Yaşam savunucuları ve "toplu ölümler" - Yalçın Ergündoğan

19 Şubat 2008 10:57 / 1932 kez okundu!

 

Bilmem dikkatinizi çekti mi? “Uşak'ın Ulubey ilçesine bağlı İnay köyü 80 kuzu ve çok sayıda yabani hayvanın ölmesi üzerine karantina altına alındı” şeklinde bir haber yer aldı bazı gazete ve internet sitelerinde. Kiminiz görmedi, kiminiz de sı

“Tüprag Metal Madencilik A.Ş.’nin işlettiği, Kışladağ Altın Madeni'ne 6 kilometre mesafedeki İnay köyünde toplu hayvan ölümleri görüldü. Köylüler bir ayda 80 kuzunun öldüğünü, çok sayıda yaban hayvanının telef olduğunu belirterek, ölümlerin altın madeninde kullanılan siyanür yüzünden meydana geldiğini ileri sürdü. Ulubey İlçe Tarım Müdürlüğü, salgın hastalık şüphesiyle köye hayvan giriş-çıkışını yasaklayarak, köyde karantina uygulaması başlattı. Kışladağ Altın Madeni'ne karşı sürdürdükleri mücadeleyle bilinen İnay Köyü’nde yaşayan 75 yaşındaki Hasan Sakarya, hayvan ölümlerinin altın madeninde kullanılan “siyanürden” kaynaklandığını öne sürdü. Yaklaşık 50 yıldır hayvancılık yaptığını söyleyen Sakarya, ‘Ben bu yaşıma geldim, böyle bir olay görmedim. Köyde hayvanlarımız teker teker ölüyor. Siyanür yakında bizi de öldürecek. Biz bu madenin buradan kalkmasını istiyoruz’ dedi...” (Sesonline.net, 13 Şubat 2008)



Büyük çevresel risk yaratan “siyanür liçi” yöntemiyle işletilen altın madenlerine karşı bizim ‘yaşam savunucuları’ diye nitelendirdiğimiz duyarlı yurttaşlar yıllardır mücadele yürütüyor. Onların yaptıkları mücadelenin ne denli yerinde ve gerçekten ‘yaşamı savunmak’ olduğunun kanıtı gibi değil mi haberdeki gelişmeler? Peki onca mücadeleye ve tepkiye rağmen bu yöntemlerle çalışmalarına izin veren karar vericiler nerede?..



Şimdi şöyle diyenler olabilir: “Efendim bölgedeki ölüm nedenlerinin sonuçları daha kesinleşmedi...” Çok uzak bir olasılık ama, var sayalım ki, söz konusu bu olayda ‘toplu ölümlerin’ nedeni başka bir etken olsun. Siyanürle altın aramanın doğayı tahrip etmediğini, çevreye zarar vermediğini, zehirlemediğini bilimsel olarak ileri sürebilecek olan var mı? Yok... Onun için itiraz edeceklere yanıtımı peşinen vereyim. Bu olayda değilse, bundan sonra yaşanacak pek çok olayda kısa ve uzun vadede bu faaliyetin “canlı yaşamını sonlandıracağı” beklentisi içinde olun...



Çernobil faciasından sonra radyasyon serpintisine maruz kalan çaylarda radyasyon olmadığına “kefil” olmak için TV’de ağzını höpürdeterek “çay” içen bakanların olduğu, hiçbir cezai sorumlulukla karşılaşmadığı bir ülkedeyiz. Bunu biliyoruz. O nedenle daha fazla kaygılanıyor, duyarlılığımızı artırmaya çalışıyoruz...



DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ


Türkiye’de nükleer santral yapımı ve bölgeye nükleer malzemesi temini çalışmaları sessiz ve derinden sürüyor. (Bknz: 19 Ocak 2008 tarihli ‘Nükleer Jandarma’ başlıklı yazım.)



Tüm dünyada yaşam savunucuları Çernobil Faciası’nın 22. yıldönümünde yaygın eylem ve etkinliklere hazırlanıyorlar. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da Türkiye’de de 26 Nisan günü başta İstanbul olmak üzere çeşitli bölgelerde miting ve gösteriler düzenlenecek.



Nükleer konusuna girmişken size bir de Dünya Sağlık Örgütü’yle ilgili bir gelişmeyi aktarayım. Kuruluş yönetmeliğine göre Dünya Sağlık Örgütü; uluslararası sağlık konularını yönlendiren ve koordine eden yetkili. Dünyadaki bilim insanlarının saptamasına göre; maalesef “radyasyon ve sağlık” alanında bu doğru değil. “Dünya Sağlık Örgütü, nükleer endüstrisinin resmi lobisi olan 'Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)' ile 1959 yılında yapılan anlaşmadan dolayı, hayati öneme sahip radyasyon ve sağlık alanında üzerine düşen sorumluluğu yerine getiremiyor.”


Bu sözler tamamiyle konu ile yakından ilgili çevreler ve bilim insanlarının hazırladıkları rapordan alınma. Konuyla ilgili 9 ay önce Cenevre’deki “Dünya Sağlık Örgütü Genel Merkez” binasının önünde duyarlı insanlar sessizce bekleyip baskı oluşturmaya çalışmışlardı. Aralarında çok tanınmış bilim insanlarının bulunduğu topluluk şimdi Uluslararası düzeyde bir imza kampanyası başlattı:



Dünya Sağlık Örgütü bağımsız olsun!



Evet, görüyorsunuz, küresel saldırıya karşı mücadele tüm dünyada sürüyor. Yaşam savunucuları “yurdumuz bütün cihandır bizim” düşüncesini hayata geçiriyor. Yalnız değiliz biliyoruz ama... Çoğalmalıyız...


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.