Ezan ve davul

06 Ağustos 2012 14:53 / 1829 kez okundu!

 


Sohbet sırasında Bektaşi'ye takılıyorlar: -Baba Erenler niçin oruç tutmazsın? Bektaşi'de mazeret hazır, "Vallahi tutacağım tutacağım, çok da isterim ama halim mecâlim yok." - Peki baba, iftara çağırsalar gider misin??? "Doğrusu iki elim kanda da olsa giderim." - Oldu mu baba? Allah'ın emrini dinlemiyorsun ama kulların davetini kaçırmıyorsun!?? "Bunda şaşılacak bir şey yok; bilirsiniz ki Cenab-ı Hak merhametlidir, affeder, fakat kullarını gücendirmeye gelmez!"

Malatya-Sürgü'de yaşanan davul çalma olayı, saldırı, linç etme girişimi ve sonrasında yaşananları hep birlikte duyduk, anlamaya çalıştık ve öğrendik. Olayın savunulacak hiç bir yanı yok, ne yazık ki, ülkemizde bu tür olaylar yaşadığımız gerçekliklerden.

Bu türden olayların temelinde, özünde "Tek Tip"çilik olan, "Bizden olmayan"a geliştirilen tahammülsüzlük var. Herkes benim gibi olmalı ve benim gibi yaşamalı anlayışı var. Farklılıklarımızla birarada yaşamayı öğrenemediğimiz sürece bu türden olaylar hep var olacak, ne yazık ki.

Ne zaman "kraldan çok kralcı" olanlardan İslam dini kurtulur, galiba o zaman bu insanların din adına yaptığı mezalimlere uğrayanlar da kurtulacak.

Ramazan'da, Erdek'te bir yakınımızı ziyarete gittik. Tam da Sürgü'deki olayların yaşandığı günlerde. Evinde kaldığımız yakınımızın yeni doğan çocuğunu gece uyutmak bir mesele, tam uykuya daldığı saatler ise ramazan davulcusunun dolaşmaya başladığı saatler. Eşi çocuğu uyuturken ev sahibi yakınımda sokağın başında davulcuyu bekliyor; "aman sokağa girme yoksa çocuğu bir daha sabaha kadar uyutamayız" demek için. Acaba davulu çalan iyi niyetli olmasa, olayın önemini anlamasa, çıkacak olayları düşünebiliyor musunuz?

Ramazan davulu, ezan, namaz, oruç, vs bildiğimiz İslami ritüellerden.

Eski Diyarbekir'de minareye çıkıp ezan okumak her babayiğidin harcı değildi. Oraya çıkmak için dini bilgilerin iyi olmasının yanında, en önemlisi de olmazsa olmazı makam bilmek ve de sesinin güzel olması gerekmektedir.

Şimdi bu noktada Ünlü Mevlüthan ve Gazelhan Mustafa Baybur'un sesine kulak verelim:

".....Diyarbekir'in çok enteresan minare makamları var. Türkiye'nin hiç bir ilinde Diyarbekir'in minare uşşağı yoktur. Mesela minarede saba makamı ile başlar, Hüseyni ile bitirirdik. Yarabbi bize hayırlı bir kapı aç diye saba ile başlardık. Sonra sultani Nevruzu olurdu. Uşşak olurdu. Uşşak makamı her minarede istisnasız 20 dakika, yarım saat minare uşşağı olarak okunurdu....."

"......Biz beş yıl musiki eğitimimizi aldık......Tahir Müjde, Recep kaymak ve ben Karacadağ klübünün orda musiki cemiyetine devam ederdik........öyle bir hale gelmişti ki, Hafız Mustafa'nın eşi benimle, hocam olan eşinin sesini ayırt edemez olmuştu. Kadıncağız hocamın vefatından sonra ben çıkıp okuduğumda baygınlık geçiriyordu....."

"......Eski Diyarbekir'liler lakapları ile bilinir ve anılırdı mesala Hacı Arife Saco, anası Sacide hanımın ismiyle anılırdı. .... Bir defasında Hacı Cemil Şallı anlatmıştı. .... Eminé Xezale, Cemile rastladığında diyor ki: Oğlum Cemil iş var mı? yok mu? Durum nasıl?... Cemil de: Amca iş yok boştayım diyor... O da: Oğlum madem sigara içiyorsun, niye gelip evden tütün götürmüyorsun..." der.

Adıyaman Gerger'den Eminé Hezale'ye tütün gelmiş. Cemile Şallı'ya der ki: ...... tabakanı ver, anan sana tütün versin ........ Gerisini Cemil Şallı şöyle anlatıyor: Tabakamı verdim, doldurup getirdiler. O tütünden bir kaç sarınca, tabakadan ses geldiğini duydum. Açınca gördüm ki tabakanın altına bir kaç altın yerleştirilmiş ..... İşte eski Diyarbekir'lilerde dayanışma böyleymiş .......

DİYARBEKİRİN HER MAHALLESİNDE BÖYLE NADİDE BİR KAÇ ÇİÇEK VARMIŞ ......"

Tekrar Gazelhan Mustafa'nın ezan konusundaki anılarına dönecek olursak:

"Minarede geceleri okuyordum ...... Kuyumcu Hıristiyan Samo vardı, Terzi Anton usta vardı, Terzi Aziz usta vardı. Derlerdi ki: ....... Kirve Allah razı olsun, bu gece bizi ihya ettin ....... o zaman hoparlör yoktu, bilinçli olarak surlara doğru okurdum. Sesim Urfa kapıdaki surlara çarpıp aksederdi ...... işte o zaman Hristiyanlar ışıklarını yakar beni dinlerlermiş ....."

Gazelhan Mustafa'nın görüşlerini okuduğum zaman aklıma hemen İstanbul'da oturduğum semtteki camilerin minarelerinden okunan çirkin metal sesli ezanlar geldi.

Oturduğum ev üç caminin ortasında bir yerde olduğundan, birbirini takip eden şekilde, akustiği bozuk mikrofonlardan çıkan seslerin yarattığı kirliliği düşününce eski ezanları özlememek elde mi?

Hele bir defasında kahvede rastladığım müezzine "Allahını seversen öksürüğünü ve gırtlak temizliğini mikrofonu eline almadan önce yapsana" demiştim.

Yazıya Gazelhan Mustafa'nın sözüyle nokta koyalım:

"ŞİMDİKİ TARZANLAR, SANIRSIN Kİ AYI'YI ÇAĞIRIYOR."

Sevgiyle kalın.


Ergün EŞSİZOĞLU

06.08.2012


Not: Gazelhan Mustafa Baybur'un anlattıklarını "Diyarbekir Diyarım, Yitirmişem Yanarım - Ş. Diken" kitabından alıntıladım.



 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.