ÇOCUKLAR CUMHURİYETİ
30 Nisan 2026 21:34 / 287 kez okundu!
"Savaş denince sizin de aklınıza çocuk yüzleri ve o yüzlere sinmiş acı düşüyor, biliyorum. ”Çocuklar uyurken ancak, uyur yorulmuş oyuncakları” der ya A. Nihat Asya, dünya savaşlarla kan ağlar, bombalarla inler ve büyüyemezken çocuklar, ne uykusu, ne oyuncağı? Çocuklara yalnızca acı ve zulüm, kimsesizlik, arşa yükselen ağıt ve haksızlık…"
***
ÇOCUKLAR CUMHURİYETİ
Çocuk kitaplarımın önsözünde kullanmaya bayılırım çocuklar cumhuriyetini…
Filistinli çocuklara söylemeyin sakın, siteme girer. Büyüklerin düşmanlığını görünce, o kelimeyi bilseler faşizmi derlerdi, neyse ki onu bilmiyorlar bir tek ölümden haberdarlar… Çocuklar cumhuriyetinin sınır tanımaz, bayrağı bir, gönülleri yedi renk, düşleri denk çocuklar… İncir çekirdeğine sığan, galaksiye sığmayan masalistan ülkesiyle tanış biliş çocuklar… Ne masalı, ne dünyası, ne hayatı, ne oyunu? Ah çocuklar, ne çekiyorsunuz savaşlardan, ölümlerden, sakat kalmaktan, zalim yetişkinlerden… Kuyruklu yıldızlarla, bulutlar, kuşlar, düşlerle harman olacağınıza açlıkla, ölümle vatansızlıkla budanıp indiriliyorsunuz… Ondan olmalı, Filistinli güzelim oğlancığın, büyüyünce ne olacaksın sorusuna “biz Filistinli çocuklar büyümeyiz ki, biz ölürüz” dediği…Masalistan başkenti kadim şehirler bombalarla ne söyleyen kaldı, ne şarkı, ne boy süren, ne umudeden, hani’siniz, nerdesiniz güzelim çocuklar?
Savaş denince sizin de aklınıza çocuk yüzleri ve o yüzlere sinmiş acı düşüyor, biliyorum. ”Çocuklar uyurken ancak, uyur yorulmuş oyuncakları” der ya A. Nihat Asya, dünya savaşlarla kan ağlar, bombalarla inler ve büyüyemezken çocuklar, ne uykusu, ne oyuncağı? Çocuklara yalnızca acı ve zulüm, kimsesizlik, arşa yükselen ağıt ve haksızlık…
Çukurova deyişidir, “hamı tatlı, olgunu acı” diye çocuk(tan) için, bu cümle kuruluşu da ora işi.
Bir İtalyan anasözü de bunu anıştırıyor, küçük çocuk başağrısı, büyük çocuk kalpağrısı”.
Cumalı, o çocukları esirgeyen çocuk ruhlu bilge, Bulutu İzleyen Çocuk şiirinde ne güzel söyler:
“Coplara, namlulara bakıyorum / Kelepçeler, demir parmaklıklar / Kan lekelerine kentin alanlarında / hep son, hep tükeniş, hep ölüm / Çocuklara oy veriyorum.”
Ben de öyle, hem oy veriyorum çocuklara, hem hak ama ömür ve barış veremiyorum, kahkaha, kitap, hayat, şarkı da öyle… Çocuklar bizden alacaklı, dünyanın her yerinde bütün çocuklar yetişkinlerden alacaklı. Her 'çocuk' denende için sızlıyor, ömür boyu çalıştığım çocuklar omuzbaşımda bitiyor sanki, yazdığımı okuyor, iç çekiyor, ben daha çok iç çekiyorum, görmek zorunda kalıp çare bulamadıklarımız aklıma düşende…
Dünyadaki ilk okul M.Ö. 4000’deydi değil mi? Abaküsleri bile vardı, itibarları, belki gönülleri şendi… Sümerli çocukların da öyle, kadim Anadolunun da…
23 Nisan geldi geçti benim yoksul ve biçare çocuklarım ne mecliste ne yüce makamlarda devir almadı. Hiç görmedim hastanelerde kurum bakımında hapishanedekilere, sanayide çalışan, işportacı olan çocuklara mikrofon uzatıldığını, rütbe verildiğini…
Dünya, yıldızarın sesini, olası başka dünyaların izini bulmak için ne paralar döküyor, her şey işitiliyor bir tek çocukların çığlığı, ah ettiği, gözyaşı döktüğü, içinde şarkıların bittiği farkolunmuyor.
“Bütün çocuklar / yokluk bilmesinler / et, şeker, süt bulsunlar / Giyimli, tok ve rahat / Gitsinler okullara / sınıflarını geçsinler / Büyükler biraz daha yorulsun / Onlar da büyüsünler / Onlar da mesud olsunlar / Geçti kaç savaş ezikliği / Çocukları düşünsünler? Çocuklar iyi günler görsünler” der ya güzelim Necatigil, kocaman Dağlarca hep çocuklara umut söyler ya…
İşte öyle… Çocukla borcumuz çok hanımlar beyler, ödenmeyecek kadar…
Bağışlayın bizi çocuklar…
Ayşe KİLİMCİ



