Çifte bayram, kaynanam, bilgisayar ve Eylül’le gelenlere-gidenlere dair…

04 Eylül 2011 17:08 / 1553 kez okundu!

 


Çifte bayramı geride bıraktık, ağız tadıyla yaşadık, ne kadar ağız tadıyla idi, o tartışılır işte…

Bir kere o cep telefonu mesajıyla bayram kutlamayı artık unutun anacım, bana daral geldi… En yakınınız, hısımınız, arkadaşınız, seslense duyacağınız, o güne kadar sesle sözle iki yanakla idrak ettiğiniz bayramınızı üstelik kısaltılmış özet kelimelerle kutlamıyor mu, delleniyorum.

Bundan böyle bu tür kutlamaları kabul etmeyrum, ona göre ha uşak… Sesli, muhabbetli ve dokunmatik kutlamalara açığız, soğuk, mekanik, tuşlanmış ve cepten/koğ duvarlarına yazılarak bilgisayardan gelenlereyse kapalı…

Zafer bayramı ve şeker bayramı koalisyonu da tuhaf özetlere, toplu kutlamalara, yarı resmi yazışmalara vesile oldu, vatana millete hayırlı olsun.
Bir zamanlar biz cumhuriyet bayramında tebrik atardık dostlara, bayramların en anlamlısı kutlu olsun diye yazardık. Sonra dostlar çoğalınca, elle yazamaz olduk, matbaada bastırdık ama kasaba matbaacısı anlamlı kelimesiyle bayramı bağdaştıramamış olsa gerek, ‘hayırlı bayramlar’ diye basmış. Hala güleriz. Ama bu yıl bu çifte kutlama, hayırlı zafer ve şeker bayramı şeklinde önümüze gelince, biz de eski günlere gittik. (Matbaacı da yaşayıp görseydi bari, zaten o matbaacı bir okul yararına yapılan yemek duyurusunda da ordövr tabağı ‘nı kendince anlayıp, ‘orduevi tabağı’ diye dizip öyle basmıştı.)

Neyse efenim derken benim niye girildiği ne yapıldığına hala aklımın ermediği (ama hem tweet hem de face’te -söyleyişin güzelliğine ve Türkçe’ye bakar mısınız?- kaydımın olduğunu da hatırlatırım bu arada…) iki koğ ve ben buradayım deme duvarı facebook ve tweeterdan ilkinde bir arkadaş, bayramın oruç tutanların tekelinde olduğuna vehmedip veryansın etsin mi, ‘siz niye kutluyorsunuz, bayram bizim bayramımız’ diye… Nasıl öfkelendim anlatamam.

Yakınımda olsa diline biber sürmeyi isteyecek kadar… Hayır, tamam, sizin olsun bayram bizim gibi zındıklara ney, tamam da, bayramı kutlamadığımızı nasıl kanıtlayacağız, onu anlamadım.

Sonra ister istemez gene maziye yelken açtım, on beş yıl önce, çalıştığım devlet dairesinde bir arkadaşın kızı doğmuş, ben de anneyi pek severim(de babayı ırkçı ve bağnaz daha çok da aptal olduğundan pek sevmem, doğru doğru dosdoğru) bebesini hayırladım elbet, güzel bi ömür diledim, bebeciğin adının anlamını sordum, ‘Reyyan’ın anlamı cennet kapısıdır Ayşe hanım,‘ deyip ekledi, ‘ama sizin gibilerin gireceği kapı değil elbet’.

Ne oldum, gökkubbe başıma yıkıldı, etrafta başkaları da var, onlar olmasa ya bi tokat ya bi el işareti işi halledersin, ama, kamuoyu ortasındayız. Ben böyle zamanlarda taş kesilirim, nasıl olduysa, bir ilahi sufle aldım sanıyorum, ‘orası hiç belli olmaz, cennet kapısını ben açarım da, ‘içerdekiler senin giremeyeceğini söylüyor, hadi başka kapıya’ derim’ dedim. Anlamadığına da bahse girerim.

Tabi bu yıllarca megalomani yahut hak edilmemiş cennet kapıcılığı olarak yorumlandı çocuklarım tarafından, olsun, içimde köz olacağına söyleyince, söz oldu, kurtuldum, ama o ne kadar kavradı, işte bunda kuşkuluyum. Yalnız özenle biriktirdiği sevaplarının eksildiğinden eminim. En azından o yılın orucunun yarısı yanmıştır…

İşte o türden bir mesajdı ekrana düşen. Siz kutlamayın biz kutluycaz, bayram sizin gibilerin neyine mealinde…Hışımla birkaç satır yazdım, gönder derim göndermez… Zaten bu bilgisayarla bizim ilişkimizin de cılkı çıktı, kaynana gelin modundayız, o kafasına göre takılıyor.

Bazen beni koruyor, iletmiyor yazdığımı bazen faş malamat etmek istercesine bi kere tuşladığımı, nasıl oluyorsa, on kere gönderiyor.

Neyse, iki kere tuşladım, gitmedi…Sonra o arkadaş sırr-a kadem bastı… Ya utandı dediğinden ya bir uyarı aldı ya(dürtüldü yani!), belki bizim gitmedi sanılan yazımız ulaştı, o beni sildi. Her üçü de hayırlıdır.

Aman, bana (ve bizim gibilere) her gün bayram nasılsa, biri de eksiliversin, ne yapayım, bu akıldakilerle çekiş edecek değilim, ancak ihtaren işte şurda duvara yazıyorum, ayıptır ayıp…

Derken barışa sıkılan kurşunlar geldi.

Derken, Kürtçe türkü söyledi diye, Emrah adlı delikanlının hem de sırtından hem de öldürmek kastıyla, bir polisin sıktığı on beş kurşunla kavak gibi devrildiğinin davası görülen Ankara 9.

Ağır cezadaki mahkemenin karar tarihi geldi, 8 Eylül… Hem Manisa’nın kurtuluşu hem kardeşimin doğum günü, bakalım türküsü katline sebep Kürt delikanlının kanının yerde kalmayacağı gün de olacak mı? Adalet yerini bulacak mı, yoksa bir dil silinmeye ve öldürmeye bedel mi bulunacak?

Peşisıra avukat Müşir Deliduman’dan bir mektup aldım, bir yıl önce 20 Temmuz günü Erzurum’da tutuklanan çocuk ÖS’nin duruşmasını haber veren. Çocuk beş ayrı cezaevi gezdirilmiş, okulundan ailesinden koparılmış tecritte tutulmuş, adil yargılama ilkesi ile birlikte özgürlük ve güvenlik, eğitim hakkı elinden alınan bu çocuğumuzun ve benzerlerinin şefkatli ve adil yaklaşımla ve olabildiğince çabuk yargılanarak, aile ve okul ortamına geri gönderilmesi gereğini incelikli, duyarlı, sevecen bir dille yazıp basına dağıtan bir avukatı olması belki onca şanssızlığı içindeki tek şansı, ÖS’nin ve aynı gün Kars’ta da benzeri bir çocuk duruşmasına gireceğini vurgularken sayın avukat belki de bize çocuklarımızı olmaları gereken yerlerde değil de dağ başlarında, mahkeme salonlarında, mezar başlarında seviyor oluşumuza ince ve akıllıca bir sitemde bulunuyor. Çocukların dünya değeri olduğunu, büyümenin ve eşit eğitim almalarının, şefkatle yaklaşılmak gereğinin vazgeçilmez hakları olduğunu döne döne vurgulayıp… Ve herkesi yardıma çağırıyor, duyarlık, incelik, katılımımıza baştan teşekkür ederek.

Ben koymadım vallahi hepsi üst üste geldi. En üstüne de Eylül vurdu mührünü…

Eylül’le gelen ve Eylül’le gidenlerin şarkısını da bi sonraki yazımızda terennüm ederiz, bizden ayrılmayınız efenim.

Bu yazıyı yazdım, noktayı koyarken, baktım ekranda sevgili Fatih Türkmenoğlu.

Hayat gezince güzel programında Orhan Gencebay’a mikrofon uzattı.

'Hayat gezince güzel di mi sayın Gencebay?' dedi demedi, anında golü attı Orrrhan abimiz, 'hayat, anlayınca güzel, kardeşim'.

Beni budayıp indirdi elbet bu yanıtıyla...


Hayat ne zaman güzel ne dersiniz?

a)
Doğunca
b) Kimsenin eline kalmadan bi solukta gidince
c) Gezince
d) Demokrasiyle
e) Çocukken
f) Aşıkken
g) Anlayınca...


Ayşe KİLİMCİ

03.09.2011


Son Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2011 15:14

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.