Toscana, Buğu Kokulu Tepeler/P.MISIRLIOĞLU
11 Ocak 2007 14:07
TOSKANA, BUĞU KOKULU TEPELER (1)
Pahalılıktan ve kalabalıktan bir parça uzak kalabilmek için bence kışları gelmeli Toscana’ya. Gelmeli ve insanlık tarihinin şarap, zeytin ve zeytinyağı ile ilgili asırlardır süren mükemmellik arayışının izlerini sürmeli. Yeşil dağlara, buğu kokulu tepelere uzanmalı şöyle boylu boyunca…
Kurutulan üzüm salkımlarının küf kokulu mahzenlerine inmeli, şarap fıçılarının harika öykülerinin kulağınıza en gizli sırlar gibi fısıldandığı, butik şarap malikanelerinde yudumlarla sarhoş olmalı insan.
Toscana’ ya gelmeli ve orada hızla geçip gittiğini zannettiğiniz hayatın bekletilmekte ve özel olarak tatlandırılmakta ve dinlendirilerek tekrar sizin istediğiniz zamana dönüştürülmekte olduğuna şahit olunmalı.
Degüste ettiğiniz yalnız şaraplar değil, hayat köprülerinizle ilgili bağlarınıza da yolculuktur bu yeşil tepelere tırmanış. Zaten hep dağlarda yaşam daha ağır bir debdebe ile geçmez mi?
Hayatımıza değer katan gelişmiş damaklarımıza artık laf geçiremediğimiz zamanlar şimdi. Çünkü gezmek arttırır bir ömürlük hayatımızı.
Okumak tamam da yanında vermiyorlar ki başka diyarların etlerini, şaraplarını, peynirlerini, yağlarını. Toskana’ yı sadece okuyorsunuz da ne oluyor? Yanında hiç değilse tuzsuz şu meşhur Toscana ekmeğini,karşı bakkalınızdan satın alsaydınız fena mı olurdu şimdi? Öyle çok şey değişir ki hem okuyup hem tadarak, hem de ekmeğini şaraba banarak, yemyeşil taze sıkılmış zeytinyağını zem zem niyetine gözlerini kapayarak duyumsamalı…
Kızmayın gezgin ukalalığıma…Benim işim bu ben de ekmeğimi taştan, topraktan, şaraptan,üzümden, böylelikle hayatımı da baştan çıkartıyorum.
Şaraba yolculuk, ete, peynire, zeytinyağına bulanarak, ince zevklere, kalın paraların harcanması gereken bir seyahat kabul ediyorum. Ama ne ucuz ki bu fani dünyada.
CHIANTİ BAĞLARI’NA YOLCULUK
Floransa’ dan son bakışımız Michelangelo Tepesi’ndendi. Kırmızı kiremitli çatıların ve heybetli Duomo’nun, Ponte Vecchio’nun tarihi büyüsünden sıyrılıp Toscana tepelerine doğru, Chianti Bağları’nın yolunu tuttuğumuzda, yüzyıllar öncesinden, şimdiki zamana dönmenin mideden geçeceğinin farkındaydık.
Özel tur rehberimiz Riccardo Teresi bizi öğleden sonra otelden aldı. İlk durağımız otantik Montigliari çiftliği idi. 1720’ den beri geleneksel şekilde şarapçılıkla uğraşan küçük orta ölçekli bir kuruluş olan Fattoria Di Montagliari şimdilerde Migliorini ailesi tarafından işletilmekte. Avrupa’nın en iyi şarapları arasında sayılan Chianti Classico Riserva (minumum 9 yıllık ),Brunesco di S. Lorenzo “Barriquis” (minumum 4 yıllık ve chianti sangiovese üzümlerinden yapılma) “La Quercia” Chianti Classico şarapları ile yudum yudum bir tanışma gerçekleştirdik. Ama önce karanlık mahzenleri, üzümlerin kurutulduğu odaları, şişeleme yapılan yerleri dolaşıp fıçıları kokladıktan sonra. Üstelik çiftliğin dükkanından Grappa, Brandy, yıllanmış çok kıymetli balsamik sirke ve diğer tipik ürünlerinden satın aldık.
Üzüm bağlarına karanlık çökmeye başladığında biz öğrendiklerimizle zaten sarhoş olmuştuk. Kırmızı bir gökyüzü ile birlikte Avrupa’nın en meşhur şarap diyarında gecenin serin yüzüyle kendimize geliyorduk. Batan güneşin ve tepelerin yeşil tadı damağımızda hala…
Toscana’da yeme içmenin kendine göre huyları var.
Sızma, yeşil renkli, zengin lezzetli zeytinyağı ve tuzsuz ekmeğin baş tacı edildiği bu çiftçi mutfaklarında yemekler öyle çetrefilli değil. (tuzun hala lüks sayılması Ortaçağdan kalma bir gelenek olsa gerek) Mezesi, çorbası,eriştesi,eti ya da balığı ve tatlısı ile bizim mutfaklardan çok da farklı değil. Ama onlarda av etleri de yaygın. Güvercin, tavşan gibi.
Lezzet turumuzun ikinci gününde harika bağ manzaraları içinden geçerek Siena’ya gittik. Yol boyunca yarı İtalyan yarı Amerikalı futbolsever rehberimiz bize bol bol Siena’ yı ve çevreyi anlattı. Ama bu arada Fatih Terim hayranlığını ve onun yokluğunun Fiorentina için bir kayıp olduğunu da sık sık tekrarladı. Türkiye’ deki Kapodokya anılarını aktardı bize.
Siena Floransa’ya 55 km. Sabah kahvesini Monteriggoni’ de içtik. Dante’nin memleketinde. Bir kale kapısından giriyorsun ve öbür taraftan çıkıyorsun. Ortada bütün görkemiyle Verazzano heykeli.
Montena dağlarının volkanik özelliğinden dolayı verimli imiş bu topraklar.
Kaplumpağa (turtle) sembollü Siena ile Floransa arasındaki tarihi rekabet günümüzde de sürmeye devam ettiğini Riccardo’ nun anlattıklarından çıkarıyoruz. Efsaneye göre Remus ve romulus torunları tarafından kurulduğu söylenen 70.000 nüfuslu bu antik kent her yıl 2 Temmuz - 16 Ağustos ‘ ta yapılan at yarışları ile ünlü. Palio at yarışları orayı çok özel kılan nedenlerden. Piazza del Compo’ da gerçekleşen yarışmalara yazın bilet bulmak neredeyse imkansız oluşu da bunun kanıtı olsa gerek.
Gotik mimarinin soylu efendisi ortaçağ kenti Siena’ da atlar koşmadığında siz sere serpe dolaşabilir ve oturabilirsiniz.. 11 adet kulüp var. Her birinin kendi hayvan sembolü var. 11 at yarışıyor her seferinde şampiyonluk için.
Dönerken geçen sene Laura Bush’ un yemek yediği o çok özel restoranı ve sarap evini ziyaret ettik.
Ziyaret dediğim mükellef bir yemekti. Yeşil tepelerin arasında, üzüm bağlarının ortasında hemen göze çarpan 600 yıllık Abbey Manastırı’nın yakınlarındaki bu muhteşem lezzet noktasının adı Osteria Di Passignano.(en lüks chianti mahzenlerine sahip bu arada belirteyim)
Neler yedik içtik anlatayım. Elbette saklımız gizlimiz mi kaldı sizlerle.
Geleneksel anlamda akşam yemeklerinde oldukça zengin bir servis biçimleri var fakat hepsini almak ne mümkün. Yani sırasıyla dört bölümden oluşuyor:
Antipasto (başlangıç, meze): Ahududulu balsamik sirke sosu ile porçinili taze mantar salatası çok güzeldi.Orijinal adı Porcini flan with a fresh mushroom salad and raspberry vinegar
Primo: (İlk yemek)( genellikle ekmekle yoğunlaştırılmış çorba ya da, makarna, penne gibi) Alınmadı…
Sekondi: (ikinci yemek) Limonla sunulan, zeytinyağı damlaları ile mangalda pişirilen, kalın, kocaman biftek en az iki kişilikti.Dışı yarı yanık, çıtır çıtır içi kırmızı ve yumuşak,
Bu ünlü yamyam yemeğinin adı ise bistecca alla fiorentina. (et yemezliğim de yalanmış bu arada)
Ayrıca el yapımı erişteli, portakal dilimli, biberiye süslü güvercin çok lezzetli idi.(güzelim güvercini nasıl yediğimi hatırlamıyorum.)
Contorni: (yan yemekler) İtalya’da en kötü şeylerden biri garnitürünü ya da sebze buketini ayrıca ısmarlamak ve buna da ayrı ücret ödemek.
Dolci: (tatlılar) Bir tabak dolusu tatlı kukiler ve meyveli çikolatalar muhteşemdi.
Masalar çok şık hazırlanmış. Gümüş çatal bıçaklar, el işi incecik kristal kadehler kır ortasında saray zevki yaşatıyor insana.
Tarihi eski büyük bir taş binadan sıcak fakat elit bir mekan yaratmışlar. Eskiden kiler olan yerde tavanlar kiremit, duvarlarda kurutulmuş çiçek tabloları. Tabloların altında çiçeklerin künyeleri var. Tuvaletlerin içi ve kullanımı mükemmel. Ayaklı lavabolar ve süslemeler ve akıl almaz temizlik çok ayırt edici bence. En önemlisi ise Villa Antinori’ nin çok özel şarapları. Tignanello, Badia A Passignano, Peppoli, Guado Al Tasso, La Braccesca hep özel markaları. Çok pahalı ama çok.
Biz turistiz kardeşim üzerine bir cafe Americano şimdi yola çıkma zamanı…
Doğa, yeşillikler ve üzüm bağları, rönesansın çiftçileri, kırsal tadların sadeliği bizi kendine bir kez daha aşık etti.
Önemli Not: Sevgili dostumuz İzmir İtalya Konsolosu Sn. Michele Tomassi ve Livio Angelisanti’ ye ve Toscana rehberimiz sevgili Riccardo Teressi’ ye değerli yardımlarından dolayı binlerce teşekkürler.

