DÖNGÜ ZAMANI! BATI'NIN ÇÖKÜŞÜ, DOĞU'NUN YÜKSELİŞİ

30 Kasım 2021 13:37 / 421 kez okundu!

 

 

"Türkiye, tüm baskı ve engellemelere rağmen; savunma sanayide yaptığı atılımları, Suriye sınırlarında kurulmak istenen bir terör devletine izin vermeme kararlılığı, yine tüm denklem dışında bırakılma girişimlerine rağmen Doğu Akdeniz'de haklarını koruma refleksleri ve tam bağımsız dış politika vizyonu ile Batı'nın hertürlü baskısına rağmen gerekiyorsa Rusya ve Çin gibi ülkelerle 'çıkarları doğrultusunda' devam ettirdiği ilişkileri ile Doğu'nun dik duruşuna ve yükselişine örnek teşkil etmektedir."

 

****

 

DÖNGÜ ZAMANI! BATI’NIN ÇÖKÜŞÜ, DOĞU’NUN YÜKSELİŞİ

 

Avrupa ve ABD inisiyatifiyle oluşturulan uluslararası kurum ve kuruluşların bir merkez ve bütünlük içinde hareket ettikleri ve bu yapılar ile dünyayı dizayn etmeye çalıştıkları bir dönemi artık yavaş yavaş geride bırakıyoruz.

 

Sözde "demokrasi" söylemlerinden "insan haklarına" ve "diktatöryel yönetimler" bahanelerine kadar birçok gerekçe ile Afrika'dan Ortadoğu ülkelerine kadar "askeri" ve "ekonomik" olarak büyük bir etki alanı oluşturan Batı, kendi arasında çeşitli sorunlar yaşasa da her daim Doğu politikaları konusunda ittifak etmişlerdir.

 

Gerek pandemi sürecinin getirdiği zorluklarla oluşan yeni "gerçeklik", gerekse globalleşen ve dijitalleşen dünyanın avantajları ile sözkonusu coğrafyalardaki halkların ülke yönetimlerinde daha etkin bir güç haline gelmesi, Batı'nın kurmuş olduğu düzenin sonunu getiriyor. Ve Batı artık etki alanlarını hızla kaybediyor.

 

1945 yılından itibaren neredeyse sorunsuz yürüyen bu sistem, aslında tamamen Batı ve müttefiklerinin ayakta kalması üzerine kurgulanmış olan "hegomanik" bir sistemdir. Eğer bu sistem içinde olmak isteniyorsa; özellikle ekonomik açıklık, dolar sistemi içinde yer alma, gerektiğinde Batı'nın askeri varlığına izin verme, bölgesel sorunlarda Batı çıkarları doğrultusunda işbirliği yapma ve Batı'nın çıkar alanları içerisinde hareket etme esastır.

 

Bu sisteme karşı olası bir direnç ise Batı tarafından; elindeki geniş diplomatik, finansal, kurumsal, askeri ve istihbarat gibi araçlarla ülkelere yönelik değişen ölçü ve kapsamda "cezalandırma politikası" ile karşılık bulur ve çoğunlukla Batı "müttefikleri" de buna istemeyerek de olsa katılır.

 

Bu Batı birlikteliği ve özellikle ABD, kendisinden önceki hegemonik güçler olan Hollanda ve İngiltere’nin başına gelenleri çok iyi biliyor. Çünkü tarihe bakıldığında hegemonya, kapitalizmin kriz döngüleriyle paralel işliyor. Hegemonik devletlerdeki ekonomik kriz, yeni hegemonik meydan okuyucuların ortaya çıkmasına neden oluyor ve bu bir döngü olarak gerçekleşiyor.

 

Bugün gelinen noktada bunun farkında olan Batı, tabir yerinde ise “döngü kırıcı” olmaya çalışıyor ve kurduğu bu sistemin dağılmaması için giderek saldırganlaşıyor. Üstelik Rusya, Çin ve Türkiye gibi yükselen yeni güçler karşısında göreli olarak geriliyor.

 

Ve artık net bir şekilde görülüyor ki; Batı'nın kurmuş olduğu bu düzen büyük bir yıkım ile karşı karşıya. Net bir ifade ile; 'Mızrak çuvala sığmıyor'...

 

Değişen Strateji Değişmeyen Anlayış

 

2000'lerin ilk yıllarına kadar etkisinden çıkma eyliminde bulunan ülke ve alanlarda, askeri operasyon ve işgallerle yeniden etki alanı kuran Batı, özellikle son 10 yıllık dönemde 'ekonomik' ve 'iç baskılar' neticesinde bu durumu tamamen vesayet savaşlarına haline dönüştürmüştür.

 

"Vekil terör örgütleri' ve 'devşirme liderler' aracılığı ile kurdukları düzeni sürdürmeye çalışmışlardır.

 

Nitekim bu yeni stratejilerinin etkili olduğu ülke ve alanlar da olmuştur. Özellikle 'Arap Baharı' süreci ve sonrasında Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelerde 'devşirme liderler' ile, Suriye gibi noktalarda ise PKK ve DEAŞ gibi 'vekil terör örgüterini' kulanarak etkilerini devam ettirmeye çalışmışlardır.

 

Rusya ve Çin gibi Batı'nın kurduğu bu düzeni tersine çevirme konusunda büyük adımlar atan ülkelerin yanına artık Türkiye'de eklenmiştir. Türkiye, bölgesel bir güç olarak Batı'nın etki alanı içerisindeki birçok noktada kendi politikalarını ortaya koyarak 'Türkiye Ekseni'ni ortaya çıkarmaktadır.

 

Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı’nın ve Batı'nın kurduğu uluslararası kuruluşların kontrolünde tutulmuştur. NATO, AB, IMF ve buna benzer kuruluşlarla Türkiye her daim kontrollü bir büyümeye veya küçülmeye itilmiştir. Türkiye yeri geldiğinde ekonomik krizlerle, yeri geldiğinde ise Batılıların en sevdikleri yöntem olan darbelerle Batı çıkarları doğrultusunda “terbiye edilmiştir”.

 

Nitekim son dönemde de Türkiye'nin bağımsız politikaları ve kendi eksenini oluşturma çabaları Batı'yı rahatsız etmiş ve PKK, FETÖ gibi yapılarla Türkiye yine 'kontrol altında' tutulmak istenmiştir. Ve yine bu 'vekiller' aracılığı ile 1960 ve 1980'lerde olduğu gibi 2016 yılında da darbe yapılmaya kalkışılmıştır. Ardından ise kurdukları ekonomik düzen üzerinden Türkiye'yi sıkıştırma ve kontrol altında tutma gayretlerinin dozajı artırılmıştır.

 

Fakat görünen o ki; 'Yeni Türkiye' vizyonu hafife alınmıştır!

 

Yeni Türkiye; Doğu-Batı ve Kuzey-Güney sahalarında her kesime yeni bir umut ve model vadeden bir ülke konumuna doğru ilerleyerek alternatif teşkil etmesinin yanında, Batı’nın ‘Yeni Dünya Düzeni’ne de çomak sokmuştur.

 

Afrika'dan Akdeniz'e Balkanlardan Ortadoğu ve Asya'ya kadar geniş bir etki alanı oluşturan ve özellikle Afrika ve Ortadoğu halkları üzerinde rol model etkisi oluşturan Türkiye, Batı'nın kurduğu sömürü düzeninee karşı dik duruşun adeta simgesi haline gelmiştir.

 

Türkiye, tüm baskı ve engellemelere rağmen; savunma sanayide yaptığı atılımları, Suriye sınırlarında kurulmak istenen bir terör devletine izin vermeme kararlılığı, yine tüm denklem dışında bırakılma girişimlerine rağmen Doğu Akdeniz'de haklarını koruma refleksleri ve tam bağımsız dış politika vizyonu ile Batı'nın hertürlü baskısına rağmen gerekiyorsa Rusya ve Çin gibi ülkelerle 'çıkarları doğrultusunda' devam ettirdiği ilişkileri ile Doğu'nun dik duruşuna ve yükselişine örnek teşkil etmektedir.

 

Batı'nın Çöküşü Doğu'nun Yükselişi

 

Bütün bu gelişmeler ışığında Rusya, Çin ve Türkiye neredeyse Batı'nın sömürü ve etki alanı olarak gördüğü her noktaya ve başlığa nüfuz etmeye başlamış, ayrıca askeri ve ekonomik alanlarlarda da etkisini artırmıştır.

 

Rusya, Çin ve Türkiye kendi etki alanlarını oluşturmak için çeşitli noktalarda karşı karşıya gelseler de Batı'nın hegomanyasını yıkmak konusunda ayrı ayrı büyük adımlara imza atmaya devam ediyorlar.

 

Bölgesel sorun çözme kabiliyetlerini küresel sorunları çözmeye doğru eviren, Afrika'dan Ortadoğu ve Asya'daki faaliyetlerine, savunma sanayi atılımlarından bir kuşak bir yol ve üretim gibi ekonomik etki hamlelerine kadar attıkları adımlarla yükselen bir Doğu, Batı'nın kurduğu sistemi temellerinden sarsıyor.

 

Batı'nın artık çaresizlik noktasına gelmeye başlayan 'döngü kırcı' saldırgan adımları Doğu'nun yükselişi karşısında hergün daha da çaresiz kalıyor. Dünya; Batı'nın kurduğu sistemin çöküşüne ve Doğu'nun yükselişine şahitlik ediyor.

 

Adem KILIÇ

Siyaset Bilimci/Yazar

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.