İzmir ve Demokratlık

18 Mayıs 2013 19:43 / 2609 kez okundu!

 


Dün İzmir'de Gediz Üniversitesi'nde, "İzmir ve Demokratlık" başlıklı bir panel yapıldı. Gri Düşünce ve Genç Siviller'in düzenlediği toplantıda kardeşim Pervin Mısırlıoğlu'nun da bir konuşması vardı. Ben İstanbul'daydım ama kalbim Ege'de kaldı... Bu yüzden de "konuşmacılar arasında ben olsam ne derdim?" diyerek bir yazı yazdım.


***

Demokratlık, toplumun taleplerini, zamanın ruhu ve gerekleri ile evrensel değerlerin süzgecinden geçirip siyasi kararlara dönüştürmeyi ve bunu bireysel yaşamında tutarlı, ilkeli biçimde uygulamayı gerektirir.

Bu noktada Ali Bayramoğlu'na başvuralım ve serbest bir yararlanma yapalım:

"Özgürlük ve özgür düşünce bir toplumun can damarıdır.

Bireysel kararlardan siyasi kararlara, edebiyattan müziğe kadar; özgür düşünce varoluşun temelidir...

Demokrasinin anlamı burada gizli.

Fikir üretimini, düşünceyi; özgür ve rekabetçi tartışma besler...

Tartışmayı mümkün kılan ise demokrasidir.

Tartışmanın temel işlevi 'ötekini' dinlemek ve anlamaktır;

anlamak farklı görüşler arasında etkileşime yol açar;

etkileşim de zengin ve yaratıcı bir kimlik üretir.

Demokrasi demokratlara ihtiyaç duyar...

Demokrasi ve demokratlık, kendini sorgulama ve mutlak kılmama çabasıdır.

Bu çabanın; ötekilerin, bizden farklı olanların varlığıyla, talepleriyle ilişki içinde olmasıdır.

Farklı olanı anlamak böyle mümkün olur ve bu, demokratlığın ana koşuludur.

Bu nedenle, demokratın merceği topluma dönüktür; devlete, siyasi merkezlere değil.

Kürt meselesine, tesettür meselesine, Ergenekon meselesine, özgürlüklere ve askeri vesayete ayrı gözlerle bakıp, meşrebine göre birini öven, diğerine söven bakışa demokrat bakış denemez.

Demokratlık parçalı olmaz.

O tutarlı bir zihniyettir, yani bir bütündür.

Demokratlık kimliğe göre, esasa göre şekil değiştirmez.

Söz konusu kim olursa olsun, sorun ne olursa olsun, önce usullerin, kuralların, ilkelerin dikkate alınmasına, demokratlık denir."





Biz İzmir'de demokratlığı yaşayarak öğrendik

Bu girişten sonra, konuşmamın bu bölümünde İzmir'de zamanında İGD Bölge sekreterliği yapmışlığımdan ve Pervin Mısırlıoğlu'nun deneyimlerinden yola çıkarak, yöreden kimi demokratlık örnekleri vereceğim.

Köy Enstitüsü mezunu, adalet duygusu kuvvetli bir baba ile; vicdanlı, fedakâr bir annenin oğlu olarak lise yıllarımdan beri, Kürt olmadan Kürtlerin haklarını, Alevi olmadan Tahtacıların haklarını, başörtülü olmadan başörtülülerin haklarını, Roman olmadan Çingene haklarını tavizsiz olarak savundum.

Ahmet Altan'ın, Taraf yılları boyunca bu topluma durmadan anlattığı şeydi bu; yani aslında nasıl tutarlı demokrat olunabileceğiydi:

"Eğer Aleviler, Sünniler, solcular, Müslüman olmayanlar, bir dine inanmayanlar; bir gün sadece kendi haklarını değil birbirlerinin de haklarını savunmaya başlarlarsa; ülkedeki otoriter, tek-tipleştirici, militarist statükonun sonu gelir" diyordu Altan.

Ve nitekim de öyle oldu.

Ahmet Altan'a, demokratlıktaki öğretmenliği ve öngörüsü için teşekkür borçluyuz.

Tabii bu, yeni statükolara ve tek-tipleştirmelere karşı demokrat uyanıklığımızı canlı tutmamızın da önemini unutturmamalı.

Endişeli modernlerimizin endişelerini de anlıyoruz. Yaşam tarzlarımıza karşı kısıtlayıcı adımlar atıldığında da o adıma iç rahatlığıyla karşı durabiliyoruz.

Bu karşı duruşumuz, mütedeyyin kesim üstünde, endişeli modernlerimizin karşı çıkışından daha büyük bir etki uyandırıyor.

Neden? Çünkü biz onlar gibi hükumetin her adımına kategorik olarak karşı çıkanlardan değiliz. İyi yapılana komplekssiz olarak "iyi" diyebildiğimiz için; bir şeye "kötü" dediğimiz zaman da, bunun etkisi daha büyük oluyor. Zamanında başörtüsüne destek verdiğimiz kardeşlerimiz, şimdi bizim eleştirilerimizi dinliyor ve anlamaya çalışıyor. İşte meselenin bam teli burada...

Kanımca demokratlık dediğimiz kavram da yaşamdaki en büyük sınavından bu noktada geçiyor.


İzmir, "Demokrat İzmir" sıfatını bu dönemeçte yeniden hak etmelidir!

Biz izmirizmir.net sitesi olarak 6 yıldır değişik demokrat yaklaşımları bünyemizde dostça barındırıyoruz. Hamallığını kardeşimin başarıyla yürüttüğü İzmir küçük Millet Meclisi de bu hoşgörülü tavrımızın sonucunda büyüdü, bugüne geldi.

Ancak önemli olan İzmir'i, geçmişte ne olursa olsun, bugün demokrat bir çizgide, ülkenin en etkili kentlerinden yapabilmektir.

Bunu sağlamak için İzmir kendiyle daha çok hesaplaşmalıdır. Bu tür toplantılar da bu hesaplaşmayı kolaylaştırıyor. Yani iki taraflı bir süreç bu; İzmir ne kadar demokrat olursa kendi içiyle ne kadar barışabilirse, Türkiye barışına da o denli destek verir, ülkenin demokratlaşmasına da daha fazla katkı sağlar.




"Göç gelir, huzur biter!"

Pervin Mısırlıoğlu, 3 yıl yönettiği İzmir Lİfe dergisinden bir başlık nedeniyle ayrıldı. GÖÇ GELİR, HUZUR BİTER başlığı, o sırada (2006) İzmir'in bir kesiminin bu konulara demokrat olmayan yanlış bakışını iyi özetliyordu. Ki zaten bunun üzerine yazılı basın yerine sanal ortama ağırlık vermeyi kararlaştırdık ve İzmirizmir.net sitesini kurduk.

Şimdi de İzmir çukurundaki bir kaç popüler söze açıklık getirmek istiyorum...


"İzmir'in kızları güzeldir, özeldir"

Bu lafa pek bir tutkuyla inanıyoruz ama bu "güzelliğin" melezlikten, çeşitlilikten geldiğini unutup hala onu bunu küçümsemeye çalışıyoruz.

Kendisi de göçle gelen ve sonra yerleşik olan bir kısım İzmirli, kendisinden sonra gelenleri kabullenmekte zorluklar yaşadı, yaşıyor.

Oysa demokrat olunmadan bu çoğulcu yapı algılanamaz, insanların hakları adaletli biçimde savunulamaz.


"Eskiden böyle sorunlar yoktu... Şimdi yok Kürt sorunu, yok Ermeni sorunu... Başımıza bir sürü sorun çıkardılar...."

Sen Kürt adını yasakla, "Kart Kurt" hikayeleriyle milleti uyutmaya çalış, ses edeni içeri at, "vatandaş Türkçe konuş" kampanyaları yap, Kürtçe, Rumca, Ermenice konuşana kumbaraya para atma cezası ver, gazetelerini kapat, şarkılarının önce basılmasını, olmayınca da radyo, televizyonda çalınmasını yasakla, ülkeyi bölünmenin eşiğine getir; sonra da "eskiden ne güzeldi, Kürt meselesini bu hükumet çıkardı başımıza de!"

Bu konularda gerçeklerle yüzleşmeyi gönülsüz de olsa yapmaya çalışan hükumetin barışma süreciyle alay, elini taşın altına koyan akil insanlardan da nefret et...

Bunun adına bir çok şey denebilir ama demokratlık denemez...




İzmir dışarıdan nasıl görülüyor?

Bir zamanlar Osmanlının, Türkiye'nin en liberal, hoşgörülü yörelerinden olan İzmir, ülkede yaşanan büyük değişimin sonucunda, kendi kabuğuna çekildi, zamanın ruhunu okuyamadı ve yok olmakta olan değerlerin yılmaz savunucusu oldu.

Şimdiki görüntüsü bu.

İzmir, eskiden en önemli liman kentiydi; o sıralarda tüm mallar, teknolojiler ve yeni fikirler dünyaya limanlar aracılığıyla girerdi. İzmir'in ilericiliği, yenilikçiliği biraz buradandı... Kalanı da İzmir'in çok kültürlü, çok etnisiteli çoğulcu yapısındandı. Ki bu yanı da aslında yine limanlığıyla ilgiliydi.

Kurtuluş Savaşı sonrasında İzmir kapitalizminin de belkemiğine darbe vuruldu. Önce zanaatçı-sanayici Ermeniler tehcir edildi, yok edildi; sonra gemici, tüccar Rumlar yurtlarından sürüldü, mübadele edildi; bankerlik yapan Yahudiler ürkütüldü, sindirildi. Sonra burjuvasını yok etmiş bir cumhuriyet kurulup 1924 anayasasıyla da herkes "Türk" yapılınca, zaten İzmir'in neden yakıldığı da anlaşılmış oldu.

Varlık Vergisi, 1955 6-7 Eylül olayları, 1974 Kıbrıs hadisesiyle de pastanın bir diliminde kalan çilekler de talan edildi.


Bazı ezberlerimizle yüzleşmeden demokrat olunabilir mi?

Burada ayrıntısına girmeyeceğim ama İzmir yangını, İlk Kurşun, Menemen Hadisesi, İzmir Suikasti bu ezberlerimizden sadece bir kaçı...



Bu olayların tümünde, resmi tarihin anlatılarını temel alanların yanıltıldıkları çok açıktır. Bir dönem bir gazetesinin adı Demokrat İzmir de olsa, İzmir'in demokrat olma çabası inişli çıkışlı yollardan geçti.

İzmir, yeni cumhuriyetle birlikte ilk fırsatta Serbest Fırkalı olup Cumhuriyet Halk Fırkası'nı terk edince rengini belli etti. Sonradan da zaten Demokrat Parti'nin belkemiği oldu.

Demokrat Parti, İzmirlilerin bir kısmınca hala "makbul darbe" sayılan 27 Mayıs tarafından devrilip liderleri asılınca, ardından gelen benzeri doğrultudaki Adalet Partisi, ANAP serüvenleri aslında onun bir yandan da statükoyla barışma yılları oldu. Bu partiler statükoya yanaştıkça İzmir de yanaştı.

Bu süreçte izmir, içinde hep "ne yapacağı kestirilemeyen", "sağı solu belirsiz" bir tabakayı da büyüttü durmadan. Bu kesim bir ara Karaoğlan'a bir ara Beyaz Türk Cem Uzan'a meylettiyse de sonunda statükonun ana partisi olan CHP'de karar kıldı. Ve bir süredir oralarda...

Ancak İzmir'de ayrı ayrı bir çok kesimin de verdiği mücadelelerle güçlenen demokratlık ruhu şimdilerde bir pata hali, bir kararsız denge durumu yarattı. Zamanın ruhunu daha iyi okuyan kazanacak ve dengeyi bozacak.


Zamanın ruhu tutarlı demokrat olmayı gerektiriyor.

izmirizmir.net sitesinden bir örnek vereyim. Sitemizin yazarları, referandum sırasında 3'e bölündü; yani "Evet" diyen de, "Hayır" diyen de, "Boykot" diyen de vardı... "Evet"çilerin çoğunluğunun ise "Yetmez ama Evet" diyenlerden olduğu bir sır değil.

Biz bu üç görüşü de içimizde barındırıp, birbirimizle usul usul, saygıyla tartıştık. Ne düşünürsek düşünelim, göz ucuyla da öteki yazar arkadaşımızın dediklerine mutlaka baktık. Çünkü o anki saflaşmanın geçici olduğunu biliyorduk. Yine biliyorduk ki zaman geçecek, durum değişecek ve yeni bir gelişmede kartlar yeniden dağıtılacak, saflar yeniden değişecekti. Nitekim barışma sürecinde tam da öyle oldu. O dönem farklı tavırda olanlar şimdi aynı saftalar...

Yani demokratlık, "biz olduk, tamamdır" ile olmuyor. Bu sıfatı her yeni adımda her aşamada yeniden hak etmek gerekiyor.




İzmir'den demokratlık anıları

Bir çok yerde olduğu gibi İzmir'de de gerçek sendikacılık zayıfladı. Bilinçli işçi, aydın ve gençler bir süredir küçük göletlerinde kağıttan kayıklar yüzdürüyor, okyanusa açılmayı akıllarına bile getiremiyorlar. Yeni okyanusun bir tür sanal alem olduğunu ise kabullenmeleri kolay değil.

Örneğin geçmişte İGD, tüm eksiklerine rağmen gençlik içinde en iyi demokratlık örneklerini vermişti. Bizim derneğin duvarına, kapımıza gece slogan yazan kimi "çok devrimci" derneklerin duvarlarında sırıtan MHP, ÜGD yazılarını, Çankaya'da güpegündüz gidip silmiş ve onları utandırmıştık.

Cami duvarlarına, kendimiz dahil kimsenin slogan yazmasına izin vermemiştik. Birilerinin, cami duvarına gece yazdıklarını biz ısrarla gündüz silmiştik. Burada mesele ilke meselesiydi, demokratlıktı... Cami cemaati kendi arasında bizi şöyle tanımlıyordu: "Bunlar da komünist ama diğerlerinden biraz farklı..." Halkın sempatisi böyle kazanılıyor, algısı böyle yönetiliyordu o zamanlar.

Demokratlığı öğrenme süreci buralardan geçti. Ama yanlışlar da yaptık. Örneğin yolları kapatıp "protesto" yapacağız diye, Karabağlar'da konvoy olmuş arabaların kontak anahtarlarını zorla toplayıp atarken bu anti-demokrat tavırlarımızla antipati topladığımızı çok sonra fark ettik.



İzmir'de 1980 öncesinde diğer gençlik kesimleri zaten demokratlıkta sınıfta kalmışlardı.

Ülkücüler, "Bornova'ya komünistler giremez!" derken;

Halkın Kurtuluşu gurubu "Ege Üniversitesi kampüsüne faşistler ve Sosyal-faşistler giremez!" diyor;

Dev-Yol da, "faşistler ve İGD'liler giremez!" diyerek onlara destek çıkıyordu.

İGD ise Tıp Fakültesi çevresine hakimdi ve ülkücüler hariç herkesin girmesine izin veriyordu. Arkadaşları kampüste dayak yerken İGD'lilerin ısrarla kendi bölgelerinde demokrat olarak davranması, bir süre sonra geniş öğrenci çoğunluğunun gözünde haklılık kazanmalarını getirdi.

Peki süreçte en tutarlı, en demokrat davranış ne olmalıydı?

"Şebekesi olan her öğrenci üniversiteye girebilmelidir!" olmalıydı elbette.

Ve bunu tek savunan, o dönemde İzmir'de küçük bir grup olan Aydınlıkçılar, PDA'cılar idi... Doğruya doğru... Demokratlığımızın gereği, bunu da söylemeliyiz. Gerçi unutmayalım, durmuş saatler bile günde 2 kez doğruyu gösterebiliyor.


Üniversitelilerimiz bugün de demokratlık sınavındalar

O, onu üniversiteye sokmayacak, bu, ötekini... Olmadı demirler, şişler, bıçaklar... Yok bu kişiler duvar gazetesi asamaz, yırtarız; yok ötekiler konferans yapamaz, engelleriz... Bunlar iyi demokratlık örnekleri değil. Gençler, geçmişteki olumlu yanlarımızdan yararlansın ama hatalarımızdan da ders çıkarsınlar.

Bu toplantıyı düzenleyenler içinde Genç Sivillerin olması aslında rastlantı değil. Geçmişten ders çıkarmış gençlerin en iyi temsilcileri onlar... Nuhungemisi'nin en kıymetli yolcularının, yaratıcı, dalgacı-gerçekçi, şiddet karşıtı ve mutlaka demokratik tüm eylemlerinin hayranı olarak, onları sevgiyle selamlıyorum.


Ordunun siyasetteki etkisinin azalmasına üzülmek demokratlık değildir

Gerçek demokratlığa ulaşmak için İzmirli, militarizm hayranlığını bir daha çıkarmamak üzere toprağa gömmelidir. Seçimler dışında bir güce, statükoya bel bağlamamalıdır.

Türkiye'deki çoğu ulusalcının olduğu gibi bir kısım İzmirlinin de bir üzüntüsü var ve bu onların demokratlığa ilerlemesini engelliyor.

Siyasetteki etkisinin azalmasına ordunun üst kademesinin, ayrıcalıklı subaylarının üzülmesini anlıyorum.

Tek tipçiliği ve militarist ruhu kutsa, eğitimi yönet, yargıyı yönet, politikaya yön ver... Olmadı darbe yap, anayasa yap, cumhurbaşkanları hep asker kökenli olsun...

Emekli olunca, "devlet sınıfı"ndan onaylı büyük sermayenin holdinglerinden birinden yüksek ek maaşla yönetim kurulu üyeliği kap; OYAK ile, özel tatil siteleriyle, ordu evleriyle ayrıcalıklı bir hayat sür...

Şimdi bu dönem bitti...

Bitti ama bunun bitişine bir kısım İzmirli arkadaşım üzülüyor ya, ben de ona yanıyorum ve demokrat olmaya biraz daha var, diyorum.

Çünkü demokratlık, sorunların çözüm yolu olarak demokrasiyi görmektir, otoriterliği değil



Zamanın ruhu demokrat olmayı, demokratlık da sahici biçimde Barış yanlısı olmayı, savaşlara gerçekten karşı durmayı gerektiriyor. Demokratlık bu süreçte Kürt Barışı'nı savunmayı, Suriye'de ise, savaşa da diktatör Esed'e de aynı anda karşı durmayı gerektiriyor.

İzmir demokrat olsun istiyoruz. Ancak bilmeliyiz ki demokrat tutumda Tek Particilik değil, Çoğulculuk makbuldür.

Her anlamlı topluluk kendini mecliste temsil imkanı bulabilmelidir. Çok sayıda küçük partinin mecliste var olmasından ürkmeyelim. Akıllı koalisyonlar dönemi başlamalıdır. Bunun için de seçim barajları % 2'yi aşmamalıdır.

İzmirliler, bu toplumun çoğunluğunun Atatürk ile, Cumhuriyet ile, Bayrak ile bir sorunlarının olmadığını; artık "cumhuriyetçiliğin" değil, "demokratik cumhuriyet"i savunmanın çok önemli olduğunu anlıyor, bu gerçeği sindirmeye çalışıyor.

İzmirliler olarak, enerjimizi başörtüsü yasaklarına, korkularına geçmişte çok harcadık, şeriat geliyor paranoyasına kananlarımız çok oldu... Şimdi en azından bir kısmımız kendimizi sorguluyoruz.

Tek tipçilik bir tür fakirliktir; bunda ısrar etmek toplumu kısırlığa mahkum etmek demektir. Oysa, çok kültürlülük zenginliktir. Bunu sözde kavradık ama hayata geçirmek kolay değil. İzmir bunun sancılarını yaşıyor, demokrat olmayı öğreniyor.

Öğrenmeye ihtiyacı olan sadece İzmir mi? Hükümetin de demokratlığı öğrenmeye ve sindirmeye ihtiyacı yok mu?




Taksim için neden Akil İnsanlara başvurulmuyor?

Örneğin Kürt sorununda eski yöntemleri çıkmaz görüp çözümü demokraside arayan hükümet böyle demokrat davranabiliyorken; neden "İstanbul sorunu"nda otoriter bir yolda? Taksim'i kazarken Akil İnsanlara danışmak çok mu zordu?

"Kaldırın şu ucube heykeli" derken,

"Muhteşem Yüzyıl" dizisiyle uğraşırken,

kürtaj hakkını kısıtlamaya çalışırken,

içki yasağını genişletip, ruj yasaklarıyla süslerken,

demokratlıktan uzaklaştıklarını bilmeliler.

Bu noktalarda da hep gerçek demokratları karşılarında buldular, eminim yine bulacaklar.

Yani kim yanlışta ısrar ederse onu eleştirmeliyiz. "Bu bendendir ses çıkarmayayım, bu yandaştır, ellemeyeyim" demek demokratlığı öldürmektir.

Bu konularda ısrarcı, takipçi, hoş görülü ve yaşam tarzlarına saygılı tavır, demokrat tavırdır.

İzmirizmir.net ve İkMM'nin varlığı örnek gösterilecek demokrat bir çabadır.

İzmir, gerçek demokrat, yenilikçi, ilerici bir kent olarak Türkiye tarihine mutlaka adını yazdıracaktır.

"Beyaz Türk" görüntüsünü iyice kırmak için İzmirizmir.net sitesine "başörtülü" yazar arayışındaydık. Bu sırada tanıştığımız ve yazılarına yer verdiğimiz için de, demokrat olmayan kimi İzmirlilerin siteye üyelikten hatta yazarlıktan istifa ettiği günler oldu. Şimdilerde 3 başörtülü yazarımız var ve onları sitede sunarken şöyle demiştik: "Umarız İzmirliler, insanların kafalarındaki örtülerle değil, içindeki fikirlerle ilgilenmeye devam ederler..."

Bu yazarlarımızdan birisi ilk yazısının başörtüsü sorunu üstüne olmasını istememiş ve Hrant Dink üstüne yazmıştı. Vicdanlı tavrını hala sürdürüyor.

Sözlerime şu sıralarda sitemizde Ali Çimen ile yapılmış güzel bir söyleşiye imza atan bir diğer başörtülü yazarımız (ki başörtülü yazar olarak anılmaktan haklı olarak hoşlanmayacak olan) Özlem Coşan'ın sözleriyle son vereyim.

Özlem, demokrat tavrın ne olduğunu bir notla çok güzel anlatmış:

"Aydın olmak bir hazım ve bedel işidir güzel ülkemizde... Ve aydın kalmak da dış bükey değil iç bükey bir adanıştır. Bizler birbirimizin acısıyla tanıdık geldik birbirimize. Bu yüzden ne başımızdaki örtü ne yoldaş bıyıklarımız ne de saçlarımızın kızılı, aramıza mesafe koymaya neden değildi. Bize yaşattıkları acılar bizi yakın kıldı. Birbirimizi sevmeyi öğretti yaşadığımız bütün gri günler. Statüko şunu fark ettirdi bize, on yıllarca en korktukları şey, gökkuşağının bir araya gelmesi ve en fenası da renklerin kardeşliği idi... Ama biz bunu başardık. Renklerimizin güzelliğini keşfettik. Sevmek hiç bu kadar güzel, sevilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı... Onca karartma gecelerine rağmen iyi ki varız, iyi ki gördük renklerimizi! İzmir'den, İzmirli selamlar..."


İlhami MISIRLIOĞLU

17.05.2013, İstanbul

***

>> Demokrat İzmir Paneli fotoğrafları için tıklayın lütfen


Son Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2013 13:15

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.