YAŞLILIĞA ÖVGÜ

17 Ekim 2021 13:03 / 82 kez okundu!

 

 

"Dünyada tamı tamına 3.611 hafta (gerçekten çok az) geçirdikten sonra çevikliğim azaldı, artık fazla okuyunca gözlerim yanıyor, yokuşta yavaşlıyorum, denizde fazla kalırsam ufak tefek ağrılar oluyor. Dahası, yeni projeler üretmekten vazgeçtim. Aklımdaki projelerin bir kısmını ancak bitiririm. Gerçi araya gene iş giriyor ama artık ne yapacaksak o kadarıyla kalacak... Bunlara rağmen yaşlılığın birçok avantajı olduğunu keşfediyorum."

 

***

YAŞLILIĞA ÖVGÜ
 
69. yılımın haftalarını hızla tüketirken, yaşlılığı anlamaya başladım. Dünyada tamı tamına 3.611 hafta (gerçekten çok az) geçirdikten sonra çevikliğim azaldı, artık fazla okuyunca gözlerim yanıyor, yokuşta yavaşlıyorum, denizde fazla kalırsam ufak tefek ağrılar oluyor. Dahası, yeni projeler üretmekten vazgeçtim. Aklımdaki projelerin bir kısmını ancak bitiririm. Gerçi araya gene iş giriyor ama artık ne yapacaksak o kadarıyla kalacak... Bunlara rağmen yaşlılığın birçok avantajı olduğunu keşfediyorum. 
 
***
 
Birinci ve en büyük avantaj hala hayatta olmaktır. Yaşlanamayan erken ölmüş demektir. Bu açıdan yaşlılık büyük bir mazhariyettir, mükafattır. Ne badirelerden geçiyoruz, ne tehlikeler atlatıyoruz ve hala hayatta olmak muhteşem bir şans. Tabii sadece şans değil ama şans ile uyanıklığın bileşimi. Kurşunun kulağının dibinden geçmesi şanstır, pusuyu fark etmek ise uyanıklıktır. Mesela dedik yani.
 
***
 
İkinci büyük avantaj, basit hırslardan uzaklaşmaktır. Bu ancak  kısmen mümkündür. Ne kadarı olsa kâr kârdır. Yaşlanan kişi guddelerin diktatörlüğünden uzaklaşır. Daha az adrenalin, daha az öfke... desem de inanmayın. Zaten inanmayacak kadar akıllısınız. Tam tersine diğer guddeler azalsa da adrenalin azalmıyor, hatta artıyor. Yaşasın. On yıl önce önüme koyduğum huysuz ve aksi bir ihtiyar olma amacıma adım adım yaklaşıyorum.
 
***
 
Bazı şeyleri öğrendiğiniz için çok daha kolay yapıyorsunuz. Mesela eskiden 80-90 saatte hazırladığım kış sebzeleri ekimini şimdi 30-35 saate tamamlıyorum. Kırk dakikada 4 çeşit yemeği sofraya çıkarabiliyorum. Enerjiden yitirdiğinizi tecrübeyle telafi ediyorsunuz.
 
***
 
Mutfak sanatlarındaki becerileriniz kadar önemli olmasa da, insanları daha iyi tanıyorsunuz ve bir kısmını önemsemiyorsunuz. "Ne halleri varsa görsünler" demenin büyük rahatlığı var ama bir noktadan sonra sizin de önemsenmemeniz söz konusu olabilir. Her düşündüğünüzü söylerseniz çevreniz azalır. İnsanlar eleştirilmekten hoşlanmıyor. Açık sözlü olmak zarar getiriyor. Yani bu biraz alengirli bir konu. Ketum olsanız bir türlü, açık olsanız başka türlü.
 
***
 
İşte böyle. Şimdilik idare ediyoruz. Her beş yılda bir deneylerimi aktarmak iyi olur. Bakalım Borges gibi (yoksa Marquez miydi?) daha fazla dondurma yemek isteyecek miyim? Merak içindeyim.
 
Mehmet Tanju AKAD

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.