ERKEĞİM, GÜÇLÜYÜM, DESTEKLENİRİM, TECAVÜZ HAKKIMI KULLANABİLİRİM…

26 Ekim 2010 00:09 / 2121 kez okundu!

 


27 Ekim günü Radikal’de çıkan bir haber eğer doğruysa, ahlak polisinin bir ikisi tecavüzcü Coşkun olmuş...

Akşam gazetesinden Önder Şuşoğlu’nun haberine göre, “Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak-Kumar Büro Amirliği'nde görevli 4 sivil polis, 13 Ekim gecesi, 03.00 sularında Avcılar'daki bir ocakbaşına geldi. Polisler, kimlik uygulaması yaptı. Ekip, aralarında işletmeci Y.A. ile, 3'ü yabancı, 4'ü Türk kadın olmak üzere 11 kişiyi polis minibüsüne doldurdu. polisler, minibüsteki şahısların bir kısmını Avcılar'da, bir kısmını da işletemeci Y.A. ile birlikte Küçükcekmece'de araçtan indirdi. Minibüste sadece, 3 kadın kaldı.

Polisler, iddiaya göre önce M.Ö. adlı kadına minibüste tacizde bulundu. M.Ö., Yenibosna'da, diğer bir kadın ise Küçükçekmece Gölü kenarında araçtan indirildi. Polis aracında bu kez sadece Azeri uyruklu 32 yaşındaki A.Ş. kaldı. Kadını ormanlık alana götüren polisler, burada tecavüz etti.
Kabus bitmedi. Perişan haldeki kadın, sabaha karşı buradan alınıp bu kez başka bir ağaçlık alana götürüldü ve cinsel şiddet sürdü.
Ahlak polisince tecavüze uğradıkları iddia edilen tecavüz mağduru kadın ve daha önce bırakılan kişiler, mekan işletmecisi Y.A.'yı da yanlarına alarak Avcılar Ambarlı Polis Merkezi'ne sığındı.
Harekete geçen ekipler, polis memurlarını gözaltına aldı.
Ya mağdur olan kadınlara o andan sonra uygulanacak, reva görülecek büyük gözaltı?
Bunun hesabı kimden sorulacak?
Hele o kadın ‘o yolluysa’ yaygın söyleyişle alemdense, bedenini satıyorsa? Onların uğradığı tecavüzden de sayılmayacak, meslek kazası kaydı düşülecek…
ŞİDDETİN İZLERİ ARANIYOR‘muş.
Şiddetin izi kadının ruhunda, hiç dışarıda aranmasın,bu haberden yansıyan çürümüşlükte, toplumda suya atılan bir taşın halkalanarak büyüyen izlerinde… Bunların ise kaydı düşülmüyor ne yazık ki…
“Tecavüzün izleri önce polis minibüsünde arandı. Genç kadının çamaşırı kriminal laboratuvara gönderildi. Polis memurundan ise inceleme için kan örnekleri alındı.
Polisler hakkında 'cinsel istismar ve alıkoyma' ve 'sahte dolar bulundurmak' suçlarından işlem yapıldı’
Haber bu kaa…
Toplumda uyandıracağı merak ve yasal sürecin ne kadar süreceği, verilecek ceza, buna verilmesi umulan tepki ne kaaa, orası pek belli değil.
Alıştırıldık… Öyle ki giderek haber değeri bile kalmayacak diye korkarım, vukuat-ı adiyeden sayılacak…
Tecavüz, ister evlilik bağı içinde ister dışında, yerli yahut yabancı (malum, yabancı tecavüze teşne sanılır ya hani bizde…) ister karşı cins arası isterse aynı cins arası olsun, ağır suç, insanlık suçu…
Buyurun onlarca tecavüz olayından bir diğeri; ’Bir büyük üniversitemizde öğrenci genç kız, özel derse gittiği öğrencisinin evinden ayrılıp kendi evine giderken T.D. ve A.Y. tarafından zorla bir kamyonete bindirilerek Ayaş Yolu'na götürüldü. İki şüpheli burada İ.G.'ye tecavüz etti ve parasını da gasp etti. Saldırganların elinden kurtulmayı başaran kız, karakola başvurdu; savcılığa ve Ankara Adli Tıp Şube Başkanlığı'na sevk edildi. Adli Tıp saldırıya uğrayanda darp ve cebir izlerini tespit etti. Numune Hastanesi “ruh sağlığı bozulmuştur” raporu verdi. Vajinal muayenede erkeklerden birine ait sperm örneği bulundu. Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlıkları öğrenci genç kızın ruh sağlığının n bozulduğuna dair raporlar verdi. Olaydan bir gün sonra yakalanan şüpheliler tutuklanırken hakkında Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Mahkeme, 10 Ağustos'taki ilk duruşmada, üniversite hastanelerinin raporlarını kabul etmeyerek mağdurenin İstanbul Adli Tıp Kurumu'na sevkine karar verirken, avukatları ise yoğunluk nedeniyle İstanbul Adli Tıp Kurumu'na giden bir dosyanın iki yıldan önce gelmeyeceğini belirtti; Devlet Denetleme Kurulu'nun bir raporu ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Dairesi'nin üniversite hastanelerinden rapor alınabileceği yönünde genelgesi bulunduğunu hatırlatarak karara itiraz etti. Avukatlar, üniversite hastanelerinden alınmış raporların geçerli sayılmasını, mecbur kalınırsa genç kızın Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'ne gönderilmesini talep etti. Ancak mahkeme başkanı, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmazsa Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin kararı bozacağını belirterek bu talebi reddetti. İkinci duruşmada dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Üçüncü duruşmada ise mahkeme heyeti, İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan rapor gelmesinin uzun süreceği gerekçesi ve "masumiyet karinesi" gereğince sanıkları tahliye etti”.
Bu iki erkek tecavüz haklarını sonuna dek kullanmış olup, hukuk, üstelik kadın hakim ve zanlıların kadın avukatı eliyle,o avukat yanıyla suçludan yana olmak zorunda ise de, gönülden ve kadın ulusunun bireyi olarak genç kızdan yana saf tutacakken, kadın mağdurenin hakkının yeterince korunduğu söylenibilir mi?… Karabulut’un ailesini, “kızlarına sahip çıksalardı” diye suçlayan eski bir emniyet müdürü de, kurbanın tecavüzü kimbilir belki de hak etmiş olabileceği gibi yaygın bir düşünce, hatta engellenemeyen tecavüzden bari zevk alın hükmüyle bir insanlık suçunu rezilce yürürlüğe koyan bir büyük filozof (Montaigne imiş) da erkek egemen toplumların bu yeryüzü suçunda ortak bir felsefenin mimarları olmasına zemin hazırlıyor. Dişi köpek kuyruk sallamıştır, erkek milleti de gereğini yapmıştır, bu kadar basit… Gelinliğiyle dünyayı gezen Pippa da ne hikmetse yalnız bizim ülkemizde tecavüze uğramıştır, hem bedeni üstündeki tasarruf hakkı hem onuru hem hayatı çalınmıştır.

Haber sol.org.tr yazarlarından M.Kemal Erdemol, üniversite öğrencisi bir genç kızın uğradığı tecavüzün yasal sürecinde olagelenlerin ardından, tecavüzün yasal bir hak olduğu düşüncesini tartışmaya açtı.
Tecavüz erkeklere tanınmış, geri alınması mümkün olmayan, savaşılmadan elde edilmiş hatta erkeklere sunulmuş tek hak. gizlice destek gören, toplumca kabul edilen bir hak, erkek, yasaların da desteğiyle bahşedilmiş bu hakkı dilediğince kullanabilir. Kullanmaktadır da…
Bu iki erkek tecavüz haklarını sonuna dek kullanmış olup, hukuk, üstelik kadın hakim ve zanlıların kadın avukatı eliyle, kadın mağdurenin haklarını yeterince koruyamamıştır… Karabulut’un ailesini, “kızlarına sahip çıksalardı” diye suçlayan eski bir emniyet müdürünü, kurbanın tecavüzü kimbilir belki de hak etmiş olabileceği gibi yaygın bir düşünce, hatta engellenemeyen tecavüzden bari zevk alın hükmüyle bir insanlık suçunu rezilce yürürlüğe koyan bir büyük filozof (Montaigne imiş) da erkek egemen toplumların bu yeryüzü suçunda ortak bir felsefenin mimarları olmasına zemin hazırlıyor.Dişi köpek kuyruk sallamıştır, erkek milleti de gereğini yapmıştır, bu kadar basittir… Gelinliğiyle dünyayı gezen Pippa da ne hikmetse yalnız bizim ülkemizde tecavüze uğramıştır, hem bedeni üstündeki tasarruf hakkı hem onuru hem hayatı çalınmıştır.
Meslek hayatım boyunca öyle çok örneğine tanık oldum ki, şimdi geriye dönüp düşününce acı çekiyorum. Kendi ailesinin kadınları dışındaki tüm kadınlar, erkeklerce bu eyleme müstehak görülmüyor mu canım ülkemde? Bırakın onu, ensest bile kabul edilebilir, yürürlükte ve susarak geçiştirilen bir olgu değil mi, ülkemin had safhada namuslu bazı kişilerince?
Şimdi Fatmagül rüzgarı esiyor, TV ekranlarında, dizi haberleri veren dergilerde ve izleyenler arasında Fatmagül’ün suçu ne diye sorulup yanıtlar sıralanıyor. 24 Ekim günlü Radikal’de senaryo hikaye yazarı Vedat Türkali ilk çekim ve ikincisine dair düşüncelerini açıkladı bugün. Hikayede tecavüzcü erkeklerin çocuk genç arası bir yaş grubu olduğunu, film ve dizide buna dikkat edilmediğini, özellikle de kömür ırgatlığı yaparak ekmek parası kazanan çiftin iş dönüşü soyunup denize daldıklarında kömür isi, karası bulaşmış tenlerinin suda arındığı gibi şiirsel bir arınma metaforunun her iki çekimde de göz ardı edildiğine olan kırıklığını anlatmış… Belki erkek milletinde de eksik olan budur, bir metaforun koruyucusu, yaratıcısı olmak ve kadın yahut erkek, bireylerin hayallerinin ellerinden alındığına, umutlarının hırsızı olunduğuna karşı çıkmak…
Suçu paket edip erkeğin koltuk altına kıstırmak da yanlış, eksik yahut…
Suçlu beyinsizlik… Gerçi sistem ve önyargılar, bu gözünü sevdiğim toplumun kimi köhnelikleri insanda akıl beyin sabır bırakmıyor, o da ayrı ya…
Erkek milletinin bazısı dünyaya uçkur penceresinden bakmakta direttikçe, bu röngencilik hazzı genlerle aktarıla dönderile sürgittikçe, hazzı bu kadar ilkel açılardan ibaret sandıkça, sosyal, siyasi, sanatsal damarlardan özsu çekmek canım ulusuma kısmet olmadıkça, olacaklar bu ve bir fazlası, daha ne bekleyebiliriz?
Kadın günahkar olagelmiştir, günaha çağrı nesnesidir ne olsa… Haberde dikkat çeken şey, tecavüze uğrayan talihsiz genç kızda, saldırgan alçakların spermlerinin bulunduğudur. Bunu bile yeterli görmeyen bir hukukumuz var, ne yazık. Tecavüze uğrayanın ruh sağlığının bozulmadığını onca kanıta rağmen iddia eden, kararını bu iddiaya dayanarak veren hukuk sistemi, kadınlarımızın kadersizliği değil mi?Aile, yazılı görsel basın, sokaklar ve diğer insanlar, bundan sonrasında bu ve buna benzer haksızlıklara uğramış nice kadının umutları ve hayatlarına kastederek, ülkemin kadınlarına cehennem hayatı yaşatmıyor mu?
Davayı izleyenler tecavüzcü ailelerinin eksilmeyen tehditleri ve mahkemeye tam kadro gelmeleri yüzünden,”yapılmış işte bir hata’ mantığından ötürü,mağdurun ciddi tehlike altında bulunduğunu belirtiyor.Mahkeme hakimi de kadın, tecavüzcü tarafın avukatı da kadın… Tuhaf ve acıtıcı bir hal. Hukukun, sapıkların işine yarayacak teknik ayrıntılarına vakıf, ama kadınlık bilincinde Avukatlıktan sınıfı geçebilmek uğruna kadınlıktan bütünlemeye kalmak zorunda bırakılmış o kadın avukatın savunması kimbilir nasıl kahretmiştir tecavüz kurbanı o genç kızı? Tecavüzcülerin serbest kalmasından duyduğu mutluluğu, bakışlarıyla tecavüze uğrayan kurbana gösteren kadın avukatın konuya farklı yaklaşabilmesi, en azından sözleriyle hemcinsinin yanında yeralması gerekmez miydi? ’Ben karar mercii değilim, teknik bir iş yapıyorum ve savunduklarımın cezaya çarptırılmasını bir kadın olarak çok isterim’ demesi?
Kararı protesto eden avukatlar, cübbelerini çıkarıp duruşma salonunu terk etmişler. Protesto gerekçelerinin tutanaklara geçirilmesini isteyen avukatlar, kararın hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) hem de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) aykırı olduğunu belirtiyorlar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile (AİHM) CEDAW Komitesi'ne başvurmaya hazırlanıyorlarmış.”

Kuvvetli deliller ortada iken davanın ötelenmesi ve zanlıların suçluluğunun kesinleşmesine kadar geçecek kahredici uzunluktaki zaman bu fiile rızası dışında müstahak kılınan kadının zorluklarını nasıl katlıyor ve kimbilir nasıl bir öfke ve umutsuzluğa garkediyor onu, hiç hak etmediği halde…
Yıllar önce yakın tanığı olduğum mesleki bir olay geldi aklıma şimdi, zaten akıl dehlizimden hiç silemedim onu, küçücük bir kız çocuğuydu, farz ı mahal nüfusa kaydı geç düşülmüştü de 12 değil 14’ündeydi, ki değildi, küçücüktü, üstünde siyah önlüğü, yırtık beyaz yakasıyla kontrole getirildiydi iki polis arasında, tecavüzcüsü amca dediği mahallelisiydi elli yaşında belki daha da büyüktü… Bütün o denetimler, dosyalar, mühürler, muayeneler, onun daha sonra bir bebek dünyaya getirmesini ve dünyasının tarumar olmasını önleyememişti…
Ne töre kurbanları, ne kentlerin ortasında yaşanagelen tecavüz olayları ne de bunların yargı faslı, tümünün üstüne tüy diken yazılı görsel haberler ortalığı ayağa kaldırıyor, baksanıza…
Fatmagül’ün Suçu Ne? Dizisi başlayalıberi, şişme kadın Fatmagül manşetlerde, ‘ister şaap, istersen al koynuna yat’ öğüdüyle.
Ayıptır ya’hu…
Sahiden bu kadar mı dibe vurmuşuz demek, haberimiz yok… Belki çok daha fazlası…
Peki biz kadın milleti neden bir cephe açıp, süngü takıp yürümüyoruz?
Giden nedir? Giden bu insanlık dışı eylemin, mahluksal bile diyemiyorum çünkü hayvanlar aleminde bile bir yol yordam gerektiren bir iştir, kadının kendi bedeni üstündeki tasarrufudur… Acı ayrı, sosyal ve duygusal yaralanma apayrı ama bir de hırsızlık sözkonusu ki,suçların en ağırıdır bu, Uçurtma Avcısı’nda altının çizildiği gibi, benim de öyle düşündüğüm gibi,
En ağır suç hırsızlıktır, öldürmek hırsızlıktır, ömür çalınmaktadır, tecavüz de öyle, kadının kendi bedeni üstündeki tasarrufunu çalmaktır, umut ve sevinçlerini, geleceğini çalmaktır…
Suçluların en hızlı biçimde yargılanarak, beyin(sizlik)lerinin suçlu, malafat beyin tetikçi olduğu bu işin sonunda, bedenlerinin ön kısmındaki fazlalığın alınması pek uygun bir ceza değil mi sizce de?

(Çıkmış yazı yeniden yazılır mı?
Konu tekrarlanıp duruyorsa toplumda, yazılır.
Ahlak polisi tecavüz ediyor, bu başlıbaşına bi haber, şimdilik isnat düzeyinde olsa bile...
Yeniden yazdım, ritüele aykırı kaçmaz ise...)


Ayşe Kilimci

28.10.2010

***

Diyarbakır'lı Havvaya akrabaları tecavüz edip, 'biz tecavüz ettik, sen kendini as' demiş, on altı yaşındaki çocuk şaşkınmış, intihar edemeyince babasının amca çocuğu, ki suçlulardan birisi olduğu zannı ve doku örneklerinin tutması sonucu tutuklanan, ahırda kıza intihar ettirmiş, yani asmış...

29.10.2010

***

(25.10.2010 TARİHLİ İLK YAZI)

Haber sol.org.tr yazarlarından M.Kemal Erdemol, üniversite öğrencisi bir genç kızın uğradığı tecavüzün yasal sürecinde olagelenlerin ardından, tecavüzün yasal bir hak olduğu düşüncesini tartışmaya açtı.

Tecavüz erkeklere tanınmış, geri alınması mümkün olmayan, savaşılmadan elde edilmiş hatta erkeklere sunulmuş tek hak. Gizlice destek gören, toplumca kabul edilen bir hak, erkek, yasaların da desteğiyle bahşedilmiş bu hakkı dilediğince kullanabilir. Kullanmaktadır da…

Üniversite öğrencisi bir genç kız (25), bu yılın Mart ayında bir akşam, özel ders verdiği öğrencisinden ayrılıp evine dönerken, T.D. ve A.Y. tarafından zorla bir kamyonete bindirilerek Ayaş Yolu'na götürüldü. İki şüpheli burada genç kıza tecavüz etti ve parasını da gasp etti. Saldırganların elinden kurtulmayı başaran kız, karakola başvurdu; savcılığa ve Ankara Adli Tıp Şube Başkanlığı'na sevk edildi. Adli Tıp saldırıya uğrayanda darp ve cebir izlerini tespit etti. Numune Hastanesi “ruh sağlığı bozulmuştur” raporu verdi. Vajinal muayenede erkeklerden birine ait sperm örneği bulundu. Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlıkları öğrenci genç kızın ruh sağlığının bozulduğuna dair raporlar verdi. Olaydan bir gün sonra yakalanan şüpheliler tutuklanırken hakkında Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Mahkeme, 10 Ağustos'taki ilk duruşmada, üniversite hastanelerinin raporlarını kabul etmeyerek mağdurenin İstanbul Adli Tıp Kurumu'na sevkine karar verirken, avukatları ise yoğunluk nedeniyle İstanbul Adli Tıp Kurumu'na giden bir dosyanın iki yıldan önce gelmeyeceğini belirtti; Devlet Denetleme Kurulu'nun bir raporu ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Dairesi'nin üniversite hastanelerinden rapor alınabileceği yönünde genelgesi bulunduğunu hatırlatarak karara itiraz etti. Avukatlar, üniversite hastanelerinden alınmış raporların geçerli sayılmasını, mecbur kalınırsa genç kızın Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'ne gönderilmesini talep etti. Ancak mahkeme başkanı, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmazsa Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin kararı bozacağını belirterek bu talebi reddetti. İkinci duruşmada dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Üçüncü duruşmada ise mahkeme heyeti, İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan rapor gelmesinin uzun süreceği gerekçesi ve "masumiyet karinesi" gereğince sanıkları tahliye etti”.

Bu iki erkek tecavüz haklarını sonuna dek kullanmış olup, hukuk, üstelik kadın hakim ve zanlıların kadın avukatı eliyle, kadın mağdurenin haklarını yeterince koruyamamıştır görüldüğü gibi… Karabulut’un ailesini, “kızlarına sahip çıksalardı” diye suçlayan eski bir emniyet müdürünü, kurbanın tecavüzü kim bilir belki de hak etmiş olabileceği gibi yaygın bir düşünce, hatta engellenemeyen tecavüzden bari zevk alın hükmüyle bir insanlık suçunu rezilce yürürlüğe koyan bir büyük filozof (Montaigne imiş) da erkek egemen toplumların bu yeryüzü suçunda ortak bir felsefenin mimarları olmasına zemin hazırlıyor. Dişi köpek kuyruk sallamıştır, erkek milleti de gereğini yapmıştır, bu kadar basittir… Gelinliğiyle dünyayı gezen Pippa da ne hikmetse yalnız bizim ülkemizde tecavüze uğramıştır, hem bedeni üstündeki tasarruf hakkı hem onuru hem hayatı çalınmıştır.

Meslek hayatım boyunca o kadar çok örneğine tanık oldum ki, şimdi geriye dönüp düşününce acı çekiyorum. Kendi ailesinin kadınları dışındaki tüm kadınlar, erkeklerce bu eyleme müstehak görülmüyor mu canım ülkemde? Bırakın onu, ensest bile kabul edilebilir, yürürlükte ve susarak geçiştirilen bir olgu değil mi, ülkemin had safhada namuslu kişilerince?

Kadın günahkar olagelmiştir, günaha çağrı nesnesidir ne olsa… Haberde dikkat çeken şey, tecavüze uğrayan talihsiz genç kızda, saldırgan alçakların spermlerinin bulunduğudur. Bunu bile yeterli görmeyen bir hukukumuz var, ne yazık. Tecavüze uğrayanın ruh sağlığının bozulmadığını onca kanıta rağmen iddia eden, kararını bu iddiaya dayanarak veren hukuk sistemi, kadınlarımızın kadersizliği değil mi? Aile, yazılı görsel basın, sokaklar ve diğer insanlar, bundan sonrasında bu ve buna benzer haksızlıklara uğramış nice kadının umutları ve hayatlarına kast ederek, ülkemin kadınlarına cehennem hayatı yaşatmıyor mu?

Davayı izleyenler tecavüzcü ailelerinin eksilmeyen tehditleri ve mahkemeye tam kadro gelmeleri yüzünden , “yapılmış işte bir hata” mantığından ötürü, mağdurun ciddi tehlike altında bulunduğunu belirtiyor. Mahkeme hakimi de kadın, tecavüzcü tarafın avukatı da kadın… Tuhaf ve acıtıcı bir hal. Hukukun, sapıkların işine yarayacak teknik ayrıntılarına vakıf, ama kadınlık bilincinde. Avukatlıktan sınıfı geçebilmek uğruna kadınlıktan bütünlemeye kalmak zorunda bırakılmış o kadın avukatın savunması kim bilir nasıl kahretmiştir tecavüz kurbanı o genç kızı? Tecavüzcülerin serbest kalmasından duyduğu mutluluğu, bakışlarıyla tecavüze uğrayan kurbana gösteren kadın avukatın konuya farklı yaklaşabilmesi, en azından sözleriyle hemcinsinin yanında yer alması gerekmez miydi? ‘Ben karar mercii değilim, teknik bir iş yapıyorum ve savunduklarımın cezaya çarptırılmasını bir kadın olarak çok isterim’ demesi?

Kararı protesto eden avukatlar, cübbelerini çıkarıp duruşma salonunu terk etmişler. Protesto gerekçelerinin tutanaklara geçirilmesini isteyen avukatlar, kararın hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) hem de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) aykırı olduğunu belirtiyorlar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile (AİHM) CEDAW Komitesi'ne başvurmaya hazırlanıyorlarmış.”

Kuvvetli deliller ortada iken davanın ötelenmesi ve zanlıların suçluluğunun kesinleşmesine kadar geçecek kahredici uzunluktaki zaman bu fiile rızası dışında müstahak kılınan kadının zorluklarını nasıl katlıyor ve kim bilir nasıl bir öfke ve umutsuzluğa gark ediyor onu, hiç hak etmediği halde…

Giden nedir? Giden bu insanlık dışı eylemin, mahluksal bile diyemiyorum çünkü hayvanlar aleminde bile bir yol yordam gerektiren bir iştir, kadının kendi bedeni üstündeki tasarrufudur… Acı ayrı, sosyal ve duygusal yaralanma apayrı ama bir de hırsızlık söz konusu ki, suçların en ağırıdır bu, Uçurtma Avcısı’nda altının çizildiği gibi, benim de öyle düşündüğüm gibi.

En ağır suç hırsızlıktır, öldürmek hırsızlıktır, ömür çalınmaktadır, tecavüz de öyle, kadının kendi bedeni üstündeki tasarrufunu çalmaktır, umut ve sevinçlerini, geleceğini çalmaktır…

Suçluların en hızlı biçimde yargılanarak, beyinsizliklerinin suçlu, “malafat bey”in tetikçi olduğu bu işin sonunda, bedenlerinin ön kısmındaki fazlalığın alınması pek uygun bir ceza değil mi sizce de?


Ayşe Kilimci

25.10.2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
26 Ekim 2010 09:59

kizilcam

Sevgili Ayse Kilimci,

"Tecavüz, kadinin kendi bedeni üstündeki tasarrufunu calmaktir.Umut ve sevinclerini, gelecegini calmaktir."

Egemen erkegin "nikahinin altinda" da sayisiz kere isledigi ve maalesef kadin caresizliginde sakli kalan sucu "hirsizlik" olarak nitelendirmeniz cok carpici. Namusunu omuzlari üstünde degil de bacaklari arasinda tasiyan ve dünyaya bacaklari arasindan bakanlarin egemen oldugu bir toplumda hukukun da erkek egemenliginde sefaletine bir kez daha tanik olduk yazinizda. Tesekkürler.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.