MODERN ZAMANLAR

01 Kasım 2021 16:51 / 385 kez okundu!

 

 

"Hayatın ve ölümün üzerine kafa yormak insanı insan kılar. Hayatı ve ölümü düşünebilmek, ölüm gerçeği ile yüzleşebilmek belli bir konsantrasyon ve yalnızlık ister. Düşünmek, akıl etmek ancak insanın kendisi ile baş başa kaldığı zamanlarda, zihnini modern çağın aldatmacalarından koruyabildiği zamanlarda yapabileceği bir eylemdir."

 

***

MODERN ZAMANLAR

 

''Vakit öldürmek'' diye bir tâbir vardır bizde. Boş zamanlar için kullanılır heralde, çalışmaktan arta kalan zamanlar kast edilir. Bir damlası bile kıymet biçilemeyecek değerde olan zamanı öldürmek için uğraş vermek nasıl bir akla hizmettir ben bilemedim. Ölen vakit midir insan mıdır? Zaman mı gelir geçer, biz mi zamanın içinden gelir geçeriz? 

Doğumla birlikte başlar, ölüme doğru akış. Kum saatiniz çevrilmiştir artık, ömrünüz sınırlıdır. İnanan, inamayan bütün insanlar için vaktin nasıl geçirildiği başlı başına hayati önemi haizdir. İnanan insan için geriye dönüşü olamayacak, tek bir şans daha verilmeyecek bir imtihana start verilmiştir. İnanç dünyasında tek bir din gösteremezsiniz bana, ''Vakti öldürmeyi'' emreden.


Okur-yazar ''islamcılar’’ın muhabbet ortamında  laf döner dolaşır bir yere gelir; modern zamanlar… Ne olmuştur bu zamanda? Sekülarizm insan hayatında herşeyi istila etmiştir. Bu istila sürecinin doğal sonucu olarak İnsanın inancı elinden alınmıştır (ya da sekteye uğratılmıştır) ama inanma ihtiyacı elinden alınamıyor insanın. Bu manevi ihtiyacını gereği gibi karşılayamadığı zaman insan, başka maddi tatmin şekillerine yöneliyor. AVM'lere, tv'ye, İnternete vd… Modern zamanların renkli, ışıklı, gürültülü dünyasında kendi iç sesini bastırmak için elinden geleni yapıyor insan. Elbette kullanım amacına göre değerlendirmek lazım her şeyi ama birçoğumuz için bütün bu araçlar uyuşturucu işlevi görüyor. Varlığını unutuyor insan, kendini bedensel ihtiyaçları doğrultusunda varlığı yalnızca fiziki boyutu ile algılamaya başlıyor. Varlığını unutan insan doğal olarak varoluşunu sorgulamıyor. Fizikötesini düşünemiyor. Dalıp gidiyor geçici dünyanın boş avuntularına, tükenen hazlarına... Kendisi ile bir saat baş başa kalamayan insan, sıkılan insan, uzandığı her şey sabun köpüğü gibi elinde kalan insan için artık tek boyutlu bir düşünce dünyası, o birbirini tekrar eden yaşam standardını zorunlu hele getiriyor.

Vakti öldürüyoruz; futbolla, tv dizileri ile internette anlamsız sörflerle... Vakti öldürmeye bu kadar meraklı insan, ölümün kendisinden, ölüm düşüncesinden adeta kendisini inkar ederek kaçıyor. Dost meclislerinde lafını bile etmeye gelmiyor; ''şu an hayattayız bırakalım bu sevimsiz konuları'' deyip lafı ağzınıza tıkıveren birileri muhakkak çıkıyor.  

Etrafımızdaki ağaçların çam ağaçları olmasını istiyoruz, sararıp solduğunu görmemek için tabiatın. Kapalı havaları, sonbaharı, solan yaprakları sevmiyoruz. İster istemez bilinç altında ölümü hatırlatıyor çünkü. Oysa ki fıtratın sahibi yüce Yaratıcı aslında tam da bunun için; insanın kendi hakikatini anlayabilmesi, kendi benliğini bulabilmesi, ölümü ve dirilişi özümseyebilmesi için tabiata bakmaya ve sürekli düşünmeye çağırıyor insanı kutsal kitabında.  

Kadim zamanlarda bizde mezarlıklar evlerle iç içedir. Bugün şehirlerde olmasa da gidin gezin Anadolu'nun yerleşim yerlerini, mezarlıklar ve evler yan yanadır. Kimse de rahatsız olmaz bundan. Çocuklar mezarlıkların içinde oynarlar, ölüm ve hayat iç içe yaşanır oralarda. İnanç ve düşünce dünyamızda ölüm yok oluş değildir. Boyut değiştirmektir. Vuslattır. Çilenin bittiği gündür. Batı'da yüksek duvarlarla çevirilidir mezarlıklar. Adeta ölüm hayattan soyutlanmak, unutturulmak istenir. 
Oysa sadece inanan insan için değil, düşünen insan için ölüm ne kadar buyuk bir nimettir bütün canlılar için. Her şeyin zıddı ile kaim olarak birliğe aktığı hayatta, hayatın zıddıdır ölümdür. Emin olun hayata anlam katan en büyük değerdir ölüm.


Hayatın ve ölümün üzerine kafa yormak insanı insan kılar. Hayatı ve ölümü düşünebilmek, ölüm gerçeği ile yüzleşebilmek belli bir konsantrasyon ve yalnızlık ister. Düşünmek, akıl etmek ancak insanın kendisi ile baş başa kaldığı zamanlarda, zihnini modern çağın aldatmacalarından koruyabildiği zamanlarda yapabileceği bir eylemdir. Hayatın ve ölümün üzerine düşünmeye başlayan insan için, her şey yeniden sorgulamaya tabi tutulur. Bir gün son bulacak hayatta artık neyin anlamlı, neyin değerli olduğunu tartmaya başlarsınız durmadan. Bu sorgulama fiziki sınırlar içinde yapılamaz, yapılsa da eksik kalır. Ölümü, ölüm ötesini, hayatı, hayat öncesini düşünmek metafizik boyuta; sanata, edebiyata, estetiğe, felsefeye, dinlere, inanç dünyasına yöneltecektir sizi ister istemez.

 

Bu boyutta zihnin ve ruhun daha cok tatmin olduğunu, kendisi ile baş başa kalamayan insanın, özellikle kendisiyle baş başa kalabileceği zamanları gözlediğini, zihnindeki sorulara cevap aramak için daha fazla sorguladığını, daha fazla okuduğunu, daha fazla araştırdığını görürsünüz. 

Artık vakit, öldürülecek bir kavram değildir. Aranan, sahip olunan altın değerinde bulunmaz bir nimettir.

 

Alpaslan SEL 

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.