ANALARIN AH'I…

08 Mayıs 2020 11:47 / 991 kez okundu!

 

 

Dayatılan kutlama günlerinden biri daha kapıda, Anneler Günü.

Bir anneler gününde de kalbinden hançerlenen anaları analım, anlatalım, kabirlerine bir sap karanfil, kır menekşesi koyalım diyor muyuz? O analara yaşatılanın, dayatılanın, çektirilenin ne kadar farkındayız, biliyor muyuz? Bu memlekette ne çektiyse analar çekti, sonrası hikaye, kötü yazılmış hikaye.

 

****

 

ANALARIN AH’I…

 

Dayatılan kutlama günlerinden biri daha kapıda, Anneler Günü.

Bir anneler gününde de kalbinden hançerlenen anaları analım, anlatalım, kabirlerine bir sap karanfil, kır menekşesi koyalım diyor muyuz? O analara yaşatılanın, dayatılanın, çektirilenin ne kadar farkındayız, biliyor muyuz? Bu memlekette ne çektiyse analar çekti, sonrası hikaye, kötü yazılmış hikaye.

Tek esaslı hikaye Menderes’le yazılmaktayken yarıda kaldı, kaç onar yılı yitirdik sehpa kurup seçilmiş Başbakanı ve bakanlarını asmayı bildik, yetmedi sonraki kuşakta gençleri, yaşı yetmeyenlerin yaşını büyüterek ipe çektik. Birbirini izleyen iki kuşağa gaspedilen ömürlerini ve binbir gelecek borçluyuz…Her anneler günü Deniz’in anasını düşünürüm, ‘gördün mü oğlumu?’ demiş ya babasına, ‘gördüm, boynu morarmıştı biraz’ demiş ya o baba…Erdal’ı reşit değilken reşit kılıp astıklarında o anacığı ne çekti, bütün evlat gömen analar ne çekti  o hain, zorba, dıştan emir alıp uygulayan, tankları yürütüp meclisleri bombalamayı pek sevenler…Ah aldılar, ah, ah’ın altından kalkılmaz, daha da zor görürler o saltanat günlerini…

Tamam, bu ülkede ve çoğu ülkede anaların anasını ağlatmayı marifet bilmiş bir dünya, bu dünya. Ama çilekeş anaların yazılmasa da yahut hakkıyla ele alınmamış olsa da derin, acı, zor bir tarihi var, benim diyenin taşıyamayacağı, yazamayacağı…

Cumartesi Anaları'ndan HDP kapısında bekleyen, dağa götürülen çocuklarını çağıran Diyarbakır Anneleri'ne, derdini dökecek insanı olanından olmayanına, anasızından, çifte analısına, anası orta malı olandan garibanına kadar, şiddet mağduru sakat yahut ölü olanından halini söyleyemeyenine, engellisinden, dilsiz ve vatansız olan anaya kadar…

Yemişim sizin Amerikan mühürlü anneler bahaneli tüketim gününüzü…

Hangi ananın ocağına ne ateş düşmüş bilmeyenler, evladını ya kara toprağa ya dağa verenler, engellisiyle nasıl başedeceğini bilemeyenler, ‘benden sonra onu da öldürün’ diyecek kadar umarsız anaların, morgda evlad teşhisine götürülen anaların şeyinde değil sizin azgın kapitalist sisteminiz. Harca harca, tüket tüket, al al al reklamlarınızın zerrece önemi yok, hanımlığı elden bırakmadığı için o anası ağlayan, ağlatılan analar dönüp de bütün dünyaya ve’ hep bize’ diyen zalim sisteme el işaretiyle“al, al, al” demiyor.

Dermansız ve çaresiz olduğundan diyemiyor, böyle yapmakla birşeyi değiştiremeyeceğini biliyor.

Hani o İzmir şeysi var ya, efesi, Şato’dan şehrine bakıp iç çekmeyen, görünmeyen tepelerdeki ev denen kovuklardaki anaların biçareliğinden habersiz, öğrenmeye de meyli ve niyeti olmayan, bari bir tek Mayıs’ın ikinci Pazarı sokağa çıksa, tramvayda ayakta yolculuk yapma filmi çevireceğine, hastane ve mapusanedeki anaları ziyaret edip, bir sap çiçek verse, ‘yalnız değilsiniz, bana şu siteden yazın, yanınızda olamasam da ekibim derdinizi dinler’, dese, işe yarar bişey söylese, efelerin efesi…

Benim elim ermiyor, gücüm yetmiyor, sağolsun Aile Bakanlığı resmi başvurularımızı yanıtsız ve çaresiz bırakmıyor, İzmir Çalışma Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne, müdürün şahsında meslekdaşlarım Ertuğrul ve Murat kardeşlerime, emekli uzman arkadaşım Turgay Çavuşoğlu’na bin minnet; kim için dertlensek derde derman oldular. Sağlıkçılarımıza da öyle, yoksulların da sığınmacıların da en pahalısından en sıradanına tedavi ve operasyonunu ücretsiz yapan bakanlığa ve devletimize…

(Bugün dertliyim, sabah bir CA operasyonuna girdi Suriyeli bir kardeşimiz, baba işsiz, üç kardeşin biri engelli, yardım istemeyecek, almayacak kadar onurlular, evleri zeminin de zemini, aç yatıyolar, dört aydır aç olduklarının tanığıyım…

Başka mahallelerin muhtar desteği ve vicdan denen kıymetli gen’den nasipli kişilerle çare olamadıksa da umut olduk, o da kısa süreliğine…Hadi buyur bi geçmiş olsun de, hasta İzmir’lilere, alın üç kuruş bayram harçlığı, isteyen istemeyen hepinize, ‘ben de bugün İzmir için bunu yaptım’ de. Öyle 3-5 hakla, otuzbeşe bakla İzmirliler günüyle olmuyor bu işler, imanım, vicdanla oluyor, için sızlıyorsa ve sahiden devletlû isen oluyor…)

Amaaan, rahmetli ananem derdi “ce-ha-pe’mi, dinlen dinlen de kaç”

Eskiden gırgır olsun diye insanlar üçe ayrılır, derdim, kadınlar, erkekler bir de anasının gözü’ler…Şimdi belki bunu kendi içinde sınıflandırarak yahut doğrudan üçe ayırarak, insanlar darbeci olanlar, olmayanlar, darbeciliğinin farkına varmayanlar olarak sınıflandırabiliriz.

Darbeci olanlarla olduğunun farkında olmayanların örneği çok, görüyor, duyuyor, demeçlerinde ibretle izliyoruz.

“Milletten oy almayı becerebilmiş her kim varsa diktatörlükle suçlanmış, ama, nasıl oluyosa idamla tehdit edilmiştir. Bu kafaya göre Menderes de, Özal da, Erdoğan da gayrimeşrudur, millet iradesinde sapmadır, vakti geldiğinde CHP kontrolündeki bürokrasi tarafından düzeltilecektir. Sandıktan çıkmayı becermiş halkın iradesinin adamı Cumhurbaşkanı ve sistem için utanmadan ‘saray rejimi’ ifadesini kullanabiliyor kimileri.” Derken Hasan Basri Yalçın, haksız mı?

Bu kafa(sız)lara göre kendileri kalıcı, hatta kazık kakıcı, diğer herkes gidici hem iktidardan gidici hem ipe gidici…

Onlar gidince kimler gelecekmiş peki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti gelecekmiş…

Bu devlet neyci peki? Kimin devleti bu devlet? Bu kafadakilerin hükmedemediği herşeyi kilitleyip, işlerin yürümemesine özenle dikkat eden, Rabbenâ hep bana’cı zihniyetin devleti olmadığı için, hiçkimsenin…

Anayın babayın tapulu malı edilmiş devletlere alışkınsınız siz, öyle ya…

Geçen gece CNN ekranlarında çemkiren teyze de tam böyle söylüyordu, yani höykürüyor, gözleri ve sözleriyle tükürüyordu, utanıp sıkılmadan…

Nasıl en yüsek makama itildiği, çıkarıldığına kendi aklı da ermeyen pasif, tuhaf, yerini doldurmaktan aciz, anca kırmızı ışıkta durup, markette alışveriş yaptığıyla öğünen silik cumhurbaşkanları yerine iş gören, yüzümüzü ağ eden, kodu mu oturtan, lafıyla da şefkatiyle de icraatıyla da arabayı yürüten, otomobili uçar giden eyleyen, halkıyla bütünleşen, halkın onu bilip sevdiği, kendini halka sahiden adamış sahici başkan yan etki yaptı böylelerinde, kurdeşen döküyorlar yakında nüzül de iner, normal olsalar, tansiyoları farkında değil öfkelerinin…

“Türk tarihinde ilk defa devletle millet birleşiyor, CHP’nin hazmedemediği budur” diyor Yalçın, haksız mı, elinizi vicdanınıza koyup da söyleyin, vara içinizden söyleyin sizinkiler duymasın, haksız mı ha, haksız mı?

El şeyiyle bile gerdeğe giremeyen kimi partiler, darbeciliği son numero olarak çatıda yahut çeyiz niyetine sandık dibinde saklar, camii avlusuna mendil açıp dilenir, buçukları yarım yapmaya çalışır, ama, aklını çalıştırmayı beceremez, çünkü istemez, yarım akıl iyidir, hatta çeyrek, çalçenelik de iyidir, boş konuşmak da…Gerdeği komşu yardımıyla becermek de başarıdır onlara göre, kuşluğa kadar bile gitmeyen koymaca akıl da, her durumda olmakta ve gelmekte olan devrimdir, yani onların devrim sandığıdır, ne devrim gelir, ne Godo, boşuna beklerler, bekleyecekler, devrim de bu kavrayıştan utanıyor, bir bunlar utanmıyor. (5 Mayıs günü CNN’deki Akıl Çemberi programının iki devrimci konuşmacısını, programı yönetemeyen elemanı ve kanalı hasseten kutluyorum, izleyen şahsımı da urup akıllıdan sayarak…(Urup=çeyrek)

Devinimini, yani devinimsizliğini, devrimini, dipten doruğa zaafiyetlerini ve zerafetlerini, dillerini, üsluplarını, hassas kalplerini, sevdiklerim…Devrim yapmak kiiim, siz kim, hükümet olabilmek ve edebilmek kiiim, siz kim?

12 Eylül dönemi ülkeyi 5 kişinin yönettiğini oysa şimdi tek adama kalma bahtsızlığında olduğumuzu sanan, liderliği ve zekasıyla ay gibi parlayan ayrı âlem, onu gönderirlerse çok üzülürüm, yerine parlatılmakta olan değil doktor, ordinaryüs olsa bize onun verdiği tadı vermez.

Hoş, sandıkla tankı eş tutmakta yok birbirlerinden farkı…Ama, farkı fark eden bağğzı chp.lilerin hali sanırım kemoterapi gören hastadan beter.

“(Beşibiyerdenin saltanat sürdüğü) o dönem parlamento açıktı öyle mi Kemal Bey?” (A.S)

Zâtınızın SSK‘da mösyö Butterfly izlediği zemanlar, tee fiii tarihi, darbe olurkene bir askeri arabaya alıp, İzmir Ankara karayolunu, gidiş geliş yolunda bizden gayrı tek araba görmeden geçip de, askeri birliğine yetiştirdikten sonra, görevli kağıdımız verilip de (görüyosunuz 12 Eylül darbesinde parmağım var), bakanlıkları turlarken hele de yüce meclisin çevresi hem de çift sıra, tüfekli askerle çevrilirken ağlayan bizdik, siz gene keyifle kayfenizi içiyordunuz mutlak…

Fal kapamışsanız hanene ay doğacak çıkmıştır çıkmasına da onu anlamaya da şey lazım…Ne siz umdunuz bu devlet kuşunun başınıza konacağını ne telve alfabesi yazdı, ne de ay umdu…(Kimileri umdu, umup umsuruk oldu)

Sonraki son darbe bile denemeyecek son darbe denemesini izleyen işgal harekatında tanklar kenara çekilip (tankın topu bile havaya kalkıp, askerle birlikte size selam çakarkene) o, dilinize pelesenk ettiğiniz yüce Meclis jetlerle bombalanıyor, insanlar kürem kürem ölüyordu, hatırlıyor olmalısınız, İstanbul otellerinde yer bulamayıp belediye başkanınızın evinde kalmıştınız, belki Heybeli’ de mehtaba çıkıyordunuz, mealen. Yok canım, inanmam öyle yaptığınıza.

İçinizden geçirmişsinizdir ama, nasıl ki “genel başkanlık mı, kiiim, ben mi, asla düşünmüyorum,” deyip, çark edip dümene geçtiğiniz, yani geçirildiğiniz gibi…

‘O dönem parlamento açıktı’ demek, ay ilahi…Ey okur, bugünkü (7 Mayıs) A.Selvi yazısını okuyun hatırım için, sayın muhalefet müdürünün bu sanrısını nasıl ti’ye alıp hatırlatmalar yaptığını…

Sırça sarayda oturan kimsenin evine taş atmamalı.Oturabildiğiniz kadar oturun, artık, tanınan süre ne kadarsa, ötesini koyverin gitsin, bizi de sinir etmeyin, derde çare sanılan doktorun da kısmetine engel olmayın, sinirini zıplatmayın, zıplamış zaten yeterince…Al birini vur ötekine, Allah’ım neydi günahım?

ERgeneral “Evren’in ilk iş olarak kapattığı parlamento, hani sizin var sandığınız, milletin parlamentosuydu, örnek gösterdiğiniz Danışma Meclisini ise onun başında olduğu Milli Güvenlik Konseyi seçmişti” (A.S)

Parlamento millet iradesiydi, sizin söylediğiniz darbecilerin iradesi…

Erdoğan tank’tan değil sandıktan çıktı, hatırlamak ve hatırlatmakta fayda var ve Sayın Selvi’nin sözüyle bağlamak: ‘Evren darbeyi aldığı emir üzre yapandı, Erdoğan (milletini arkasına alarak), darbe diye gösterilip yapılan işgali önleyendi…”

Analar günüymüş…

Anamızı ağlatmayın, yeter…

 

Ayşe KİLİMCİ

07.05.2020

 

>>> Yazarın Notu: "Gel de anma simdi, 12 Eylül darbesinin Ankara sıkıyönetim komutanlığı başsavcısı Nurettin Soyer'i... Çocuk Erdal'ın ve nicesinin idam kararını vereni, anaları yaşayan ölü kılanı, nice işkence ve agir kararlarda imzası olani..Erdal diye, Denizler diye ah eden İzmir'li ah'ını yutup oy'unu onun " babasıyla gurur duyan " oğluna verdi. Hani dede erik çalınca torunun dişi kamaşırdı?"

 

Son Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2020 19:53

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.