'Müslüman Kardeşler'in Evrimi' -1
27 Ocak 2014 15:48 / 1752 kez okundu!
Seküler topluma karşı siyasi İslam
Ortadoğu'daki siyasi islamla seküler toplum politikaları arasında yaklaşık yüzyıldır sürüp giden bir savaş var. Modern ve seküler politikaların 70’li yıllara kadar empeyalist işgallere ve gericiliğe karşı başarılı dönüşümlere öncülük etmeleri, müslüman halklar arasında itibarını güçlendirmişti.
O yıllara kadar siyasi islam köşeye sıkışmıştı ve geniş toplum katmanlarında saygı görmüyorduLaik ulus devletlerin egemen olduğu Türkiye, Mısır, Endenozya, Cezayir ve Pakistan’da uygulanan sosyo-ekonomik reformlar, modern seküler kültürü ve politik anlayışları egemen bir ideolojiye dönüştürmüştü. Laiklik karşıtı siyasi islamın bu ülkelerde hareket alanı iyice daralmıştı.
Fakat global düzeyde gelişen üç önemli süreç son otuz yılda dengeyi siyasi islamın lehine çevirdi. Bu yeni durum siyasi islamın başarısı değildir. Tam tersine seküler toplumların zayıflamasına neden olan iç çelişkilerin çözülememesinin bir sonucudur. Seküler uluslarda ciddi kırılmalar yaratan süreçlerin en önemlilerini şöyle sıralandırabilirim:
- Global sistemin liderleri, ABD başta olmak üzere, seküler ulusa ve sola karşı islamist cihatçıları destekleyerek mücadele alanlarını ekonomi dışındaki alanlara; topluma, dine ve kültüre kaydırmaları.
- Seküler ulusaların ve solun, kendi içinde taşıdığı olumsuz yapıları yıkmada başarılı olamamaları. Tek partili rejimler, askeri vesayetler, kimi kültürel ve etnik gurupların dıştalanması gibi ciddi sorunlar zamanında çözülemeyince, demokrasi ve modern seküler yaşam derin bir krize sürükledi.
- Laik ulus devletlerin, devlet kapitalizmi yoluyla ekonomik krizlere çare bulamaması. Yabancı işgalare karşı verilen kurtuluş savaşlarından hemen sonra oluşturulan, halka büyük yararlar sağlayan eknomik sektörler zamanla bürokrasiden ve teknolojik gerilikten kurtulamadığından halkların biriken sorunlarına cevap vermekten iyice uzaklaşması. Kriz içinde debelenen ulusların, devletçi kapitalizmle ekonomik krizlerine çıkış yolu bulamaması. Aynı dönemlerde siyasi islamın alternatif olarak elindeki vakıf ve çeşitli projelerle ve uluslararası finans kaynaklarını da kullanılarak krizlere “İslami” çözüm araması ve orta kesimlerde geniş bir destek bulmasının yolunu açılması.
Siyasi islamdan yana esen rüzgarı arkasına alan en eski islami örgüt Müslüman Kardeşler oldu. Mısır’da toplumun genleriyle oynayan hareket eğitimi ve sağlığı ele geçirerek uzun ve soluklu yürüyüşüne iktidara gelene kadar ara vermedi. Fakat ancak bir yıl iktidarda kalabildi. İktidara gelmesinde aktif rol alan demokrasi güçleri, kısa bir zaman içinde bu kez onlara karşıt bir konum aldı. Ortamdan yaralanmasını bilen ordu Mürsi’yi ve MK'i bir darbeyle iktidardan uzaklaştırdı.
Ancak darbeden sonra muhalefetteki demokrasi güçleri MK’lerin nasıl bir örgüt olduğunu tartışmaya başladı. Bu oldukça geç kalmış fakat anlamlı bir taştışmaydı çünkü MK hareketini iyi anlamak Mısır’ın politik geleceği ile ilgiliydi.
Müslüman Kardeşler: Bir İslami Özgürlük Hareketi mi?
Mursi’yi deviren koalisyonda Mısır’ın tüm seküler ve devrimci demokratlarının yanında Mubarek destekçileri, El-Nour Partisi ve MK (Müslüman Kardeşler)’in bir kanadı olan bazı muhafazakar guruplar da yer aldı. Bunların birçoğu, Türkiye’de 12 Eylül dönemindeki gibi, ordunun yönetime el koymasını istiyordu. Koalisyonun gücü ve etkisi karşısında ordu hemen Mursi’yi terk etti, saf değiştirdi. Bu durum ülkeyi karmaşık bir kaosa sürükledi.
Mücadelenin ön saflarında yer alan koalisyon sözcülerinden Hüssam El-Hamalawi darbenin yol açtığı kaotik ortamı şöyle yazmıştı:
'Şu anda biz bir yol ayrımındayız. Eğer MK’e ve genelde siyasi islama faşist diyen bir sol muhalif guruptaysak, onları şiddetle, kanla bastıran, dolasıyla faşizme karşı mücadele veren orduyu desteklemeye koşarız. Fakat MK’in sosyal yönden homojen olmayan; başında mültimilyonerlerin olduğu, tabanında fakir işçi ve köylülerin yer aldığı, kafasında hayali bir islam projesi olan ve giderek yoksullaşan orta sınıfın ana iskeletini oluşturduğu gerici ve oportunist bir hareket olarak görüp farklı bir görüş geliştirirsek, bu karmaşık ortamı duğru değerlendirmemiz mümkün olabilir. Yani askeri darbenin Müslümanlara karşı yaptığı katliamlara karşı duran ve Mursi ve çevresinin işlediği suçlardan dolayı yargılanmasını isteyen üçüncü bir duruşu ve net bir söylemi geliştirebiliriz (4).'
Mısır’da Ordu ve MK’in karşı karşıya gelmeleri ilk değildi. İki güç de demokrasiye ve seküler yaşama karşı politika üretmek için yıllardır yarış halindeydiler. Demokratik güçlerin her ikisini de devrimci sürecin dışına itmeleri gerekiyordu. İyi örgütlenmiş demokratik mühalefetle orduyu kışlaya gönderme belki mümkün olabilirdi ancak bunun da yeterli olacağı şüpheliydi. El-Hamalawi’nin belirttiği gibi, ülkede demokratik bir açılım yaratabilmenin yolu, MK’i doğru tanımlamak ve onlara karşı ortak politikalar geliştirmekten geçiyordu.
MK’in, genelde siyasi islamın demokrasiyle barışmasının o kadar kolay olamayacağını ve uzun zaman alabileceğini tarihsel deneyimler bize gösterdi. Bu zorluk büyük oranda MK’in kendilerini dünyada islamın mekezi olarak görmelerinden ve islam temelinde toplum mühendisliğine yönelme hedeflerinden kaynaklanıyor.
İslamın en güçlü olduğu ülkerden biri olan Mısır’da müslümanlığın batının seküler kültürünün esareti altında olduğu öngörüsünden hareket ederek özgürlük mücadelesi başlatmak çok gerçekçi değildi. MK başta olmak üzere siyasi islamın içinde yer alan diğer akımlar dünyaya bu gözlüklerle baktıklarından demokrasiden ve demokratik güçlerden uzaklaştılar.
Laikliğin ve seküler kültürün hristyan politikası olduğunu, islamın bunu kabul edemeyeceğini, islamın çok farklı bir din olduğu önermesiyle MK, islam toplumunun zayıf düşmesinin laiklikten, cumhuriyetten kaynaklandığı düşüncesini taşımaktadır. Bu anlamda, politik islamın ortaya çıkış amacı, batının aydınlanmayla beraber geliştirdiği din ve politikayı ayırma prensibine karşı gelmektir. Modernleşme ve aydınlanma öncesi parametrelerle pre-modern toplum yaratma projesidir.
Siyasi islam özünde çok vurgu yaptığı islam diniyle bile ilgili değidir.
Bireysel düzeyde müslümanlara karşı eylem ve tepkiler dışında, islam, ezilen, horlanan, kabul görmeyen bir din olsaydı, o zaman söylemleri doğru olabilirdi. Oysa, ABD ve Avrupa dahil, dünyanın hiç bir yerinde islama karşı böyle bir tavır yoktur; tersine batı ülkelerinin çoğunda islam, ayrımcılığa karşı olan yasalarla hukuksal güvence altındadır. Bu yüzden 'İslamı Özgürleştirme' siyasi bir hedef olarak temel bulamadı ve siyasi islam, bir özgürlük hareketine dönüşemedi, geniş yığınlar tarafından kabul görmedi.
Latin Amerika’da görülen hristiyanlığın yoksullara adalet ve özgürleştirme misyonu siyasi islamda görülmüyor. 1960-80 yıllarında sosyal uyanışın yükseldiği dönemde Latin Amerika’da Kilise 'kurtuluş' düşüncesini geliştirdi. Perü’lü papaz Gustavo Gutierrez ve hayatını yoksullara adayan Meksika’lı papa Oscar Romero kiliselerde bir efsaneydiler. Benzerlerini Gezi Parkı direnişinde İhsan Eliaçık’ın kişiliğinde, sadece bir kişide, gördük.
Muhalefette ve iktidarda çeşitli isimler altında politika yapan siyasi islamın öncüsü sayılan MK Mısır’de kendisinin oluşturduğu inançlı bir sosyal sınıfın siyasetini uyguluyor. Ekonomik çıkar ve dini inanç karmaşası içinde inananların sivil toplumuna yön veren MK yüzlerce şirket ve vakıfıyla inanların pazarını da beliriliyor.
MK inanç ve sosyal paradıgmalar üzerinde inşa ettiği politik vizyonunu hemen hemen olduğu gibi korumasının altında yatan gerçek osyo-kültürel ilişki ağıdır. Politik yaşama ilk başta faşist bir örgütlenmeyle başlar daha sonra yavaş yavaş ırkçı şiddet yanlısı bir otoriterliğe dönüşür. Tarihindeki bu iki büyük yarılmanın ilki 1928-1970 ve ikincisi 1970-2013 gerçekleşir.
İslami sekülerizmi muhafazakar demokrasiyle birliştirmeye çalışan AKP 2002’den bu yana pan-İslamist MK’le çok sıkı ilişkiler içinde. MUSIAD ve İHH yıllarca MK’e para desteği yapıyor ve sosyal yardım ulaştırıyor. Kardeşlerle geniş bir haberleşme ağı oluşturuldu. Tayıp Erdoğan ve AKP’nin etkisiyle MK’in ılımlılaştığı söylensede 70’lerden sonra politikasında önemli bir değişim olmaz. Şimdi, ülkemizdeki politik gündemi oldukça yakından ilgilendiren MK’lerin tarihindeki değişime yakından bir göz atalım:
Müslüman Kardeşler: 'CİHADIM' ve 'KAVGAM' (1928-1970)
Müslüman Kardeşler (MK) siyasi islamın güçlü bir damarıdır. Bu damar Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan boşluğu ulusalcı veya sosyalist akımların doldurmasını engelemek ve bu güçlere karşı batının sömürgeci çıkarlarını savunmak amacıyla kurulur. Geriye, tarihine baktığımızda, islamın farklı akımlarına, Arap milliyetçilerine ve ilerici sol akımlara karşı katliamlara varan saldılarını görüyoruz. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'nun bir çok ülkesinde geliştirdiği politik söylemler ve pratik faaliyetleri hep bu amaca yönelmiştir (1).
'Amacımız Allah, liderimiz peygamber, hukukumuz Kuran, yolumuz cihad.'
Milyonlarca Mısırlının kutsal ve gizemli olarak kabul ettiği bu sözlerin arkasına sığınan MK ülkeye faşizmi taşıdılar. Temmuz 2012’de, Mursi’yi iktidardan uzaklaştıran darbeci generallere 'Hitlerci' ve 'Faşist' diyen MK aslında, Mısır ve Ortadoğu’ya Nazizmi ve faşizmi götüren bir yapıdır. Bugün ordu sokaklarda katliamlar yapıyor ve terör estiriyorsa bunda MK’in payı çok büyüktür (5).
AKP iktidarı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır’daki darbeyi, demokrasiyi savunarak protesto edeceğine, MK’e arka çıkmayı tercih etti. Siyasi islam ve generaller yani askeri ve sivil diktacı güçler demokrasiyi Tahrir’de boğmaya kararlı görünüyorlar. Türkiye'nin milyonlarca doları MK’e hibe olarak verdiği iddia ediliyor. Türkiye’den gelen maddi kaynaklarla Suriye’de katliam yapan MK’e bağlı örgütler insanlık suçu işliyorlar. AKP hükümeti MK'in karşısında değil arkasında durdu ve onlara destek verdi. Çünkü Ortadoğu coğrafyasında MK hareketi Recep Tayyip Erdoğan’dan ve onun partisinden çok daha güçlüdür (11).
Hitler’e ve Nazi rejimine hayran Al-Banna, 1928’de MK'i kurdu. 1936’da 800 üyesi, 1938’de 50 şubesinde 200 bin üye barındırıyordu. İkinci Dünya Savaşından sonra, 1946’da, yarım milyon üyesi, beşyüzbine yakın aktıf sempatizanı ve beşbin üzerinde şubesiyle artık bir çok alanda aktif politikanın içindeydi.
Başta Mısır olmak üzere 70 ülkede örgütleri olan MK, Suriye’de ana muhalefet, Tunus’ta ise 217 sandalyenin 79’unu ellerinde bulunduran birinci partidir. Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin 31 bakanından 12’sine sahiptir. Ürdün’deki İslami Eylem Cephesi ana muhalefettedir. Bunun dışında çok sayıda ülkede iktidara gelmeden iktidarı sarsacak kadar güçlü muhalefet yapıyor. Fransa, İngiltere, ABD ve daha bir çok Avrupa ülkesinde şubeleri ve sosyal örgütlenmeleriyle etkin eylemler örgütlüyor.
Kardeşler ismini ilk kuruluşundaki beş kişiden oluşan aile örgütlenmesinden alır. Ailelerdeki kardeşlerin en temel görevi camilerde namızı örgütlemekti. Ailelerin birliğinden aşiretler ve aşiretlerin toplamından taburlar oluşurdu. Ordudeki bir çok subay MK ideolojisini öğrenirdi. Aynı zamanda kardeşlerin kendileri orduda eğtilirdi. Yasal ve yasal olmayan örgüt ve hücreler arasında haberleşme ağı var. Militanlarını silahlı kamplarda eğittiği gibi sosyal alanlarda çalışacak elamanlar yetiştirmiş. Ordu ve polis içinde gizli hücreleri terör, suikast ve intiharlar için hazır beklettikleri de biliniyor.
MK, 1979’da Afganistanda Mucahiddin örgütünü kurarak Sovyet ordusuna karşı savaşı başlattı. On yıl sonra Sovyet ordusunu Afganistan'dan uzaklaştırdı. Elde ettiği zaferin hemen arkasında bir bölünme geçirdi. Ayrılan büyük bir gurup El Kaide’yi kurdu.
Hareket 1987’de İsrail’de Hamas’ı oluşturdu. Askeri eğitimlerinde Nazi selamı veren ve Hitler'in Kavgam kitabı ile politikasını geliştiren Hamas, şimdi Filistin’de iktidarda. Tayyip Erdoğan’nın koruyup kolladığı, kardeşim dediği teşkilatın kendisi karanlıktır. Bu ve benzeri hareketlerin belki de en anlaması gerek şey şudur: İsrail’in şiddet ve terör politikasına karşı durmak, faşist bir yaklaşım geliştirmeyi gerektirmez. İsrail’in yanlış devlet politikasını durdurma mücedelesiyle Yahudi halkını yok etmek veya ondan nefret etmek tamamen farklıdır. Hangi haklı nedenlere dayandırılsa dayandırılsın, bir halkın bütününü hedefleyen ideolojik ve politik söylemler ırkçıdır ve faşisttir. Bundan da sağlıklı bir sonuç almak imkansızdır (6).
28 Aralık 1948’deki politik suikastlerde yine MK izleri vardır. O tarihlerde zamanın Mısır Başbakanı Mahmud Fahmi Nokraşi bir saldırıyla katledilmiştir. 26 Ekim 1954 ve 1966’da Cemal Abdul Nasır’a CIA’in logistic desteği ile iki başarısız suikast girişiminde bulunan ve en son 1981’de Envar Sedat’ın ölümüyle sonuçlanan eylemlerin arkasında da MK vardır. Her defasında ağır darbeler alan hareket, dış güçlere hizmetten bir adım geri durmamıştır. MK, başta Mısır’da olmak üzere müslüman ülkelerde sürekli istikrasızlığın kaynağı oldu. Müslüman Kardeşler hareketi her zaman barış, demokrasi, diyalog ve uzlaşma gibi yapıcı girişimlerden yıllarca uzak durdu. İslam ile terörü bir tutarak, islamdan demokrasiyi uzaklaştırdığı gibi terörü islami inancın üstüne çıkardı.
Müslüman Kardeşler terörizmin kaynağının Kuran’da olduğunu ısrarla tekrarladı durdu. Onlara göre her müslüman ön koşulsuz Cihad’ın bir parçası olmalıydı. Nazizm’den esinlenerek terörizme teorik temeller hazırladılar. Bu yönde o kadar ileri gittiler ki, Hitler'in Kavgam kitabını bile 'Cihadım' diye Arapçaya çevirdiler.
MK, 70’lerde terörü resmen reddettiğini ilan etti. O tarihten sonra dünyanın pek çok ülkesinde faaliyet gösteren örgütlerini aynı politik amaca yöneltmek amacıyla bir manifesto hazırladı. Yazılan protokolün içeriği ile Hitler’in Kavgam’ı arasında sayısız ve önemli paralellikler görmek mümkündür.
El Banna, Nazizm’den esinlenerek kendisinin yorumlarından oluşan islami bir ideoloji geliştirdi. İslamın aslına dönüşü gibi masum gibi görünen bir taleple, despotik islam dönemlerinin politik argumanlarını faşizmle birleştirdi. İslamı inançtan çok, politik parametrelerden oluşan gerici faşist bir ideoloji yaratıldı.
Nazizm ile MK’lerin politik söylemi arasında çok benzerlikler, paralelikler ve kesişme noktaları vardır. Her iki ideolojide de işgal ve egemenlik kurma amaçlanır. El Banna’ya göre islam, Asya’dan Avrupa'ya kadar bir çok ülkede zorla da olsa kurulmalıdır. Yani Nazizm'de olduğu gibi muzaffer ve üstün gelme ana hedeftir. Bireyin merkezi güce bağımlılığı her iki ideolojide de temel alınır. Ulus devletleri yıkmak ve Yahudi toplumunu fiziksel olarak yok etmek her iki politik akımın ana hedefleri arasındadır.
MK’in faşizm ve Nazizm ile yakın ilişkisini ilk defa Hacı Muhammed Amin el-Hüseyin kurmuştur. Kudüs müftüsüyken önce İtalya’ya kaçan ve daha sonra Berlin'e geçen bu şahıs Hitler ve çevresinden büyük maddi yardım alır. El Banna’nın hocası olan Hacı Muhammed Osmanlılara karşı başlayan Arap ulusal direnişine katılır daha sonra radikal bir dinci ve anti-Semitik duruşlar sergiler. Kudüs’teki bir ayaklanmadan sonra askeri mahkemede on yıl ceza aldıktan sonra Ürdün üzerinden kaçmayı başarır.
Hacı Emin El-Hüseyini 'Hitlerin İmamı' diye bilinir. Filistin ve Kudüs'te Yahudileri yakmak için kamplar organize eder. Genç müslümanlardan 'Kara El' adlı bir SS birliği oluşturur. Hitler’in en güçlü bir kaç birliğinden biri olan bu birlik aslında Hamas’ın kuruluşu olarak kabul edilir.
(Devam edecek)
Mehmet TAŞ
22.01.2014
Son Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2014 21:13



