TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM, ÜZERİNİZE AFİYET Bİ DE KADINIM!

06 Şubat 2011 23:33 / 1942 kez okundu!

 


Güney Anadolu’da çalışırken, bölgeye doğudan gelen göçerlerin çocukları okullarındaki and içme töreninde, yerel ağızla candan gönülden höykürürdü, bayılırdım; ‘Kürdem, dorgiyem, çalışkaanem, hee işte ele…’ Sonra bunu hikayelerime aldım, o yarım dilli, cin fikirli, sumsuklana ezile kendini esirgemeyi erkenden öğrenip yaşamın usta neferi olan (bi kısmı da kayıp olan) çocuklarımızı hikayelerime kahraman yaptım.

Hayatta kahraman olabildiler mi, yanıtı ‘zor’ elbet. Sonradan kurşunlandılar, ellerinde bombalar patladı, ama, elleri ne hikmetse sapasağlam kaldı, bi tek canları gitti. Mapuslarda büyüdüler, yalnız çocuklar hayattan yasaklanmadı, mapusa gönderilen balonların sarı, yeşil, kırmızı renk olanları da yasaklandı, çocuklar büyüdü biz büyümedik, o da ayrı…
Zati Oral Çalışlar döktürmüş gene, ‘sevdikleri mezarsız kadınlar ülkesi’ yazısında… ‘Topraklarından kendi yurttaşlarının kemikleri fışkıran bi ülkede demokratikleşme sanıldığı kadar kolay, basit olamaz’ diye… Bir kadın yazara yaraşırdı bu esaslı tümce, velakin işte gördüğünüz gibi ne Türk olmak kurtarıyor, ne doğru olduğumuzu sanmamız, buna vehmetmemiz, ne çalışkanlık, ne de erkek yahut kadınlık…
Aslında bu topraklar öyle topraklar ki, bırakın içinden yurttaşının kemiklerinin fışkırdığını, gencini çocuğunu vadesiz toprağa soktuğunu o ülkenin, bir şeyi sahiden olmak bin bir acıya müstehak olmak demek… Türk olmak, doğru olmak, çalışkan, akıllı, akılsız, milliyetçi, aşık, hasret, cumartesi hısımı, kendi cinsine meyilli, çocuk, kadın, ilkeli, zarif, esaslı kişi olmak da cezayı gerektiren haller bu topraklarda…
Yerli yerine oturamayan bişeyler var, adına defo diyorlar, demokrasi ve vicdan noksanlığı diyorlar, yahut o otursa kendi oturamayanlar var.
Hadi bu ağır söylem, kaldırması müşkül, geçelim, dayatılan bir örnek hayatlara ve sevgisizliğe ne demeli?
Ki bunun düzelmesi için akıl, yürek, sağduyu yeterli.
Öyle mi acaba? Belki demokrasi asıl burada gerekli. Toplumsal barış için duyarlılık ve vicdanlı olmak da…
Tanımak, gümrah kılmak için değil, unutmak için besleniyor sevgi… Bu yeni moda günübirlik sevgiler en büyük handikapımız değil mi?
İnsanlar, ille de erkekler hem kendilerinden kaçıyor hem sevdiklerinden, yahut sevgi kavramından. Ne hastalıklı bir tutum bu böyle.
Anarşist aşkla baş edebilmek için mi yoksa, sevgiden ve kendinden kaçış?
Böl ve yönet ilkesi uyarınca, zeka, cinsellik, ruh, beden, yarar, kişisel çıkar, heves, porno, internet üstü vuslat, günübirlik heveslerle, ne büyük bir kaçıştır bu, hayattan?
Sonra, artık bir çılgınlık halini alan sevgililer günü kutlamaları sökün ediyor, aşk ilminde bunu hak etmişiz gibi… Oysa yapılması gereken tek şey, dostluğun, sevginin, yakınlığın ve kavuşmanın yeniden icadı…
Günlerden bir gün biri Rum, öteki ikisi Ermeni yurttaşımız kadınla koğ ederken, ki bunlar dünyasını bitirmiş, dış ülkeleri gezmiş dil bilen esaslı kadınlar, ufku bizimkinden biraz farklı kadınlar, sorasım tuttu, hangi ülkenin erkeği sevmelere daha değer, aşktan kadından daha iyi anlayan, sevgide usta adamdır diye?
Sözbirliği etmişçesine ‘Alman erkekleri’ dedi hepsi.
Ben de bu yanıta şaştım, hele dillerinin marş marş komutlu, sesli oluşu dikkate alındığında… Bu kuralcı, kendine hayran ülkenin erkekleri, seni seviyorum derken Hitler ordularına hücum emri veriyor sanki… Öyle değilmiş, böyle sanmak benim bilgisizliğimmiş… Onların yalancısıyım elbet…
Bir hınzır Ermeni asıllı kadınımız kalkıp dedi ki, ‘zaten bu memlekette büyüyen bütün azınlık erkeklerin mayası aynı, Osmanlı. O yüzden Rum’u, Ermeni’si, Türk’ü hiç fark etmez, buradan bir ırkdaşımı alacağıma gittim elin Alman’ını aldım, çok mutluyum…’
Tartışmaya açık bir hüküm…
Ama elbet ne ırkı, ne hüneri, adamın esaslı sevgili olması bence, kadınlardan sorulmalı… Birlikte olduğu kadınlardan kırmızı kurdeleyi hak etmeyen erkek, aşkta saf dışıdır mirim… Bakmayın hot zotlarına, sevgi üstüne, sevgililer gününe yaklaşımına, malum elinde olmayanın dilinde olur…
Her sevgililer gününde, genç yaşta ölüveren bir doktor arkadaşımız düşer aklıma. Niyeyse, sanırım o gece nöbetçi diye, sevgililer günü için çiçek alamadığından yapmıştı bunu, hastanenin hemşirelerinin bir etkinliği için gönderilmiş olan (hani o ayaklı, kazulet, kırık çiçeklerin tele geçirilip üstüne iliştirildiği) çelengi bir yardımcı personel yardımıyla yürütüp, sevgilisinin çalıştığı okulun kapısına koydurmuş, üstüne koca bi bez kuşağa, ‘senin için ölüyorum Dilek’ yazıp asmıştı. Sonradan durumu çakan ve elbet çok kızan hemşirelere çukulata alıp özür dilemesi zaman ve para israfı olmuştu, ayrı…
O yıl uslanmayıp ve Dilek’ten yüz bulamayıp, ertesi yıl, gene, bu kez kızın çalıştığı okula sahilden tekneyle yanaşıp, elindeki megafondan, ‘seni seviyorum, bennen evlensene Dileek’ diye bağırmıştı. İşte olay budur sayın seyirciler, televizyonu okuyup, kitabı seyreden canlarım benim, ben aşığa aşık demem, böylesini yapmayınca…
Dostluk, sevgi, yakınlık ve vuslat yeniden icad edilecek yahut yapılandırılacaksa, işbu olay ibretliktir…
Ufukta sevgililer günü gibi önemli bir olay varken, adalet, Pınar Selek’i yeniden yargılıyor öyle görünüyor ki boynu vurulmak isteniyor. İyi ya, hadi bakalım, bu ayıbı kendimize yakıştırıyorsak, bir büyük utanca daha katlanacağız. Ben katlanmıyorum anacım, yazdım yorumu mu, yolladım dayanışma sitesine, beklerdim ki ezici bir gönderim olsun, sitenin yolları kitlensin, herkes vicdanının sesini dinlesin ve söylesin… Söyleyen çok elbet, daha söyleyecek olan da…
Gündemin önemi ortadayken biz cümbür cemaat bir televizyon yıldızı kızcağızın ölümü üstüne hoş olmayan atışmalardayız, gereksiz büyütmelerdeyiz, erkek ağzı söylemlerdeyiz, yoksa biz yerli film atraksiyonu ve senaryosu bağımlısı mıyız? Akıl ve vicdan gerektiren işler bizi bozuyor da ondan mı tırışka konularda kendimizi paralıyoruz. Bunu nasıl beceriyoruz, anlamak benim zekamı aşıyor.
Sağduyuyla ve zekayla düşünmeyi beceremiyoruz…
Aşkı da, ayrılığı da, vuslatı da.
Ne Kanuni’yi ne de demokrasiyi…
Demokrasiye bayılıyor ancak ondan kenar geziyoruz.
Kemal’e eremedik, çakma Kemal’den söz etmiyorum. Onunla varılacak menzil iyice belirsiz, varılacak yer belli de, dibe vuran emanetçilikle bu haller ne haller bilemem artık…
Müracaat gene zat-ı alinize Yarabbicim.
Tanrım siyaset yaptığını sananlardan bizi koru.
Tanrım bizi aşktan da koru.
Kör milliyetçilikten (kör olmayanından da), dil vurgusunu benim sinirimi zıplatmak içinmiş gibi inatla yanlış hecede yapıp bütün iç dengemi bozan sunuculardan, seslendirmecilerden, tramvay ve otobüslerdeki otomatik durak adını yanlış vurguyla okuyanlardan da bizi koru.
Tanrım sevgililer günü, analar günü, dul karılar günü, boştaki erkekler günü, baldızlar, kayınpederler, kaynanalar gününden, Yeşilay, Kızılay haftalarından, milli bayram kutlamalarında uçurulan jetlerin masrafından, kadın olmaktan, töreden, kimi zaman yargının geri dönüşü olmayan ağır kararlarından…
Tanrım sen bizi asıl darbekarlardan koru, esas onlardan ve onların şakşakçılarından, bir gece ansızın geliversene’cilerden…
Sahtekarlardan, kitapsızlardan, çakma aşıklardan, uyuşturucudan, gönülden, iğneden, dilden, medyadan gelmiş ve gelecek olan bütün uyuşturmalardan koru…
Kerameti kendinden menkul çakma yazar ve şairlerden, dini pencere yorumcularından, sanat sanılandan, sanat eserine hüküm biçenlerden, canım kendim’cilerden, en iyi ben bilirimcilerden, kodum mu oturturum’culardan, bi vururum bi de yerden yersin’cilerden…
Ehliyetsiz olunuveren ana babalıktan, kendine demokrat ve kendine Müslüman olanlardan, evlilikle aşkı karıştıranlardan, ikincisinden olmak ister iken sahip olduğu evlad ü ayalinden kolaycacık geçenlerden, gözüyle diliyle zina edenlerden, namuslu namussuzlardan, faşist olduğundan bihaber demokratlardan, en üstün benimkiler diyenden, ya sev ya terk etçilerden, bin laf edip dişe dokunur tek kelam edemeyenlerden, muhalefet özürlülerden, iktidara gelmekten ödü kopanlardan koru ya Rab-bül alemin…
Gelmişini geçmişini kazanç kapısı edenlerden, milli münafıklar ve milli yargıcılardan da koru… 'Milli etiketinin olur olmazın başına konmasından da koru bizi. Coğrafyanın, tarihin, eğitimin millisinden Allahım, o nasıl oluyorsa?
Karada, denizde ve havadaki cansiparane gayretle bu yurdu koruyanların hakkından ve hışmından, ülke sevicilerin zulmünden, Kürt söylemiyle konuşanların attığı fazla A'ları alıp kelimelerine ekleyen liderlerin bol A'lı, A çöplüğü olmuş kelimelerinden de koru, Kardak kayalıkları gazisi ilan edilmekten de, milliyetçinin sevgisindeen, sosyal demokratın kimisinin zekasındaaan, toprakta olup da halen daha biz canlıları koruyan evliyanın şefkatinden, kaderiynen ya da emir ilen şehadet şerbetini içen, ya da zorla içirtilenin günahından, durduk yerde kendini intihar ettirilen kimilerinin hakkından, edebi eser intihal edenlerin pervasızlığından da koru...
Beş dakkada Beşiktaş’çılardan, çalımlılardan, kitapsızlardan, ilkeli ve zarifim diye davul çala çala gezer iken en büyük hamhalatzade olanların yolunu üstümüze uğratma Allah’ım…
Gencecik çocukları birbirine kırdırtanlardan koru bizi, bu kırımdan kurtulan çocukları mapusa tıkan, çocukların sütünü, etini, dilini, ilacını esirgeyenlerden, yaşama sevinçlerini köreltenlerden bizi koru, en sevdiklerinin aşkına…



Ayşe Kilimci

06.02.2011


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
08 Şubat 2011 00:22

msakaryalı

AMİNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN !

Muammer

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.