EPSTEIN REZALETİ BİZE NE ANLATIYOR?
04 Şubat 2026 13:06 / 439 kez okundu!
"Kuşkusuz Batı medeniyeti Epstein belgelerinden ortaya çıkan kokuşmuşluktan ibarettir diyemeyiz ama Batı medeniyetinin ahlaken çöküntüye uğramış bu iğrenç yüzünü görmezden gelmek de ahmaklığın daniskası olsa gerek.
Bu rezaletin ortaya çıkmasında, bütün dünya üstündeki siyonist hegemonyanın kullandığı şantajcı yöntemlerin nasıl etkili olduğu bilinen bir gerçek artık... Bakın, muhafazakarlar bu kokuşmuşluğa ilişkin uyarılarında, feryatlarında, ikazlarında haksız değillermiş. Ahlaktan soyutlanmış bir seküler yaşantının varacağı yerler konusunda söyledikleri asılsız değilmiş."
***
EPSTEIN REZALETİ BİZE NE ANLATIYOR?
Kuşkusuz Batı medeniyeti Epstein belgelerinden ortaya çıkan kokuşmuşluktan ibarettir diyemeyiz ama Batı medeniyetinin ahlaken çöküntüye uğramış bu iğrenç yüzünü görmezden gelmek de ahmaklığın daniskası olsa gerek.
Bu rezaletin ortaya çıkmasında, bütün dünya üstündeki siyonist hegemonyanın kullandığı şantajcı yöntemlerin nasıl etkili olduğu bilinen bir gerçek artık.
Bakın ne diyor İsrail-Mossad emekli subayı Ari Ben-Menashe:
"Epstein Adası operasyonunun tamamı, politikacıları, ünlüleri, medya mensuplarını ve karar vericileri seks şantajı yoluyla ele geçirmeyi ve onları İsrail'in ajanları haline getirmeyi amaçlayan bir istihbarat operasyonuydu."
Fakat bu siyonist hegemonyaya dikkat çekerken bu şeytani ağa düşen kokuşmuş düzeni gözden kaçırmamak gerek. Zira yaşanan bu ahlaki tefessühten çıkarılması gereken önemli dersler, alınması gereken acı ibretler var. Maddi ve manevi varlığıyla insana bütüncül bir şekilde yaklaşılmadığında, insanın manevi dünyasının, ruhsal ihtiyaçlarının önemi anlaşılmadığında, materyalist bir felsefe ile insanlık anlayışı inşaa edildiğinde sonuçların nerelere varabileceğine ilişkin çok önemli bir veri kaynağı var elimizde. Modernleşmenin geldiği bu acı ve utanç verici noktayı önceden işaret eden ne çok din adamı, ne çok felsefeci olduğunu biliyorduk zaten.
Tanrı’yı öldürdükten sonra yerine hiçbir şey koyamayan Batı medeniyetini daha 19.yy’da uyarmıştı Nietzsche.
Değerlerden yoksun bir modernleşme sürecini çıkmaz bir sokak olduğunu nice İslamcı yazar kaç kez yazdı/söyledi çok iyi biliniyor aslında.
Geç kalmış modernleşme sürecimizin acele bir hevesle uygulamaya koyduğu modernleşme serüvenimiz daha başlarda teklemeye başlamıştı. Düzenlediğimiz ilk güzellik yarışmaları ile ilk düğmeyi yanlış yerden iliklediğimize ilişkin örnekler veriyordu bize. Sancılı modernleşme sürecimizde yapılan yanlışlar, o çok öykündüğümüz Batılı hayat tarzına ulaştığımızda her şeyi halletmiş olacağımıza ilişkin yanlış inançlardan kaynaklanıyordu. Sahip olduğumuz değerleri kaybetmeden nasıl modernleşebilirizi düşünme zamanımız olmadı maalesef. Modernleşmenin yaşadığı ahlaki çöküşe ilişkin daha çok konuşacağız anlaşılan fakat lafı çok uzatmadan bizdeki Batılılaşma heveslilerine de seslenmek gerekir bu vesile ile:
Bakın, muhafazakarlar bu kokuşmuşluğa ilişkin uyarılarında, feryatlarında, ikazlarında haksız değillermiş; ahlâktan soyutlanmış bir seküler yaşantının varacağı yerler konusunda söyledikleri asılsız değilmiş, değil mi!
LGBT lobisinin ve bu lobinin kanalı haline gelen Netfilix’in dizi ve filmleri ile propagandası yapılan sapkınlıkları meşrulaştırmaya çalıştıkları iddiaları yalan değilmiş. Bu sapkın tayfanın, LGBT lobisi ile elele verip pedefoliyi normalleştirme uğraşları apaçık bir gerçeklikmiş...
Kıyafetine, hayat tarzına, yaşantısına deli gibi özendiğiniz bu dünyanın ahlaki pusulası çoktan şaşmış. Demek ki ortada özenilecek çok da matah bir şey yokmuş. İnsanı insan yapan şeyin kıyafetlerden, yaşam tarzından, modalardan önce ahlaki, insani ve vicdani değerleriymiş. O yüzden bu değerlere sımsıkı sarılmak ve bu değerlere sahip çıkılması gerektiğini söyleyenleri öyle ilk elden gerici ilan etmemek gerekiyormuş, değil mi?
Alpaslan SEL



