BİR EGE ÜNİVERSİTESİ KLASİĞİ

07 Mart 2011 16:36 / 2064 kez okundu!

 


Gönüllü muhabirlik yaptığım bu güzel siteye güzel bir yazı yazarak giriş yapmak istemiştim aslında. Ancak son zamanlarda –özellikle yaşadığım kent İzmir’de- çok da güzel şeyler olmuyor. Konak Belediyesi'nde direnen işçilerden mi bahsetsem, İzmir Büyükşehir Belediye binasının boyasını yaparken düşerek hayatını kaybeden iki işçiden mi bahsetsem, Ege Üniversitesinde başörtüsü nedeniyle derslere giremeyen arkadaşımdan mı, yoksa Kürt illerinde sağa sola bomba yerleştiren JİTEM’le uğraşmak yerine iki gazeteciyle uğraşan Ergenekon savcılarından mı bahsetsem? Görüldüğü gibi gündem baya bir yoğun sanki.

Bu yoğunluk içinde bunları düşünürken, “rahatsız” bir Ege Üniversitesi öğrencisi olarak, bu üniversitede yaşanan bazı sorunları dile getirmenin faydalı olacağını düşündüm.

Bu sitede de yazan sevgili dostum Tülin Tezel geçtiğimiz dönem başörtüsü yüzünden çok çekmişti. Hem hocalarından, hem de kampüs içinde kendilerine “sol” diyen bir grup insan tarafından… Okulun ikinci dönemi henüz başladı sayılır. Şimdi ikinci bir başörtüsü vakasıyla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde bir dostumuz başörtüsü ile derslere girmek istedi. Ancak derse giren hoca tutanak tuttu ve bölüm başkanları diğer hocalara da baskı yaparak tutanak tutmalarını istedi. Şimdi büyük ihtimal hukuki bir mücadele başlayacak ve Ege Üniversitesi rektörlüğü ikiyüzlülük yapmaya başlayacak. Bunları biliyoruz, zira aynı durumları birinci dönemde de yaşamıştık.

İşin bürokratik saçmalıklarını bir tarafa bıraktım. Kendi kendime sormaya başladım; bir kadının okula (veya herhangi bir kamusal alana), derslerine başörtüsü ile girmesinde ne gibi bir sakınca olabilir? Aklıma bir cevap gelmiyor. Şeriat diyorum ama o da 8 yıldır gelemedi bir türlü. Kimileri gericilik diyebiliyor, e ama kime göre gericilik? Kimsenin bu insanlara, bu şekilde zulüm etmeye hakkının olmadığını düşünüyorum. Ayrıca neden Ege Üniversitesi bu şekilde bir uygulamayı kanırtmakta, o da ayrı bir konu. Ege Üniversitesi dışında, batıdaki üniversitelerde başörtüsü yasağının daha çok uygulandığını görüyoruz. İç Anadolu ve Doğu bölgesindeki üniversitelerde böyle bir yasak yok. Geçtiğimiz yıl Dicle Üniversitesi'nde okurken bu yasakla hiç karşılaşmadım. Herkes istediği gibi okullarına girip çıkabiliyordu.

Bu işin hukuki mücadelesi gerçekten önemli, ancak bu işin bir de sokakta mücadelesi olmalı. Geçtiğimiz dönem Üniversitede Özgürlük İnisiyatifini kurarak bu işin sokak mücadelesini başlattık. İlk olarak 25 Aralık’ta Ankara caddelerinde “Anadilde eğitim, başörtüsüne özgürlük!” diyerek bağırdık. Sözcü gazetesi tarafından “gerici” ve “bölücü” yaftası yedik. “Solcu” arkadaşlar bu eylemin örgütlenmesini baltalamaya çalıştılar ancak yılmadık.Şimdi 2 Nisan’da İstanbul’da tekrar sokakta olacağız. Taleplerimiz çok açık, bizi dahil etmeye çalıştıkları savaşa ayrılan bütçenin eğitime harcanmasını istiyoruz. Üniversiteler serbest piyasanın değil, serbest düşüncenin merkezi olsun ve harç paraları kalksın istiyoruz ve anadilde eğitim istiyoruz.

Onlar hukuken var olmayan bir yasakla başörtülü öğrencileri öğrenim hakkından mahrum bırakıyor, biz başörtüsüne özgürlük istiyoruz. Üç beş örümcek kafalı bürokrat başörtülü dostlarımızın okuma hakkını elinden almaya çalışıyor, bunlar bizi yıldırmamalı.

Başörtülü bir arkadaşım sırf başörtüsü yüzünden okulundan mahrum kalırsa, bu beni vicdanen çok üzer. Ve açıkça söylüyorum ki, bu durumda okuyup bitirdiğim okulun hiçbir manası olmaz. O zaman şimdi sokağa çıkmanın vaktidir.


Sinan Canbay

04.03.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.