Şu İzmir'in Dağlarında - Merih YÜCEL

27 Aralık 2016 19:12 / 2422 kez okundu!

 

 

Her zaman dingin bir yeşillik, her ay farklı renklenen bitki dokusu, kızılçamlardan, karaçamlara, çınar ağaçlarından telli kavaklara, menengeçlerden dağ çileklerine, katırtırnaklarından laden çiçeklerine, ebegümeçlerinden gelinciklere, sahlep orkidelerinden, radika ve turpotlarına uzanan eşsiz bir flora ve aşağılarda zeytin ağaçları, üzüm bağları, alabildiğine uzanan tarlalar ve masmavi bir deniz. Ve buranın canlıları, tavşanı, kirpisi, tilkisi, sırtlanı, keçisi vs. Burası cennetin İzmir’deki adıydı. Çiçeklerine, ebegümeçlerinden gelinciklere, sahlep orkidelerinden, radika ve turpotlarına uzanan eşsiz bir flora ve aşağılarda zeytin ağaçları, üzüm bağları, alabildiğine uzanan tarlalar ve masmavi bir deniz. 

Yanlış tarım politikalarıyla ovalar, kıyılar betonlaşıp tükenirken, dağlar yerleşime açıldı. Manzarası güzel villalar için ağaçlar talan edildi. Şimdi, seller, nasıl iner doludizgin yamaçlardan bilseniz. Bilseniz nasıl canı acır toprağın. Nasıl bulanır deniz, çamur rengine döner.

Bir de, altıncı filo kuşatması var İzmir’de senelerdir. Türkiye’deki altın rezervi 6500 tonmuş. İzmir’de, Bergama ile başlayan bu süreç, havayı, toprağı, suyu zehirleyerek devam edip, gidiyor. Bergama Ovacık’ta, Kozak yayla’sında, Efemçukuru’nda. Bazılarında siyanür kullanılıyor. Geçen yıllarda, siyanür taşıyan su borusu kazara patladı ve dereye zehir karıştı. Atık havuzları yetmiyor, doldukça yenileri yapılıyor. Kütahya’da yıkılan atık havuzlarından doğaya karışan siyanürün neler yaptığını, basından biliyoruz.

Efemçukuru’nda siyanür kullanmıyorlar. İzmir’in arseniksiz tek su havzası. Ama oradaki toprakta arseniğin bağlı olduğu kayaçlar var. Kazma vurulduğunda, asidik yağmur sularıyla asit maden drenajı yüzünden hemen ayrılıp, sulara karışıveriyor. Yalnız arsenik mi? Kurşun, bakır, kadmiyum, çinko, mangan, demir, selenyum, çinko, antimon. Bunların hemen hepsi yaşama zarar veren metaller. Bitki, hayvan her canlıda, biyokimyasal olayları hızlandıran  enzim sistemlerini olumsuz etkileyerek, çalışamaz hale getirerip, canlıyı zehirliyor. Öldürüyor.

İşte bu nedenle, havzada yapılması planlanan Çamlı Barajı’na izin verilmiyor. İzmir’e ta Gördes’den su taşınıyor. Gördes Barajı sızdırma nedeniyle su tutamıyor.

Bilirkişi raporuyla, havzada saptanan ağır metal konsantrasyonları, normal değerlerin çok çok üzerinde çıkınca, İzmir 1.İdare Mahkemesi, kapasitesini 2,5 kat arttırmak isteyen Tüprag A.Ş’ye izin vermedi. ÇED Raporunu kabul etmedi. Ama çok kısa bir süre sonra (2015 ağustos), Ankara’da, İnceleme Değerlendirme Toplantısı Çevre Bakanlığı ve altın şirketiyle birlikte yapıldı. Revize edilen ÇED’le, mahkeme kararı hiçe sayılarak, kapasite arttırıma başlandı. Dağın tepesinden başlayarak, denize doğru, kazarak, patlayıcılar kullanarak, altını aldıktan sonra, kimyasallarla dolu atıkları boşalttıkları galerileri doldurarak ilerliyorlar. Kalsinasyon (kavurma) ve Flotasyon (yüzdürme) işlemleriyle, asit maden drenajı yaratarak ağır metalleri serbestleştirip, toprağın, suyun içine gönderiyorlar. Köydeki kuyular taşıyor. Zehirli yer altı suları çevre kuyularını besliyor. Dereleri oluşturuyor. Yaşam yavaş yavaş zehirleniyor.

Toprak ve sulardaki zehirlenmeler sürerken, yeni kurulan, kömürlü termik santrallar, zehirli dumanlarını havaya pompalıyor. Aliağa’ya, Foça’ya simsiyah, ağır metallerle yüklü dumanlarıyla, enerji eldesi için bir bir dikiliyorlar. Poyrazla İzmir’e doğru pisliklerini boşaltıyorlar. Milyonlarca tonu bulan atık küller, Foça Ilısu Köyü’nde bir orman alanınanına depo ediliyor. Termik santral kurmak için Yırca’da, ömürleri 2000 yıla kadar uzayabilen, 6000 zeytin ağacını köklediler. Bu ne acımasızlıktır. Genç ağaçların zeytinleri üzerindeydi. Muhtarın gözyaşlarını unutamıyorum.

“Termik istemiyorsunuz. Rüzgardan enerji elde edelim.” Söylemiyle, İzmir’in dağlarına RES’leri konduruyorlar. Rüzgar, temiz enerji. Biliyoruz. Ama ekosisteme zarar verince, kirli enerji oluyor. Karaburun’da, Çeşme’de, Urla’da, Kemalpaşa’da ağaçlar kesiliyor. Devasa beton zeminler hazırlanıyor, boyları 100 metreyi bulan rüzgar makinalarını geçirmek için,  orman içlerinde çok geniş yollar açılıyor. Orman, en az 30 yılda oluşan, çiçeğiyle, ağacıyla, bakteri, mantar ve  hayvanlarıyla sağlıklı  bir ekosistem.

Bir de taş ocakları var İzmir’in dağlarında. Dağlar, üzerindeki yaşam değerleriyle birlikte eriyip, bitip gidiyor. Havaya kalkan toz bulutları, etraftaki yeşil örtünün üzerine kabus gibi çöküyor. Yaprakların dışa açılan gözeneklerini tıkayıp, onları havasız bırakıyor. Yeşil bitkiler açlık ve oksijensizlikten birer birer kuruyor.

İzmir ve çevre ilçelerinin hepsi bu katliamlara karşı, senelerdir yaşamı savunmak, korumak için yasal olarak, mücadele veriyor.

İzmir dağlarındaki yaşam, ağaçlar, çiçekler, laden çalıları, katırtırnakları, kekikler, kuşlar, tavşanlar, sincaplar, kelebekler, arılar nerelere gitsin?

Artvinlilere, birlik, beraberlikleri ve duyarlılıkları için, İzmir’den selam olsun. Her zaman haklı mücadelelerinin destekçisiyiz. Umudumuz, Artvinlilerin duyarlılığının her yere bulaşması. Çoğalması. Çünkü, halkın gücünün önünde hiç bir güç duramaz.

                                                                  

Merih YÜCEL

İZÇEP (İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu) Sözcüsü

 

  

 

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2016 19:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.