BABA BANA BAĞIRMA…
10 Aralık 2009 17:38 / 3123 kez okundu!
Edebiyat tam da hayatın içinde, bunu bugün çok daha iyi anladım. Altı yaşındaki kızım bu sene anaokuluna başladı. İlk günler güle oynaya gittiği okul bir hafta sonra ikimize de işkence olmaya başlamıştı. Her sabah kavga dövüş, bağrış çağrış evden çıkıyor.
Gözyaşları indiği merdivenleri bir bir öperken ben kendimi zor tutuyorum.
“Kızım nedir derdin? Neden böyle yapıyorsun?” soruları havada asılı kalıyor. Gözyaşlarıyla dolu bir tek şu cümle dökülüyordu küçücük dudaklarından:
“Lütfen, gitmek istemiyorum.”
Ben her sabah soruları değiştiriyor, acaba bir yanıt alabilir miyim ümidiyle dudaklarından dökülecek harfleri gözyaşlarının arasından tutmaya çalışıyorum. Olmuyor, olamıyor, yapamıyorum.
Bu sabah her zamanki gibi kıyamet koptu. Ben kendimi kaybedip biraz sesimi yükseltince (Hiç yapmadığım şeydir) kızım bana dönüp:
“Baba bana bağırma!.. Okulda seni özlüyorum” dedi.
O an beynimden vurulmuşa döndüm. İster istemez yıllar önce okuduğum Akgün Akova’nın şiiri geldi aklıma:
“BABA BANA BAĞIRMA”
Uzun bir şiirdir ama ben en çok son dizelerini severdim:
baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
Ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için
baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir.
Baba, öfke duyulan, bazen çok sevilen ama asla bir türlü anne gibi olamayan, sürekli korkulan, yanında tedirgin olunan hiçbir şey paylaşılamayan varlık. Tabii herkes için geçerli değildir. Birçoğumuz annemizden şu sözü duymuşuzdur:
“Akşam baban gelince ona anlatırsın derdini”, “Akşam baban gelsin o zaman görüşeceğiz seninle”
Edebiyat dünyası da farklı değil aslında. Birçoğumuz karşımıza alıp konuşamadık babamızla. Ne o derdimizi dinleyebildi, ne de biz anlatabildik. Çünkü o babaydı. Böyle işlerle uğraşmazdı. Anne uğraşır, başı sıkışırsa babaya haber verirdi. Bu yüzdendir ki en son babalar duyar.
Can Yücel dizelere dökmemiş midir babasına sevgisini “Hayatta ben en çok babamı sevdim” diyerek. Bir başka şiirinde de babasına sormuştur. “Dargın mıyız” diye.
Franz Kafka da babası ile olan ilişkisini dillendiremeyip kaleme alan yazarlardan. 1919 yılında bir kız ile tanışıp nişanlanır. Babası bu nişana karşı çıkar. 1919 yılında babasıyla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirmek için yazdığı mektuplar daha sonra “Babaya Mektup / Can Yayınları” ismi ile yayımlanır. Kafka’nın yazdıklarından küçük bir alıntı ile babası hakkındaki düşüncelerini de az çok aktarmış olacağım. Şunu da belirtmek isterim ki, Kafka yazdığı hiçbir mektubu babasına göndermemiştir.
“Çok sevgili baba, geçenlerde bir kez, senden korktuğumu öne sürmemin nedenini sormuştun. Genellikle olduğu gibi, verecek hiçbir cevap bulamadım, kısmen tam da sana duyduğum bu korku yüzünden…” (Babaya Mektup / Franz Kafka - Can Yayınları)
Baba kelimesi farklı alanlarda da kullanılıyor. Mesela Mafya Babası… Söz buraya gelmişken Mario Puzo’nun “Baba” kitabını atlamak haksızlık olur. Sinema dünyasında da bir klasik olan baba oyuncular, yönetmen ve müzikleri açısından takdir mertebesine yükselmiş bir filmdir.
Yıldız savaşlarının (Star Wars) yönetmen ve yapımcısı George Lucas yakın arkadaşı Francis Ford Coppola’ya gider. Bir uzay filmi çekmek istediğini fakat elindeki paranın ve imkânlarının kısıtlı olduğunu söyleyip ortaklık teklif eder. Coppola hiç tereddütsüz ret cevabını verir. Onun aklında İtalyan mafyasının anlatıldığı baba filmini çekme fikri vardır. İki arkadaş yollarını ayırır. İkisi de sinema tarihimizde hak ettikleri yeri almışlardır. Mario Puzo’nun “Baba /E Yayınları” kitabı da filmi kadar olmasa da istenilen başarıyı yakalamıştır.
Biz babalarımızın karşına geçip, Can yücel’ in de yazdığı gibi ne “dargın mıyız?” diyebildik, ne de “Baba hayatta ben en çok seni sevdim” diyebildik. Umarım çocuklarımız bize söyleyebilir…
Haaa unutmadan: Çocuklarınıza bağırmayın. Artık çocuklar bizim gibi değil. Baba bana bağırma diyebilirler…
İyi okumalar,
Murat Şahin
10.12.2009
Not: Baba bana bağırma şiiri “Seçme Şiirler / Akgün Akova – Çınar Yayınları”



