DÜNYA HAYMAHASIL…

19 Ekim 2018 00:24 / 721 kez okundu!

 

 

Güzel deyimdir, hem karmakarışık, darmadağınık demektir, hem permeperişan…

Çifte kavrulmuş bir haldir. Dağınıklık ve perişanlık, onarılamaz bir karmaşa.

Tarsus deyimidir ama artık hepimizin.

Muhalif bir Suudi vatandaşı, Washington Post yazarı olan Kaşıkçı infaz edildi.

Adice, korkakça, aptalca ve cahil cür’etiyle… Ayrıntılar, söylentiler ortaya çıktıkça buz kesiyor insan.

 

****

 

DÜNYA HAYMAHASIL…

 

Güzel deyimdir, hem karmakarışık, darmadağınık demektir, hem permeperişan…

Çifte kavrulmuş bir haldir. Dağınıklık ve perişanlık, onarılamaz bir karmaşa.

Tarsus deyimidir ama artık hepimizin.

Muhalif bir Suudi vatandaşı, Washington Post yazarı olan Kaşıkçı infaz edildi.

Adice, korkakça, aptalca ve cahil cür’etiyle… Ayrıntılar, söylentiler ortaya çıktıkça buz kesiyor insan.

Evlilik işlemleri için girdiği kendi konsolosluğundan çıkamıyor Kaşıkçı, girer girmez infaz edildiği söylentisi var, ilkin parmakları sonra kafası kesilerek öldürüldüğü, sonrasında bedeninin parçalandığı… Yeni Şafak gazetesinin yayınladığı ses kaydı dökümünde ise otopsi uzmanı Dr. Muhammed Salah el Tubaigy’nin, Kaşıkçı’nın ilkin parmaklarını sonra kafasını kestiği anlaşılıyor.

Middle East Eye haber portalına bilgi veren güvenlik yetkililerimiz, Suudi otopsi uzmanının Kaşıkçı’yı, henüz yaşıyorken kesmeye başladığını belirtmiş. İlaçla bayıltılmış haldeyken de başı gövdesinden testereyle kesilerek ayrılmış, ardından beden parça parça edilmiş, bu vahşet yedi dakika sürmüş.

Tıbbi nedenle insan kesme eğitimi alan, adının başına doktor ünvanı yakışmayan, yaptığı vahşetle örtüşmeyen bu kişi insan mı?

Suud ülkesinin başındaki prens denen yaratık ne kadar yönetici ve hanedan üyesi ve insansa, o da o kadar işte…

Bu akıl almaz işe tanık olan dünyamızın, insanların acıdan uyuştuğunu düşünüyorum, çok uzun yıllar konuşulacak bu konu, katliam tarihi ve siyasi cinayetlerin hepsinin üstünde bir yere oturdu daha şimdiden…

Suikast Amerika’nın dinlemesine takılıyor, o dönüp kendi gazetecisini uyarmıyor, iki ülkede o belge verilmeyip bize yönlendiriliyor, büyük tuzak kuruluyor, hem Kaşıkçı’ya hem bize. Kendi insanına ülkemizde kendini güvende hissedemeyeceğini kanıtlıyor, güçten başı dönen Salman nelere cür’et edebileceğini gösteriyor. Katil timinin bir üyesinin hemen trafik kazasıyla ortadan kaldırılması, kalanların ve konsolosun da imha edilebileceğinin ilk adımı. Konsolosun kaçması belki bizim açımızdan iyi oldu, her yokluğun bir safası var, kalması baş kakıncı ve ağrısıydı.

Kendi arasında saltanat kavgasına tutuşan Bedeviler tepişirken, arada ezilen insanlık ve devlet ahlakı oluyor.

‘İnsanlar birbirleriyle dostluk kurdukları zaman vardır’ diyor, ‘hakikati zapteden, kayda geçiren tarihi objektifiyle yazan Ara Güler’imiz. Dostluk yoksa, düşmanlığın bile mertçesi yoksa, insan yok demek…

Ara demek, ışık demek, diyor dostları; ışığı kullanma kudreti nedeniyle.

Dünya haymahasıl, çünkü kimi haydut devletlerin başında zalimler cirit atıyor.

Haymahasıl, çünkü ışık yok, ışık… Çocuklarla güneşin arasına, hayatla hepimizin arasına silahın bombaların kara dumanı giriyor, nasıl güzel, gülüşlü, barışçıl fotoğrafi verebilsin dünya?

Işık ve güzel resim şöyle dursun, o kan, başta dünya devletleri, siyaset ve diplomasiye olduğu kadar, hepimizin üstüne, vicdanına sıçradı, çıkmaz…

Siyasetçi denen, kendini altını/parası/gücü kadar dünyanın hakimi sayan, öbür haydutun yamacında terör örgütünü koruyan, silah alarak, haraç vererek, kendi insanlarını, muhaliflerini yok ederek, keserek cezalandıran bu debil ve onun görevlendirdiği katil sürüsüyle aynı dünyada yaşamak bahtsızı olan insanların bundan sonra yaşayacağı korku bir yana, asıl Suudilerin hepsinin başı üstünde keskin bir kılıç asılı durdukça, dünya haymahasıl olmanın ötesine geçer, toptan dellenir, yörüngesinden sapar, batsın bu dünya makamından döner. Ve ışık dünyayı aydınlatmaz, vardır belki ama kör ışıktır o. Belki suçlular hak ettikleri cezaya çarptırılırsa, baştakinden en uçtakine kadar…

Dünya eşi benzeri görülmedik bir cinayete tanık olmak zorunda bırakıldı.

Kendi insanını esirgemesi, işini kolaylaştırması gereken makam olan konsoloslukta bir gazeteci işkenceyle öldürüldü.

Siyasi tarihte görülmedik, büyük olasılıkla bir benzeri bir daha görülmeyecek bir cinayet, bunu tasarlayan, uygulatan devlet de devlet falan değil, haydut, siyaset serserisi… İpucunu alıp görmezden gelen, duyurmayan, göz yuman öbür haydut ister misiniz parasına, puluna, aldığı onca silaha, birlikte yaptıkları kılıç dansına rağmen, prensle nişanını atar, al mektuplarını/ver mektuplarımı mealinde yazıp çizdikleri, hedefledikleri şeylerden eli mahkûm cayar, olur mu olur… Hiç sanmıyorum, keşke bu kadar kolay olaydı, tersine daha kenetlenecek gibiler, çünkü bölüp parçalayarak yutmaya niyetlendikleri Suudi Arabistan'ı en iyi Salman sosuyla yiyecekler, yenisine gerek duymuyorlar, can ciğer kuzu sarması poz vermeleri ondan.

Zaten devlet kelimesi üstlerinde iğreti duruyor, bundan sonra iliştirilecek olanda da durmayacak.

Devlet-vatandaş ilişkisine de bir kör balta indirildi, bu devlet olduğunu sanan, saltanat sıfatı takınmış vahşilerce…

Balta Kaşıkçı’nın başına indiği kadar bizim kalbimize de indi aslında. Siyaset ve diplomasiye de.

Ve dünya sesini soluğunu yuttu, izliyor, iki haftadır… Oysa kıyamet koparılmalıydı, kınama yürüyüşleri yapılmalı, kapılarına siyah çelenk bırakılmalı, her türlü ilişki kesilip, etkinliklere katılınmamalı, yazılı görsel basında, dünya sanatçıları ve insan hakları savunucuları, siyasetçileriyle Suud yönetimi kınanmalıydı…

Bir de şöyle düşünelim; ülkemiz aleyhtarı, Washington Post çapında olmayan gazetelerden birinin gazetecisi, bizim konsoloslukta benzer biçimde yok edilse, dünyanın tutumu ne olurdu? Nasıl ayağa kalkardı dünya? Peki Kaşıkçı olayında niye kalkmıyor?

İnsanlık ailesi susarken, konsolosa benzer biri dolapların içini gösterip ‘bakın burada yok’ diye hepimizle dalgasını geçti, siyasetçiler, diplomatların gık’ı çıkmadı, tuhaf…

Kaşıkçı’nın ilk eşi, ondan olan çocukları, baba, koca, nişanlı sıfatları da düşünüldüğünde, bu kavramların hepsine kan ve kin sıçratıldı, yakınlarının acısını düşünebilmek çok zor…

İbret-i âlem için bu iş her yönüyle ortaya dökülmeli, suçlular ölümlerden ölüm beğenmeli, buna azmettiren elbet siyaset sahnesinden silinmeli, bu emri yerine getirenler hem sergilenmeli, hem en ağır cezaya çarptırılmalı…

Sebep olanlar bu rezil işten kırk tas su dökünse arınamaz ama, konsolosluklar mezbaha olmaktan çıkarılırsa, siyasetçi olduğunu sanan bu Bedevi develerinin sesi soluğu kesilirse belki hepimizin üstüne sıçrayan kan birazcık silinir.

Ama izi hep kalır…

 

Ayşe KİLİMCİ

19.10.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.