyondan geliyordu. Kimler dinliyordu ki? En iyisi gideyim hem tanışayım, hem de bu aşk şarkısını söyleyenle parçanın adını öğreneyim. Bu müzik parçasının olduğu CD’yi alamazsam Türkiye’ye çok büyük bir hüzünle döneceğim; aklım bu müzikte kalacak. Derhal odamdan çıktım; ev halkı şaşkın. Müzik bitmeden yetişmeliyim.
Komşu bahçeye geçtim. Çalışan işçilerden televizyonun olduğu yere doğru gidemiyorum. Kimisi kum eliyor kimisi de briket taşıyor. Bata çıka, atlaya, zıplaya, tık nefes müziği dinleyenlerin yanındayım. Üç ihtiyar adamcık. Kafadar oldukları da besbelli. Ellerindeki rom şişelerinden içerek ve purolarını tüttürerek dinliyorlar müziği. Bunlar seksenlerinden fazlalar. Şapkalı olanının yüz ve boyun kaslarının yarısı yok, gırtlağı da delinmiş. Gırtlak kanseri demek ki. Keyifleri tavan yapmış vaziyette; kendilerince salınıp dans ediyorlar. Televizyona bakıyorum, sığır çobanı şapkalı bir adam, bende Orhan Gencebay’ı çağrıştırıyor tipi. “Te amo, te amo…” Müthiş güzel bir parça; nasıl da içten söylüyor adam. Kendimi tanıtıyorum ve hemen şarkıcıyla ve parçasının adını soruyorum. Öyle ya, program bitmeden öğreneyim ki; bu ihtiyarlar sonra bilemeyebilirler. Ev sahibi olduğu anlaşılan ihtiyar kumandayı aldı masadan ve durdurdu parçayı; DVD seyrediyorlarmış demek ki. Daha doğrusu dinliyorlar da seyretmiyorlar. Joan Sebastian söylüyor ve parçanın adı da “Un idiota” Tamam, dememden sonra tekrar başlatıyor.
Müziklerini beğenmemden hoşnut ihtiyarlar. Romlarından da purolarından da içmiyorum; şaşırıyorlar nasıl yaşıyorum böyle diye. DVD’i nereden alabileceğimi soruyorum. Çalışma saati bittiği için alamazmışım, “yarın satın alırsın” diyorlar. Havana’ya gideceğim, olası değil. Siz bunu bana satın, siz alabilirsiniz diyorum. Gülüyorlar. Müzik devam ediyor. Göz ucuyla baktığımda şarkıcı at üstünde sahneye çıkıyor. Atı ve kendisi tek beden olmuşlar müziğin ritmine göre dans ediyorlar. Artık bu DVD’i almam mutlak gerek! Fakat ihtiyarlar satmıyorlar. Yahu yirmi ulusal pezoluk DVD’ ye kırk kat fazla para veriyorum; aylıklarından fazla. Vermiyorlar, keyiflerini satmıyorlar. Oysa yoksul bu ihtiyarlar. Bu arada şarkıcıya, sahneye fırlayan bir kadın sarılıyor. Birlikte söylüyorlar, öpüşüyorlar, dans ediyorlar…
Bu DVD’i almalıyım! Hayır, satmıyorlar. Keyifli ve mutlular; parayla değil yaşamla ilgililer.
Bu Kübalıların karşıdevrimci olmayanları böyle; pek keyifli ve mutlular.
İhtiyarlar, DVD’i bana satmadılar. Belki çok paraları olacak daha çok puro ve rom alabileceklerdi DVD’i bana satsalardı. Ama o anın keyfini bir daha yakalayabilecekler miydi acaba? Öyle az zamanları vardı ki yaşanacak, kaybedecek bir anları bile yoktu. Çaresiz bir gün daha kaldım Vinales’te ve DVD’yi edindim.
Şimdi o ihtiyarlarla birlikte dinliyorum Türkiye’deki evimde bu müziği; ama müziğin esas vermek istediği duygulardan daha başka ve daha yoğun insancıl duygularla…
Ertuğrul BARKA
20.09.2011
***
Editörün notu:
>> Joan Sebastian "Un Idiota"



