EV DENEN DENİZ…

27 Mart 2020 19:42 / 1017 kez okundu!

 

 

Bazen süt liman, çoğu kere dalgalı, bağrında saklayan, ama kıyıya da vuran…

Şimdilerde içine kapatıldığımız hücre.

Mapusluğumuz hayr ve hayallere vesile ola, ne diyeyim?

Bende’niz baştacınız ihtiyar gruptayım, 65 yaş ve üstü olan hani, nasıl gülesim geliyor…

Dara düşün de görün, hele küçük belde sâkini iseniz, nasıl baştâcı edildiğinizi… Hele sağlık sektöründe. 

 

****

 

EV DENEN DENİZ…

 

Bazen süt liman, çoğu kere dalgalı, bağrında saklayan, ama kıyıya da vuran…

Şimdilerde içine kapatıldığımız hücre.

Mapusluğumuz hayr ve hayallere vesile ola, ne diyeyim?

Bende’niz baştacınız ihtiyar gruptayım, 65 yaş ve üstü olan hani, nasıl gülesim geliyor…

Dara düşün de görün, hele küçük belde sâkini iseniz, nasıl baştâcı edildiğinizi… Hele sağlık sektöründe.

Bugün sokağa çıkmamız resmen yasaklandı, ama kimse iplemiyor, park sıraları her yerde olduğu gibi söküldü, kaldırıma mı oturacak oturması gerekince insanlar? Öyle edileceğine, sıraların ortasını kesilip bir metre aralı iki ayrı oturma ünitesi olarak bırakılsaydı ya. İşi boydan aşan hastaneler telefonları açamıyor, açınca da”yoğunuz” deyip kapatıyor, ilçe sağlık müdür lükleri hiç açmıyor, nöbetçi yetkili yok, aranabilecek…

Büyük iş küçük olmaz, biliyoruz da, ne mârifet yapacağımızı, ne renk boyaya boyanacağımızı bilemiyoruz, hepimiz haklıyız, çâre semt-i meçhulde…

İsmail Karakurt’un Ev için bildiğim tek şarkı, şiirini paylaşmış, şair kardeşim (ve sırdaşım) Gökhan Akçiçek, karşımda deniz, yanı başım orman olduğu halde bahar çıkageldi şiirle, sümbül koktu evin içi sanki:

“Sen yaşıyorsun diye/ yaşadığın eve adıyorum bu şiiri/sen yaşıyorsun diye/ seviyorum yaşadığın evi/sen yaşıyorsun diye/evde başak burcu sıcaklığı/sen yaşıyorsun diye/ayva, kuru üzüm ve incir kokusu/ kilerden/ sen yaşıyorsun diye/ duvarda narları çatlamış tablo/sen yaşıyorsun diye/ sevdiğim bir ev oluyor yaşadığın ev/ sen yaşıyorsun diye/ üstümüze açtığı mız yeni gök/ bu yaşamak sevinci, bu ışık/ sen yaşıyorsun diye/ evin içi kuş dolu, kartal/süzül meleri/ sen yaşıyorsun diye/ odalar dolusu hatıra ve kitaplar/ Sen yaşıyorsun diye iç rahatlığı/ sen yaşıyorsun diye bu evde/ bir nefesin alazıyla/ üflenmemiş karahindiba gibi/ çayırların fısıldadığı şarkıyı/ söylüyorum sonsuzca/sen yaşıyorsun diye / senin yaşadığın eve dönmek/ dünyanın en güzel dönüşü/ bilmezlikle değil, bilerek/ yaşadığın evin önündeyim/ iyi ki apartmanda değilsin/ camekândan seyrediyorum /sardunyaları/kapılar açılıyor bir oyunun/içinden /masal gömleğin sihirli düğmeleri gibi…” (Hece Dergi Şubat 2020 sayısı)

Ömer Lekesiz’in Y.Şafak’taki dünkü yazısı (“Çırpınıp içinde döndüğüm deniz”) gönlüme pekiyi geldi, “bir evin ev olmaktan çok daha fazlası olduğu” inancı üstüne kurduğu yazısı.

“Ev nedir ev? Ev bir dünyadır. İmgeleriyle imgelemimizi dolduran bir dünya. Kelimelerin ve deyimlerin evi sözcükler ev ve onunla ifade edilebilen şeyler söz konusu olunca nasıl da küçülür, kısırlaşırlar…”

Evini bir deniz olarak görüyor Lekesiz, peki neyin denizi?

“Denizlerin bile emsal olamayacağı genişlikteki hayallerin denizi…”

Şeyh Muhyiddin’in “sahili olmayan umman” diye nitelediği deniz

“Gerçeğe sığamayanların sığabildiği hakikat” diyor Lekesiz, hayallerin denizine. "Ekilenden çok fazlası biçilen en münbit tarla”… Ne güzel söylüyor.

Elbet yurtsuz yuvasız bırakılanlar, evi başına göçen/göçürülenler, vadesiz ölen, öldürülenler sökün ediyor, her ev denende “ah” etmesi insanın bundan değil mi?

Âşık Veysel’in gerçek dünyaya göçtüğü, kim bilir belki orada bin kat gördüğünün 47.yılı olmuş bile, ne çabuk… Gözleri kapanınca gönül gözü açılan, karayı ak eden, içimizin pasını sazıyla sözüyle yuyup arı sili eden koca Veysel… Doğru yanlış, bilemem, ne evet diyen oldu, ne yanlış diyen, hani ilk eşi başkasına kaçarken, kaçacağını bildiğinden, gittiği yerde dara düşmesin diye, pabucunun içine bir tomar para sıkıştıran Veysel… Yıllar sonra dönmüş gelmiş o giden, Veysel gene buyur etmiş, bağın bahçenin kendine en uzak yerine bir göz oda yaptırıp ‘otursun işte orda’, demiş… Veysel olmak kolay değil, görmese de görenlerden iyi görmesi de öyle…Görmeye niyeti olmayanın görmesi ise, olacak iş değil…

“Âşıklara gurbet bülbüle firkat/Derdimi sorarsan dürülü kat kat/Ey gönül, derdinden etme şikayet/ Yüce dağlar gurur duyar kar’ından.” diyen Veysel, dünyamızı ve kendi göz karanlığını aydınlatmış, gözükaralığa ve güzel söyleyişe çevirmiş, biz şu birkaç haftayı yaşamak umulan bir ömre çeviremeyecek miyiz? 

Umuttan ve dirençten kesilmeyin, bakarsınız ‘üstümüze yeni bir gök açılır’, ferahlarız, şarkılar, kuşlar ve sokaklar geri döner… Sağlığınız yerinde olsun da, varsın sokaklar sizsiz olsun… Aşk da bekler, özgürlük de, oyunlar çocukları bekler, tomurcuk bile bekler, bahar gelmiş olsa bile, siz iyi olun, içinizin şarkıları, gönlünüzün yaşamak hevesi tükenmesin…

 

Ayşe KİLİMCİ

27.03.2020

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.