GÜNEŞ UFUKTAN BÖYLE DOĞAR/ SOYUNALIM ARKADAŞLAR!

21 Şubat 2011 15:33 / 1744 kez okundu!

 


Bir beyefendi hocanın buyurduklarından sonra dilime dağ başını duman almış marşı dolandı niyeyse? Okul, öğrenci, hükümler, kadınlar, dekoltelerden daral geldi demek…

Hazır ufukta 8 Mart var, azıcık soyunup dökünsek, ferahlasak, bu arada bu azıcık açıklığa erkeklerin ne kadar dayanabileceklerini görsek, fena mı olur? Ne güzel şenlik olur…

Bendeniz ki artık ununu eleyip eleğini duvara asmış, torun torba sahibi bir hatun kişi, hadi dilinizi korkak alıştırmayın kocamış deyin, böyle bir çağrı yapmaya ar etmiyorsam, demek saçmalık söyleyen çağırmış beni bu ar meydanına. Keşke er meydanı olaydı diyeceğim, ama, görüyorsunuz işte her zamanki gibi bir er kişi tepip dağıtıyor ortalığı… Yakındır en yukarıdaki makamdan da tekzip gelmesi yahut bu kulunu sumsuklaması, er kişinin tepip dağıttığını toparlamak temizlemek gene kadınlara düşüyor.

8 Mart arifesinde ne güzel bir kapışma bu böyle.

İyi ama iyi, pekiyi oluyor, şiddetlen ey darlık, açılırsın demiş Hz. Muhammed, bayılırım bu sözüne, çekilemez hadler aşan Çeker beye de öğütlerim, bazı ilerici yargılarını peygamber efendimizin okuyup anlamasını… Ama işte her okuyan anlayamıyor, ne çare? Bir de şu sözü, ‘din, dosdoğru kişi olmanın kılavuzudur’ Hatta o son kelime bile yok, dindar olmak nedir diye sorana yanıtı bu, ‘dosdoğru kişi olmaktır’… Did you understand sir Çeker?

‘Edep, özgürlük nedir?’ sorusuna da şöyle demiş, aktaranların yorumlayanların yalancısıyım ben, ‘utanıp arlanmayacağınız her şeyi yapabilmektir’

Bunu da understand sir?

Sanmıyorum… Demek ki neymiş biz nasıl toptan anlamıyorsak sizin derin bilginizi ve sözlerinizi, Allah Resulü böylelerinin de çıkabileceğini düşünerek bir milenyum öncesinden sözlerine açıklık getiriyor, ama hani anlayan…

Şimdi gelelim sadede; Humeyni kafası malum, fahişeliğin kadının cinsel açlığı olduğunu ileri sürmüş idi, dekolte/tecavüz/bunun sonu kerhane mantığı yani üçgeninin iç açıları toplamı fahişelik demek.

Babası yahut erkek kardeşinin sözünü dinlemeyeni bile fahişelikle damgalıyordu Humeyni ahlak komiserleri. On beş bin İranlı kadın 1979 yılı 8 Mart’ında peçe zorunluluğunu kınama gösterisi yaparken Tahran’da, Müslüman erkekler ‘peçe takmak istemeyen fahişe olmak istiyor demektir. Kamışımı istiyorsan gel hadi, seni düzeyim’ diye bağırarak, bilmem nereleri ellerinde, kadınların üstüne saldırmıştı. Bu yılı ve bu olanı unutamam, hem kadınlar gününe köhne zihniyetin mührünü vurmasıydı hem dünya çocuk yılıydı hem ben ilk kızımı dünyaya getirmek üzereydim, bu üçünün de üstüne benzin döküp yakmaktı, yanılmadığımı kayıtlardan da gördüm, Zand Dokht (Kadının gizli dünyası, sayfa;205, Arion yayını) da yazmış, aynen, eksiği var belki fazlası yok…

Irza geçme, kurbanın utanç ve korkusu yüzünden en az bildirilen suçlardan.

Onca yıllık meslek hayatımda, kız çocuğuyla erkek çocuğuyla, kadınıyla erkeğiyle tanık ve bilirkişisi olmak zorunda kaldığım tüm tecavüzlerde dil ile ikrar en son geldi bazen hiç gelmedi… Bu sokakta dekolte giyinme kelime oyunuyla tecavüze % bilmem kaç ortak olma lafazanlığı, mantıksızlığıyla başa geldiği gibi daha da çok, evin içindeki kişilerden kaynaklanan ensest olaylarıydı, bunu bile bin bir dil oyunuyla kayda alırdı memur mantığı, mantıksızlığı. Erkek egemen toplumda suç da, erkeğe dayalı suç da erkek bakış açısı süzgecinden geçirilir kağıda öyle düşerdi.

Bu ne yaman çelişkidir? Koruyucu kollayıcı aile, kabile ortamının kadın için tecavüze yataklık etmesi, kadının tecevüzcüsüyle evlendirilerek suçlunun aklanması, potansiyel tecavüzcünün kadının huzur ve geçim garantisi sayılması…

Ne onunla, ne onsuz…

Tecavüz, rasmeres gelmez olası, erkek gücünün ve türünün kesin sınavı, bir vahşi zafer…

Kadının içi almadan, rızası dışında, zamansız, çirkin bir beden kuşatması ile ‘içine alma da göreyim’ diyerek kadını zorla ele geçirmek, öyle yaptığını sanmaktır…

B. Faust’un dediği gibi,’Hayır!’ deme hakkına vurulan en şiddetli darbe. Cinsel etkinlikte kadının eşi, zamanı ve yeri seçme hakkını yadsıyarak, özerkliğini tehdit eder. Yaralayıcıdır ama tecavüz korkusu vardır bir de, o sakatlayıcıdır.

Uygarlığın en temel terörizmidir.

Saldırıdır düpedüz, düşmanca, aşağılayan bir şiddettir.

Çocukların aile içinde saldırıya uğraması örtbas edilir, bu da ırza geçme olaylarının gerçek sayısını bilmemizi engeller.

Tüm ırza geçme eylemleri güç gösterisidir, kaba ve akılsız gücün gösterisi, hayvanidir üstelik.

Irz düşmanı erkektir ama kadının güvenliği de niyeyse hep erkeğin yamacında aranır…

Sokakta derin dekolteli giysiyle erkeği kışkırtabildiği gibi, tecavüzü ‘hak eden’ kadın, döşekte erkeğine hayır diyerek de tecavüze uğrayabilir… Kapalısıyla açığıyla tüm kadınlar bu hedef tahtasındadır ve tecavüzcü de birkaç gündür ekranlarda boy gösteren, TSK atış talimatnamesinde yeri olmasa da bir yüzbaşının uyguladığı gibi, domalıp bacak arasından ve tersinden silahını ateşlemekle eştir…

Öyle ya da böyle, edebiyle, yahut dekolte çekimiyle yahut domalarak bilmem neresinin ufkundan tetik çekilmiştir, kurşun hedefe saplanmıştır.

Yani S. Brownmiller’in dediği gibi, ‘tecavüzcüler ataerkilliğin hücum kıt’asıdır ve erkek egemenliği için gereklidirler’.

Artık bari bunu understand hoca…

Tabii Marilyne French döktürüyor bu konuda her konuda yaptığı gibi;

’Dünyadaki, toplum içindeki yeri ve öbür erkeklerle ilişkisi ne olursa olsun, kadın konusunda tüm erkekler ırz düşmanıdır! Başka hiçbir şey değil! Gözleriyle ırza geçiyor, yasaları ve töreleriyle, kurallarıyla ırza geçiyorlar.’

Gene ona göre, erkek çocukluktan itibaren erkeğin kadından üstün olduğu mesajıyla bombardıman edilince, bu kadınların davranışlarını denetleyip, söz ve fiziksel saldırıda bulunabilecekleri anlamına geliyor onların… Ve dünya saldırgan erkekler üzerine kurulu bir yer.

Kadınların ırzına geçmek, gene French’e bakarsanız, kocalarına, aşıklara ve dekolteyle tetiklenen sokaktaki hayvanlara tanınmış bir haktır… Ve tecavüz dediğimiz şey, kadınlara karşı yürütülmekte olan geniş çaplı savaşın ancak bir cephesidir, en zavallı cephesi…

Önemli bir noktaya da parmak basıyor, sadistçe şiddetin aslında erkek doğasında olmayıp, bunun bir alay kurum tarafından onlara aşılandığı noktasına… Ki bence hocanın ettiği gaf işte bu yüzden önemli, artık bir sınır çizgisi, aşılabilecek bir eşik oldu % bilmem kaç dekolteyle tecavüzü hak edip, belli yüzdeyle o suça ortak olmak…

O yüzden inkârdan gelmeyi bırakıp, özrünü dilemeli…

Hatta bütün erkekler adına, cinsel şiddetin erkek cinsinin sorunu olduğunu kabul ve çözümüne öncülük etmeli…

Peru’nun varoşlarındaki kadınlar tecavüze uğradıklarını duyurmak için düdük çalarlarmış. Düdük sesini duyan öbürleri hemen hemcinslerinin yardımına koşarmış.

Tamam işte, ey ülkemin tüm kadınları, haydi gelin, 8 Mart’ı bu yıl böyle karşılayalım;

Boynumuzda düdük, omuzdaki bir askı düşürülmüş, göğüs dekoltemiz miktar-ı kâfide açılmış, etekler mini, jartiyer şayan-ı tavsiye, yüksek topuklar üstünde, sütyen takılmasa daha hoş, elbet göz ve gönül incitmeyecek beden ve dirilikte memesi olanlar takmasın, astarsız etek olabilir, dantel bluzu fanilasız giymek olabilir, dar kot, şort, şeffaf giysi olabilir, hoş koku, savrulan saçlar, kışkırtıcı takılar, yüz boyamak da olabilir. Hingirdemek, yüksek sesle kahkaha atmak da yakışır…

Tadından yenmez bu eylemin…

Bakalım sokaklar dolusu erkek ne yapar, bunca özgürlüğü ve faryapı akılları, gönülleri ve bilmem nereleri ne kadar çeker (!)?

Hadi kadınlar, Allah aşkına, hatırım için, güneş ufuktan sahiden de böyle daha güzel doğar, soyunalım arkadaşlar… Kapalı olan hemcinslerimiz de uygun biçimde bu eyleme katılabilir, bulunur bi yolu, haydi, 8 Mart’ta yahut o tarih pek uzak, onu beklemeden, hemen…



Ayşe Kilimci

19.02.2011


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
23 Şubat 2011 14:14

İSMAİL HAKKI ATILGAN

Okuduğumu anlamada hep zorlanıyorum artık. Bunadımmı ne?

Sayın hocam tepkinizi sıkıntınızı anlıyorum. Bir kadın olarak bu anlayışları bu rezaletleri dile getirmeğe çalışarak bir şeylerin yapılmasını istiyorsunuz..Size canı gönülden katılıyorum.

Bana sorarsanız kadın nedir kimdir diye?

Tek bir kelimeyle tarif edebilirim. KADIN BİR META'dır.

Onu meta'laştıran ne din'dir nede ahlaktır. Onu metalaştıran ahlaksızlığı (çıkar) uğruna ahlak anlayışı yapan tüketim toplumu anlayışı ve bu anlayışı bilerek veya bilmeyerek alet olan bizleriz.

Toprak bir ANA dır. ANA bir kadındır. Dolayısıyla yaşam ve devamı bir kadındır. Açıkca ERKEK de (mecaz) olarak kadındır.
Buna inanıyorsak bu doğruysa KADIN kutsaldır. Kutsallık saygı duyulan hürmet edilmesi zorunlu olan bir duygudur. bunu yatsımağa değiştirmeğe veya küçültmeğe kimsenin hakkı yoktur.

Benim annem vardı,çok istememize rağmen kız kardeşim yoktu. Eşim var, iki kızım var, ikide kız torunum var. Onların hepsi kutsal, keza sizde öyle.

Sayın hocam, şimdi bir kutsal insan olarak (tepki çekme) uğruna tüm kutsal insanları (8 mart dünya emekçi kadınların birlik ve mücadele gününde) KADINI METALAŞTIRACAK böyle bir eylem davetinde bulunmanız ne kadar doğru?

RÜKÜŞ bir kadın gördüğümde, veya frapan giyimli,(yeni adıyla dekolte)giyimli bir kadın gördüğümde acıyorum. Keşke güzellini bozmasaymış, galiba magazin tüketiminin etkisiyle kendini farklı konumlandırmak istiyor hemcinsleri arasında) diye düşünüyorum. Dahada açık sizin önerdiğiniz gibi şeffaf veya giyinik olduğu belli olmıyan kadın gördüğümde bırakın tahrik olmayı, insanlığımdan utanıyor ve o ortamdan hızla uzaklaşıyorum.

Örneklemeyi çok severim. (Özellikle TV dizileri rolmodel yaratmak, tüketim körüklemek için kadın metalamasını çok iyi yaparlar) YAHŞİ CAZİBE beni gerçekten cezbediyor. Dizideki tüm erkekleri de cezbediyor,ama kucağında köpeği olan o fiziği düzgün bırakın tahrik etmeyi cezbetmediği gibi her haliyle tiksindiriyor.

Emim bu yazıyı okuduktan sonra asıl sorunun KADININ MET'A yapılmasını örnekleriyle anlatan yeni bir yazı yazar,tarihsel geçmişte toplumlarda kadına bakışın hangi dönemlerde nasıl olduğunuda anlatır, mücadele yöntemlerini bir daha değerlendirirsiniz.

İsminizde çok kutsal (A-İŞE -AYŞE) ebeveyniniz bu ismi koyarken mutlaka çok gururlanmışlardır.

Başarılarınızın devamını diler, saygılar sunarım sayın hocam.
22 Şubat 2011 11:21

ERTUĞRUL BARKA

Mardin'de, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü'nün odasında 13 yaşında kız çocuğuna tecavüz edenler; yüzbaşı, polis, öğretmen gibi okumuş yazmış, bizi koruyacak doğru yolda eğitecek olanlar, bu kızcağızın neyinden tahrik oldular ki? Hangi cinsel uyarıyı aldılar ki? Bu tür sözleri edenlerin kültürleri böyle. Ne demişti Hüseyin Üzümez dede savunmasında?
"Peygamber Efendimiz'in sünnetiymiş."
İşte tam şu sıralarda "hukuk"a da birşeyler oluyor. Mahkeme kararlarına bir bakın; "tecavüze uğrayanlar suçludur" kararları çıkıyor neredeyse.
Daha ne kadar sessiz ve tepkisiz kalacağız? Evet, sayın Ayşe KİLİMCİ'ye katılıyorum. 8 Mart Dünya kadınlar Günü'nde bu tepkilerimizi insanlar olarak hep birlikte ve çarpıcı şekilde koymalıyız.

Canınıza sağlık Ayşe KİLİMCİ.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.