YEREL TOHUM BAĞIMSIZ YAŞAMAK DEMEKTİR!..

02 Kasım 2018 17:02 / 1158 kez okundu!

 

 

Tüm dünyayı kapitalizmin etkisiyle her alanda olduğu gibi tarım alanında da çok uluslu şirketlerin politikaları yönetiyor. Bu şirketlerin bütçeleri ülkelerin bütçelerinden daha büyük.

 

****

 

YEREL TOHUM BAĞIMSIZ YAŞAMAK DEMEKTİR!..

 

Tüm dünyayı kapitalizmin etkisiyle her alanda olduğu gibi tarım alanında da çok uluslu şirketlerin politikaları yönetiyor. Bu şirketlerin bütçeleri ülkelerin bütçelerinden daha büyük.

Devletler onların işlerini kolaylaştırıyor yani memurluğunu yapıyor. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bu durumdan daha fazla etkileniyor.

Gelecekte savaş malzemelerinin tohumlar sular ve tarım toprakları olacağı öngörüsüne bende katılıyorum. ”Görünen köy kılavuz istemez.” Çok uluslu canavar şirketler dünyanın en ücra köşesinde bile bir tane tohum bırakmamak için uğraşıyorlar. En ücra köşesini tarım zehirleriyle zehirliyor ekolojik döngüyü geri dönüşümsüz bozuyorlar tüm dünyada.

Yerel tohumlar topraklar ve sular üzerinde tam bir hegemonya kuruyorlar. Bu anlamda Afrika ülkeleri tamamen hegemonya altındalar.

Örneğin Mart 2017 ‘de Güney Afrika’da Cape Town’a gittim. İzmir büyükşehir belediyesini Halkla İlişkiler Daire Başkanı Dr.Pınar Meriç Yasama Başşehri Başkan Yardımcısı Alderman Lan Neilson’la görüşmemi sağladı.

7 gün kaldığım Cape Town’da zaten biraz sosyolojik gözlem yapmıştım. Alderman Lan Neilson’la da görüşmem sonunda 4 milyondan fazla nüfusa sahip bu kentin bütün gıda ihtiyacını İngiliz ve Amerikan çok uluslu şirketlerinin sağladığını öğrendim. Yerel tohum diye bir şey duymadığını söyledi başkan yardımcısı. Yani orada bir tane bile yerel tohum kalmamış. Orada kaldığım süre içerisinde hiçbir meyve sebze ve et yiyemedim. Çünkü onlar yiyecek değildi. Adeta sentetik bir şeylerdi. O kadar tatsız tuzsuz yani yenmiyor insanın ağzında büyüyor yutamıyorsunuz. Türkiye’de satılan konvansiyonel tarım ürünlerinden çok daha kötülerdi. Tropikal meyveler ve makarnayla beslendim sadece.

Türkiye’de 19 Ekim 2018 tarihinde 2006 yılında 5553 yılında yürürlüğe giren yasaya ek yönetmenlik açıklandı resmi gazetede. Bu yönetmenlik yerel tohumların şirketlerin hegemonyasına girmesine dolaylı olarak olanak sağlıyor. Zaten ülkemizde büyük oranda yerel tohumlar bitti. Çok az kalanları çoğaltıp sürekliliği sağlamaya çalışıyorduk büyük bir özveriyle. Artık bunu da yapamayacağız. Elimiz kolumuz bağlanıyor. Yönetmenlikte çok muğlak kısım var. Her şey kurulun tasarrufunda. Kurulda hiçbir tohum grubu yer almadığına göre olacakları kestirmek zor değil bu durumda. Bu yönetmelikte birçok hizmet para karşılığında yapılıyor ve prosedürü çok. Yani küçük çitçilerin ya da bireysel üretim yapanların bunları yerine getirmesi imkansız. Her şeye karar veren bir kurul var. Bu kurul bakanlık yetkililerinden oluşuyor. Hiç bir bağımsız STK yok. Örneğin İzmir Yerel Tohum Topluluğu Can Yücel tohum Merkezi, Çiftçi Sendikaları Federasyonu, Ziraat Mühendisleri Odası vb. gibi bağımsız STK’ların yer alması demokratik bir kurul olma açısından çok önemlidir. Temsiliyet ve çoğulculuk çok önemlidir. Toplumsal barışı sağlar bu. Bunlar güzel ve önemli gerekli şeylerdir insan yaşamında. Ülkesini seven ve insanlık için mücadele eden insanlardan korkmayalım. Asıl düşmanlarımız başka çünkü bunu iyi görelim.

Bu yönetmenlik binyıllardır doğal seleksiyon yoluyla( güçlü ve sağlam tohumların yaşamını sürdürmesi)  süreklilik sağlayan ve hastalık ve zararlılara dayanıklı raf ömrü uzun tohumların tamamen yok olmasına neden olacak. O çok uluslu canavar şirketler Tıpkı Afrika ülkelerinde olduğu gibi tek bir tohum kalmayıncaya kadar böyle yavaş yavaş bütün yerel tohumları bitirmeyi hedefliyorlar. Asıl mesele budur. Bu önce ulusal sonra uluslararası bir meselidir.

Sonunda ne olacak Tıpkı Afrika ülkeleri gibi bağımsızlığımızı tamamen kaybedeceğiz. Çok uluslu şirketlerin tamamen hegemonyasına gireceğiz. Bu günkü koşullarda kaçınılmaz bu durum.

Eğer tohumculukla ilgili ülkemizin ve yurttaşlarımızın yararına bir düzenleme hedefleniyorsa öncelikle var olan 2006 yılında çıkarılan 5553 saylı yasa tamamen kaldırılarak birçok STK’nın katılımıyla bir kurul oluşturularak yeni bir kanun hazırlanmalıdır. Bu kanun bin yıllardan günümüze gelen yerel tohumların çoğalmasını ve sürekliliği sağlayan, küçük çiftçiliği geliştiren kesinlikle çok uluslu şirketlerin politikalarına ve dolayısıyla hegemonyalarına dur diyen bölümler içermelidir. Kesinlikle ithal tohumları yasaklamalıdır. Çünkü her bölgede var olan tohumlar çoğaltılıp geliştirilirse ve o bölgede üretim yapılırsa o bölgenin gıda ihtiyacını pekala sağlar.

Her gün gıda tüketen ülkesini ve dünyayı seven tüm doğa ve insan dostları yerel tohumlarına sahip çıkmalıdır. Bu sadece bu işe gönül vererek gece gündüz çalışan bizlerin sorumluluğu değildir. Ülkemizde doğup büyüyen ve gıda tüketen herkes sorumludur bu işten.

Çünkü tohum yaşam demektir. Tohum stratejik öneme sahiptir. Gelecekte tohum savaşları olacaktır. Gerçekten Türkiye’yi seven ve uğruna canımı veririm diyen herkes yerel tohumlarına sahip çıkmak zorundadır. Tıpkı bin yıllardır vatansever, dünya sever ve insan sever kadınlarımızın en değerli varlıkları olarak saklayıp bize ulaştırdıkları gibi bizde gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız yerel tohumları. Bunu yapmaz isek çocuklarımızın geleceğini kendi ellerimizle o canavar şirketlere teslim ederiz. Bunun vebali çok büyük olacaktır.

Geçen hafta ülkemizde bu yönetmenlik yayınlandığında Kıbrıs’ta da aynı tarihlerde tohumculuk kanunu meclisten geçti. Yeryüzü Tohumları inisiyatifinin baskısıyla Tohum ve Materyalleri yasası Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayarak tekrar meclise iade edildi. Ve meclis Perşembe günü Yeryüzü İnisiyatifi kabul edecek ve bu konuyu tartışacaklar.

Cumhurbaşkanının çevrecilere değer vermesi ve yasayı geri çevirmesi ve meclisin onlarla görüşmek istemesi çok güzel şeyler.

Ülkemizde de geniş katılımlı buluşmalarla yerel tohum konusu tartışılmalıdır. Bizlerin fikirleri ve önerileri dikkate alınmalıdır. Çünkü bizler ülkemizi ve çocuklarımızı çok seviyoruz. Tek derdimiz budur.

Türkiye’de ve Kıbrıs’ta aynı tarihlerde gerçekleşen bu iki gelişme tesadüfte olabilir. Bilinçli de olabilir.

Kıbrıs’taki tohum kanunu neler getiriyor kısaca bakarsak şöyle:

Kıbrıs’ta çok az kalan yerel tohumların korunarak gelecek nesiller için sürekliliğin sağlanması çok önemlidir. Kıbrıs küçük bir ada. Orada yerel tohumların yaygınlaştırılması ve tohum bankası kurulması hem çok önemli hem de daha kolay.

Kıbrıs’ta çıkan yasa ile artık sertifikasız yerel tohum alınıp satılamayacak küçük çapta olsa bile ekilemeyecek. Bütün yerel tohumlar patentlenecek. Bu yasayla ilgili işleyişe bir kurul karar verecek. Üretim kısıtlanabilir bu durumda. Bu yasada büyük cezalar var ona da aynı kurul karar veriyor. Kurul da STK‘lar da var diyor ancak hangi STK’lar bu önemli. Sözde bilim insanları sözde toplumsal çalışma yapan STK’lar öyle çok ki. 

Küçük çapta çiftçilik yapanlar ve kendi ihtiyacı için tohum takas şenliklerinde takas yapanlar da bu kapsamda. Yani artık onlar bin yılların alışkanlıklarından vazgeçecekler yerel tohumları takas edemeyecek ihtiyaçları için saklayamayacak ekemeyecekler. Bu muğlak bırakılmış ama sonuç böyle. Eğer takas serbest ise açıkça belirtilmeliydi. Yani kısaca izinsiz bir tane bile tohum saklanıp çoğaltılmayacak.

Yine ticari fayda diye bir cümle var kanunda. Bunun önü açık sınır yok.

GDO’lu tohumların ithalatı yasak diyor yasa bu güzel ama üretimi de yasak olmalı.

Kısacası Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanından dönen tohumculuk kanunu 2006’dan beri ülkemizde yürürlükte olan 5553 sayılı kanunla benzer içerikler taşıyor.

Binlerce yıldır süregelen ve yaşamın sürekliliğini sağlayan yerel tohumlarla ilgili ekolojik döngüyü bozmayan doğal uygulamaları (her yıl tohum alıp saklamak ve sonraki yıl ekmek) değiştirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Doğadaki bütün canlıların yaşam hakkı vardır. İnsanların sağlıklı gıdaya ulaşım hakkı vardır. Ülkeler uluslararası sözleşmelerle bunu güvence altına almışlardır. Bunlar birçok ülke tarafından imzalamasına rağmen pratik hayatta uygulanmamaktadır.

Köylülerin tohuma ilişkin evrensel hakları ile devletlere öngörülen görevler ”BM Köylü Hakları ve Köyde yaşayan Diğer İnsanların Hakları Bildirgesi”nin 19. maddesinde “Tohum Hakkı" başlığıyla yer almıştır.

Bakalım ne diyor:

Madde 19. Tohum Hakkı

1- Köylüler ve kırsalda yaşayan diğer insanların tohum hakkı vardır, bu hak aşağıdakileri kapsar.

- Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarıyla ilgili geleneksel bilginin korunması hakkı;

- Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarının kullanımından doğan faydaların paylaşımına adil katılım hakkı;

- Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımıyla ilgili konularda karar verme sürecine katılma hakkı;

-  Atalık tohum/ üretme ve çoğaltma malzemelerini saklama, kullanma, takas etme ve satma hakkı.

- Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların tohumlarını ve geleneksel bilgilerini sürdürme, kontrol etme, koruma ve geliştirme hakkı vardır.

2- Devletler

- Tohum hakkına saygı duymalı, onu korumalı ve gerçekleştirmeli ve ulusal mevzuatlarında bu hakkı tanımalıdır.

- Köylülere yeterli kalitede ve miktarda tohumun, ekim için en uygun dönemde, uygun bir fiyat ile sağlanmasını garanti altına almalıdır.

- Köylülerin ellerindeki tohumları veya tercih ettikleri yerel olarak ulaşılabilir diğer tohumları kullanmak ve yetiştirmek istedikleri ekine ve türlere karar verme hakları tanınmalıdır.

- Köylülerin tohum sistemleri desteklenmeli, köylü tohumlarının kullanımı ve tarımsal biyoçeşitliliği teşvik etmelidir.

- Tarımsal araştırma-geliştirmenin köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların ihtiyaçlarına yönelik olması sağlanmalı; deneyimlerini dikkate alarak, bu kişilerin, önceliklerin tanımlanması ile araştırma –geliştirme sürecine aktif katılımı sağlanmalı köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların ihtiyaçlarını karşılayan nadir ürünlerin ve tohumların ar-ge’sine yatırımı artırmalıdır.

- Tohum politikalarının, bitki çeşitliliğinin korunması ve diğer fikri mülkiyet haklarının, belgelendirme programlarının ve tohum pazarlama mevzuatının köylülerin haklarına, özellikle de tohum hakkına saygılı olmasını ve onların ihtiyaç ve gerçekliklerini dikkate almasını sağlamalıdır.

Köylülerin tohuma ilişkin evrensel hakkı olan “19. Madde: Tohum Hakkı “ böyle.

Bu durum 2006 yılından beri yürürlükte olan 5553 sayılı kanuna hiç uymuyor. Köylülerin tohum hakkı yok sayılıyor bu kanunla. Bu yasanın tamamen kalkması gerekirken yerel tohumların ekonomik olarak çoğaltılarak yaygınlaşmasını iyice kısıtlayan yönetmenlik çıkartılıyor. Bunu anlamak mümkün değil.   

Çok uluslu canavar şirketler her gün karlarına kar katıyorlar. Geçen yıl Monsanto’yu satın alan Almanya’nın en büyük beşeri (insan ilacı) ilaç üreticisi Bayer’in üç kocaman cebi var.

1- Hastalık ve zararlılara dayanıksız fakat ürünleri uzun yol koşullarına dayanıklı hibrit ve GDO’lu tohumlar üretip satıyorlar.

2- Sonra bu tohumlar çok kolay hastalandığı ve zararlılara dayanıksız olduğu için tarım zehirleri üretip satıyorlar.

3- Daha sonra bu tarım zehirleri kalıntılarıyla kanser olanlara (Pestisitlerin kanser yaptığını artık herkes kabul ediyor. Birçok bilimsel veri var. Türkiye’de de kullanılan glifosat maddesi yüzünden kanser olduğunu söyleyen bir kişiye Dünya devi Monsanto 289 milyon dolar tazminat cezası verdi. Birçok açılmış dava var.) kanser ilacı satıyorlar.

Bayer şirketinin o kocaman cebi üç koldan dolarken bizim yaşamsal maddelerimiz olan tohumlar bitiyor ve birçoğumuz vücudumuzda biriken tarım zehirleri kalıntılarıyla kanser olup ölüyoruz.

Evet, dünyadaki bütün canlıların yaşam hakkı vardır. İnsanların sağlıklı gıdaya erişim hakkı vardır demiştik. Tüm dünyayı tarım alanındaki politikalarıyla yöneten bu şirketlere her şeye rağmen hala dur demek mümkün.

Yaşamın sürekliliğini sağlayan ve stratejik öneme sahip bu maddeler (tohum topraklar ve sular) doğup büyüdüğü topraklarda yaşayan herkesin en doğal hakkıdır. Kıtalar ötesinden gelen bir şirketin bunlar üzerinde hegemonya kurmaya asla hakkı yoktur.

Buna dur diyebiliriz hep birlikte.

Bu önce ulusal sonra uluslararası bir meseledir bunu yineliyorum. Var olan kanun tamamen kalkmalıdır. Yerine bakanlık görevlileriyle birlikte ilgili bağımsız STK‘ların, köylülerin, çiftçilerin ve tüketicilerin olduğu bir kurul tarafından yeni bir kanun çıkarılmalıdır. Ve en önemlisi bizim ülkemize ait bir tarım politikamızın olması gerekmektedir.

Kıbrıs adası yerel tohumların geliştirip saklanmasına uygun bir yerdir. Çünkü başka yerlerden hastalık vs. bulaşması zordur. Kıbrıs’ta meclisten geçen ancak Cumhurbaşkanından dönen yasanın Yerel Tohumları bitirmesini engellemek için Yeryüzü İnisiyatifinin yanında olmalıyız. Onlarla dayanışma içerisinde güç birliği yapmalıyız.

Gün o çok uluslu canavar şirketlere karşı dayanışma içerisinde ülke olarak güç birliği yapma günüdür. Ve dünyadaki diğer doğa ve insan dostlarıyla aynı şekilde güç birliği yapma günüdür. Bu bebeklerimize ve çocuklarımıza karşı bir insan olma sorumluluğudur.

Sen de ben insanım diyorsan, yavrularımızın geleceği için kapitalizme dur de, tohumuna, suyuna toprağına sahip çık.

Bizler çok güçlüyüz ve herşeye rağmen bunu başarabiliriz. Yaşamak için başka seçeneğimiz yok çünkü.

Çocuklarımız için daha yaşanılası bir dünya özlemiyle dünyadaki tüm güzel insanlara sevgiler…

Kıbrıs’a Türkiye’deki doğa ve insan dostlarından selamlar sevgiler güzel kazanımlar…

 

Göknur YUMUŞAK

31.10.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2018 17:16

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.