Floransa, Rönesans'ın Çiçeği / P.MISIRLIOĞLU

27 Ocak 2007 15:49  

 

Floransa, Rönesans'ın Çiçeği / P.MISIRLIOĞLU

“Her şeyi devindirenin şanı

evrenin her yerine ulaşır,

kimi yerde çok, kimi yerde az ışır.

Onun ışığını en çok alan göğe gittim,

Yukarıdan inen birinin bilemeyeceği,

Söyleyemeyeceği şeyler gördüm, işittim;

Çünkü isteğine yaklaştıkça akıl yetimiz,

Öyle derinliklere dalar ki,

İzleyemez onu belleğimiz.

Bu kutsal ülkeden ne biriktirdimse

Benliğimin içinde,

Şiirimin konusu olacak bundan böyle,

Ey güzel Apollon, bu çaba için bana

Kendi yeteneğini aşıla ki, ozanlara

Verdiğin defne yaprağına değer göresin beni de.”


Dante/ İlahi Komedya-Cennet




Floransa’ya üç-beş saat daha erken varabilmek büyük bir nimet sayılı günlerde. Hatta araya üç saatlik Milano- Floransa tren yolculuğu eklense bile. Gerçi göze almanız gerekenler hiç de azımsanacak gibi değil. Yatmadan kalkmanız gerekiyor neredeyse saat beşlerdeki uçak için. Daha gitmeden bir kısım enerjiniz çarçur ama buna değer… (THY’yi tercih ettik böylece)
İstanbul’dan 07.50’de kalktı uçağımız. Toplam iki buçuk saat sonra Milano Malpensa Havaalanı’ndaydık. Orada biraz şaşkınlık geçirdikten sonra şehirdeki tren istasyonuna giden bir otobüse bindik. Neredeyse kırk dakika sürdü bu yolculuk. Neyse türlüm cambazlıklarla Milano - Roma hattına( bir tren kaçırmalı olarak) bindik. Milano tren istasyonu (Milano Centrale) öyle çok esiyordu ki ayakta durmakta zorlanıyordum. Biraz İtalyanca bilmeniz gerekiyor buralarda. Çünkü gözünüz, diliniz aşina değilse bu yazılara vay halinize. Bileti almak bir dert, zımbalama yerini bulmak bir başka dert.


Bir de seyahat stresi eklenince dört göz olmanız gereken yerde kör göz oluyorsunuz.

Neyse bilet satış gişesindeki yaşlı adam baktı ki beni başından her atışında hızla geri geliyorum, kilitlediği gibi camlı kulübesini bize insani yardımda bulunarak neredeyse kendi elleri ile trene bindirdi. (insanın olmadık yerde angutluğu tutuyor.) Hem hızlı değil hem güzel değildi trenimiz. İyisi vardı da biz denk gelemedik belki de. Bilet alırken, vagon ve yer seçerken görevliye “yerler numaralı mı?” diye sorduk. “Dileyen dilediği yere otursun dendiği halde”, Bologna’dan ya da başka istasyonlardan binenler tarafından hep yerimizden kaldırılmak istendik. Elimizde onca valizle hiç kolay değildi tabii. Yüzsüzlük edip oturmaya devam ettik. Kondüktör geldiğinde miyavladık, o da bizi doğrulayınca kompartımanımızdaki Napoliler, Milanolular hepsi aynı anda konuşarak dedikodudan pestilimizi çıkardılar gerçi aynı anda konuşmasalardı ben haklarından gelecektim ama maalesef…Sonuçta İtalya’da trenle yolculuğun biletinizi alma şeklinize göre değişebileceğini unutmayın. İstasyondan aldıysan her yer oturuleybıl, internetten ya da yurtdışından aldıysan ayakta kaleybıl…Valla benden söylemesi.
Yollar alabildiğine yeşil, tepeler ve düzlükler hoş doğa ve ev manzaraları ile dolu. Ama trenin en hoş yanı pat diye de sokuverir şehrin içlerine insanı, üç saati aşan yolculuktan sonra hiç değilse teselli oluyor bu. Otelimize yürüyerek gelebilirdik ama sırt çantalı turist değildik ki! Sanatın, kültürün, estetiğin, güzelliklerin doruklara çıkarıldığı bu diyarlara gelirken süsünüzü püsünüzü de yanınızda getirmek zaruretinden ağırlıklarımız var tabii.


Aslında çok garip bir duygu bu. Ağır olan bu dünyanın en saygın kültürel mirasının sınırlı günlerle anlaşılır ve anlatılır hale gelmesinin zorluğu.


Öyle çok düşündüm ve okudum, öyle haşır neşir oldum ki Floransa’nın muhteşem tarihi ile kendi anılarım tarihe karışacak neredeyse. Çok korktum hakkını veremem diye buraların…

Sonra dedim ki;

Rönesans’ın Çiçeği Floransa’yı görmek isteyenlere güncel deneyimler ve tatlı bir turistik heyecan yarat Pervin.

Yoksa Dante’nin “İlahi Komedya”sını, Leonardo’nun mucizevi metruk hikayesini, Michelangelo’nun dehasını, Boticelli’nin melodik resimlerini, Brunelleschi’nin destansı mimarisini, Medici sülalesinin hayırlı-hayırsız tüm fertlerinin yarattığı Arno ırmağının kıyısındaki ölümsüz şehrin anılarını özetlemek bile günler, haftalar alır. İyisi mi Floransa’ya gitmeden önce çok çok okuyun derim….Ama dönünce okuduklarınızı, bir daha okuyun…


Arno ırmağı’nın kıyısında, Ponte Vecchio köprüsüne bakıyor otelimiz. Eski, dört yıldızlı labirentvari Hotel Berchielli güzel, sade ve en önemlisi pratik bir konuma sahip. Tren istasyonuna bir km.,havaalanına altı km. Duomo’ya, Uffizi’ye, Bargello’ya ve her türlü görülmesi gereken zenginliklere birkaç yüz metre gibi bir durumda.


Hava kışlık turistten yanaydı.Altı gün, beş gece yağmur yağmadı. İnsan, gezme olunca tam gün soğukta ve sokakta saatler geçirebiliyor. Yeter ki rüzgar ve yağmur olmasın…

Sağda Santa Trinata köprüsü solda Ponte Vecchio manzara sağlam, şehir ışıklı. İlk fotoğraflar otelimizin terasından. Ortaçağdan Rönesansa ve şimdilere uzanan eskinin de yeninin de gözde Avrupalısı bu şehir. Gizlenmemiş ama el değmemişçesine ve onca felaketleri yaşamamışçasına korunmuş, mağrur tavırlı Floransa asırlarca önceden gelen terbiyesine, kültürüne sadık kalarak sanatı tüm insanların zevkle izleyebileceği erişilir mesafelerde tutmaya devam ediyor. Ve bu Rönesans’ ın Çiçeği Floransa, Leonardo Da Vinci’ lerin, Raffaello’ların yetiştiği bu verimli toprakların geleneğini sürdürüyor. Floransa’nın eski şehrine adım attığınızda hemen müze bileti kesmeliler bence. Taş, toprak, duvar, bina, köprü ve açıkta duran heykeller sergi salonu gibi üstelik benzersiz şaheserlerin karmasından oluşuyor.


Otelin kapısından çıkar çıkmaz Arno ırmağı boyunca çok özellikli küçük küçük mağazalar var. Bir tanesi butik bir kırtasiye dükkanı olarak beni fena halde cezbetti. Sadece kırtasiye ile de sınırlı değil aynı zamanda ahşap aksesurları şık ve kullanışlı. Deri kaplı, ham kağıttan ortaçağ defterleri, el yapımı süslü soy ağacı posterleri ve daha pek çok fantastik ürün çeşidi ile alışveriş edilesi bir dükkan fakaaat…Çok pahalı. Onu geçergeçmez bir başka deli icadı dükkan daha var. Ona hiç bulaşmayın derim. Kıymetli taşlardan olağanüstü mozaikler yapıp, satan bir yer, burada; beş, altıbin euro gibi rakamlar…


Biraz ötesinde ise sevimli bir dondurmacı kafe var. Ehhh, İtalya’ ya soğukta gelmek fark etmiyor. Ünlü dondurmalarından bir tatmak lazım… (Yaz, kış boğaz aynı boğaz)



Ohhh işte Ponte Veccio… Şu meşhur Ponte Vecchio (Kuyumcular çarşısı) var ya hani bize ilk Floransa duygusunu tattıran, tiyatro dekoru gibi duran kuyumcu dükkanları ile bilinen yer.
Kaç asırdır akıp giden Arno ırmağının üzerinde eski hayatların tarihi kayıtlarını bir sır gibi taşıyan o eski köprünün hikayesi görüntüsünden ilginç.


Toscana’nın başkenti Floransa 300 yıl boyunca Medici ailesi ile yönetilmiş.


Üç yüzyıl boyunca güzelliklerin,estetiğin,mimarinin,kültürün ve en önemlisi rönesansın doğduğu yer olarak Avrupa’da zenginliğin efendisi olmuş Floransa. Bu şehrin koruyucu melekleri Medici sülalesi ise şehrin başına konan talih kuşları.


Avusturya İmparatoru’nun kızkardeşi ile evlenen Toscanalı Medici sülalesinin soylu beyefendisi için beş ayda 700 metrelik koridor yapılarak bir ucu Pitti Palace’a bir ucu Uffizi’ye (evleri ile ofisleri yani hükümet binası) bağlanan üstten giden bu tünel aslında köprünün üzerinde ki kasap dükkanlarının kötü kokularından, nehirdeki et atıklarından ve zengin sınıfın ayak takımına bulaşmadan işe gidip gelmelerini sağlamak üzere yapılmış. Sadece kötü kokular da değil köprünün üzerinde öyle kuvvetli rüzgar esiyor ki orada durmak bile mesele. Oysa kasaplar için olay çok farklıydı mutlaka geçmişte. Etleri temizle artıkları at nehire, püfür püfür esen rüzgar etler için doğal buzdolabı ve kullanışlı bir pazarı imiş gerçekte. Ancak gelin görün ki en çok eti zenginler yer ama kokusunu fakirlere dağıtmak da yine züppelerin işi. Kasapların o dönemdeki gücü ve zenginliği ise dillere destan, sanatçılara ilham kaynağı olmuş. Ama düğünden sonra kasaplara yol gözükmüş anlaşılan. Böylece yüksek ışıltılarla, geçenlerin gözlerinin kamaştığı kuyumcu dükkanları çöreklenmiş köprü sokağa.


Ponte Vecchio asırlarca yalnızca kekremsi para kokusu yaymaya başlamış artık etrafına. Şimdilerde nehre bakan kısmında adını unuttuğum bir heykelin etrafındaki koruyucu ferforjeye, gelen turistler kilit asıyorlar, köprüyü geçenlerin değişik bir geleneği olmuş bu.


İtalya’nın kültür elçisi profesyonel rehber Mrs. Chiara Migliorini sabah 09.30’ da otelimizin lobisinde bizi bekliyordu. Sıradan bir rehber değildi o. Yalnızca kendi kültürlerinin takipçisi değil aynı zamanda dünya tarihini ve başka ulusları da bilen entelektüel, sıcacık, doğal bir insandı. Türkiye’ye iki kez kültür gezisi yapmış. İki gün bizimle birlikte idi. Ve en önemli sanat eserlerini nokta nokta, müthiş bir zaman tasarrufu yaparak gösterdi ve anlattı. Programımızı İtalya’ ya gitmeden önce yapmıştık zaten. Ortaçağ ve “yeniden doğmak” anlamına gelen Rönesans hakkında karşılaştırmalı olarak çok daha sade, süzme bilgilere sahip olduk Chiara sayesinde. Pek çok yerde restorasyon vardı. Ama biz yine de Bargello’ ya, Uffizi’ye, Pallazzo Vecchio’ ya, Centro Storico’daki ünlü ve muazzam kırmızı kubbeli Piazza Duomo (Santa Maria dei Fiori) ve Piazza di San Giovanni’ yi, Vaftizhane’ nin (II Battistero) “Cennet Kapıları” nı göre göre Dante’nin şehrini arşınladık.


Araya bir öğle yemeği aldık. Trattoria Za-Za adlı geleneksel yemeklerin olduğu ve turistik olmayan bölgedeki bu esnaf lokantasında harika kır tatları ile tanıştık Floransalıların. (Piazza Mercato Centrale) Chiara’nın önerisi idi. Za- za’ da önce üçlü çorba setini seçtik. Domatesli ekmekli, kara lahanalı, arpalı fasulyeli çorbalar bizi resmen teskin etti. Ardından ricotta, ravioli ve de karidesli spagetti, kırmızı şarap… ölümcüldü gerçekten.


Rehavet için zaman yoktu. Mutlu suratlarla gezmeye devam.



Kültürel vecibeleri yerine getirmenin ön koşulu gibidir bu şehre gitmek. Kültürel ve sanatsal eğitiminizi tamamlayabilmek için buralarda havayı solumak adeta zorunludur.

Kısa kısa ip uçları okuyan için iyi, gezen için daha fazlasına ihtiyaç var.

Köprüyü bir türlü geçemedim elbette tarihinin heybetinden ama ayrıca şu kuyumcular yüzünden de…
Envai çeşit mercanın eşsiz mücevherlere dönüştürüldüğü bir dükkana girdim. Zarif bir fular gibi inen pembemsi ince mercanlarla aralara serpiştirilmiş özel dizayn altın bezemeler çok hoşuma gitmişti. Fiyatı 1250 Euro idi. Bilginiz olsun. Öyle her şeye atlamayın.

Ooooooohh…Burası hep kendinize hakim olmanız gereken, gerçekten çok pahalı bir şehir. Siz en iyisi gezmeye devam edin.


Medicilerin 2.evi ve parlamento binası Palazzio Vecchio, güzel bir saray. Ve Michelangelo’nun ünlü Davud heykeli tüm haklı şöhreti ile kapısının solunda.


Persus Heykeli, güzel olduğu halde kendini çirkin zannedip dövünen,orasından, burasından şikayet eden insanlara ibret_i alem için yapılmış olan bu Cellini’ nin heykeli, sonunda çirkin olmanın ne demek olduğunu gösterir insanlara. (Ben kocalarına itaat etmeyen arkadaşlarımı yılan saçlı meduza ile korkuturum. Kocanız her durumda haklıdır o ne diyorsa onu yapın yoksa saçlarınızdan yılanlar çıkar derim… ehlileşelim diye!)


Floransa’ya gittiğinizde hiç uzatmadan Demokrasi Meydanı’na gidin ve Yüzyıllar önce konsül ya da halkın serbest konuşmalar yaptığı sütunlu kürsünün bulunduğu meydanda Persus’a koşun ve Cellini’nin bu olağanüstü sanat eseri karşında kendinize söz verin. Burnumla, gözaltı torbalarımla, popomla ve kalçalarımla barışıyorum diye.


Sağda ise modern heykel sanatının başlangıcı sayılan Loggia dei Lanzi’ deki üçleme“Sabin Kadınlarının Kaçırılması” heykeli muhteşem boyut ve estetiği ile sizi tekrar bir estetik cerrahına koşturtabilir ama.


Uffizi ise, (İtalyanca ofis anlamına geliyor.) Medicilerin varisleri kalmayınca Milli Kütüphane, resim,sanat galerisi olarak çok kıymetli müzeye dönüştürülmüş. Medicilerin tek şartı sanat eserlerinin dışarıya çıkmaması ve olduğu gibi korunması imiş. Böyle kurala can kurban, canan bekçi elbette.


Artık akşamdı ve biz iyi bir gurme lokantası peşindeydik. Süslendik püslendik. Köprüden geçtik karşıya ve Cinghialebianco’ ya kurulduk. Hem de tek masalık üst balkonuna. Çok eski çok gelişmiş bir lokantaydı.. Domuz etlerinin lezzeti ile meşhur yerde, tavşan etlerine bayıldım. Aynı sokağın devamında Bar Friends’te şaraba ve beşeri durumlara devam…
Sabahleyin Eski Cezaevi’ ne doğru yola koyulduk. Günahlarımızdan değil de heykel merakımızdan. Eskiden işkence gören mahkumları, kafesleyip, dış duvarlarına asarlarmış Bargello’ nun. Rönesansın en özel eserlerinin bulunduğu yerde nihayet uykudan uyanmıştık biz de.


Girer girmez Michelangelo odası büyüledi bizi. Daha çok gençken yaptığı “Bacchus” heykeli, Pitti Tondo, David- Apollo, Brutus sonra Donatello, Verrocchio… Sonra İslam sanatları, seramik eserler, Medicilere ait çok değerli mücevher ve aksesuar koleksiyonları, Giambologna’ nın muhteşem hayvan heykelleri hep Bargello’ da.
Çıktıktan sonra, uzun süre açık havada dolaştık durduk.


Cumhuriyet Meydanı (Piazza Republica) 19. yüzyılda kurulan ve 5 yıl başkent olan (Roma’dan önce) Floransa’nın eski Yahudi gettosu. Şimdi o meydanda harika kafeler, sokak konserleri veren müzisyenler ve akın akın gelen Amerikalı, Japon turistler var. Rengarenk bir atlı karınca da meydanın yeni imajını pekiştiriyor.


Biliyorsunuz İtalyanlar da pek ehli keyif insanlardır. Önlerine altın yığsan siestalarından vazgeçmezler.


Giyim türü mağazalar 10.00 da açılıyor. 13.00 dedin mi kapıyorlar ve tekrar 15.30 ya da saat 16.00 da açıyorlar dükkanlarını. Açış şekline göre de ya 19.00’a ya da 20.00’ ye kadar çalışıyorlar. Bu arada bir şeyi belirtmeliyim. Floransa’yı görmek isteyenler için en uygun mevsim aslında sonbahar ve kış ayları çünkü yazın çok sıcak ve nemli üstelik yüksek sezon fiyatları da çok tuzlu. Kalabalıktan ve pahalılıktan bir parça uzak kalmak en iyisi. Venedik ve Milano için değişebilir belki ama Toscana ve Floransa için bu böyle.


Önce Cumhuriyet Meydanı’ nda bir kafe keşfettik kendi kendimize. Adı Gıubbe Rosse, çok eski entelektüel ve aydınların konferanslar da verdiği özgün, davetkar bir kafe. Biz ilk gittiğimizde içerideki fotoğraf sergisinden şok olduk. Şişman kadınların açık ameliyatları ve tamamen çıplak hallerinin olduğu fotoğraflar iç bulandırıcıydı. Garip sanatçılar belli ki Rönesans sanatlarının gölgesinde kalmak istemiyorlar. Sonra fotoğraflara yabancılaşıp bakmamayı öğrendik. Geniş bir cafe- restoran olan Gıubbe Rosse her dakika kalabalık. Bir Chianti Vistaren (kırmızı şarap türü) ısmarlayın, dinlenin ve içinize çekin Floransa’yı.


Bir şeyler atıştırmak ve kahve içmek için sonradan da çok sık kullandık orayı.


Ama geceleri hep başka tatların peşindeydik. Trattoria “Cammillo” San Trinata köprüsünden karşıya geçince sol tarafta yine çok eski ve geleneksel tatlara sahip iyi bir restoran. Şarap ve Bar Friends sonra mışıl mışıl uykular…


Sabah kaldığımız yerden devam.


G.Rosse’ nın karşısında, aynı meydanın en meşhur ve de en pahalı yerlerinden biri olan 1733’ten beri hizmet veren kafe Gilli’ de kahve içtik.,yanında da çok güzel tatlılar. Önemli ve çok özel bir yer bence ve sanırım herkesçe. Biraz kendilerini beğenmişler, biraz da pahalı o kadar.


Kimi binaların dış cephelerinde levhalar var.4 Kasım 1966’ daki Arno’ nun yarattığı sel felaketi Uffizi’ nin olduğu bölgeler ve pek çok yerde büyük hasara yol açmış. 6-7 metreye kadar suya gömülmüş binalar.. Tabii bu esnada tüm el yapımı kitaplar, resimler, sanat eserleri sular altında 15 saat kalmış.


Diğer ülkelerden de gelen yardımlar ve Floransalıların örnek sahiplenişiyle pek çok tarihi eser eski haline döndürülmüş.


Mediciler’ e ait olan, sade taş duvarları ve penceresiz görüntüsü ile farklı bir tarzı hemen hissedeceğiniz bir başka kilise ise kitap avcılığı ile ünlü San Lorenzo yine Rönesansın ilklerinden.
Katolik olmalarına rağmen Pagan ve diğer Yunan, Mısır, Şamanlara ait çok özel kitaplar ve koleksiyonlar için yapılmış olan bu bina iki katlı ve penceresiz oluşu ile de dikkat çekici. Brunelleschi’ nin mimari başarısının ilk örnekleri arasında.


Bu gezi işlerinde zaman kısıtlıysa birkaç iyi seçilmiş yeri görmeyi garantilemek en mantıklı olanı ama burada o tercihi yapmak neredeyse imkansız.
Fakat imkansız olanı yaratan yine insanoğlu’nun kendisi…Ben gezdim ve beraberimde Floransa’ dan taze kuşkonmazlar, mis kokulu elmalar, incirli pastalar, canlı alabalıklar, zencefilli ekmekler, güvercinler, kumrular ve badem ezmeleri, kaz ciğerleri getiremedim ama nerelere gitmeniz ve hatta gitmemeniz konusunda yardımcı olmaya çalıştım. Şimdi anlatacağım yer belki de gitmemeniz gereken yerlerden.


Benim en kötü huyum, huysuzluğum. Ne gibi durumlarda biliyor musunuz? Her öğrendiğim iyi ve güzel tatları damağımda, aklımda, beş duyumda birden tutuyorum ve biriktiriyorum. Sonra da eski köhne tatlara dönemiyorum. Yer yurt önemli değil, güzel tatlar hain belleğin kalıcı kiracıları. Onun için baştan belirtiyorum aşağıda sözünü ettiğim restorana yolunuz Floransa’ ya düşse de gitmeyin. Yoksa artık her güzelim, özelim diyen restorana şöyle bir baştan aşağı süzüp, dudak bükersiniz…


Enoteca Pinchiorri…Ehh madem gittiniz Komple mönülerden birini ve o yemeklere uygun olan şarapları tercih edin. Yoksa 35 bin şarap çeşidinin yazılı olduğu koca ansiklopedilere maruz kalıp, kem küm olursunuz. Üstelik kendinizi onlara bırakmazsanız, dünyanın en güzel restoranlarından biri olan Pinchiorri’ yi hissedemeden bir servet ödersiniz. Mekan eski bir saray. Ve siz de bir prens veya prensessiniz oraya adımınızı attığınızda. Ayrı odalarda çok az masa ile dekore edilmiş bu ihtişamlı mekan anlatılamaz güzellikte. Tuz ya da karabiber yok masalarda. Şampanyalar, yemeğe uygun dört ayrı tip şarap, konyak ve çok özel grappa, minicik porsiyonlar, dev tatlar, biri sipariş alır, öbürü servis yapar, diğeri gelir anlatır,daha nice hoş ritüeller, hepsi birbirinden tatlı, yakışıklı, sevimli, güzel insanlar. Bilgi ve görgüleri ile müşterisinden bile mağrur garsonları, hayret ettirecek kadar doğal bir o kadar yetenekliler.” Biz yeniden doğduk” Floransa’da. Hatta bir yaşımıza daha girdik. Tanrım bir daha öyle tatlarla karşılaşır mıyız, bilmiyorum?


Şimdi Michelangelo Tepesine doğru süzülüyoruz, Toscana’ ya doğru, oradan son bakış, son yemek sonrası… Ve o son fotoğraf sabaha bıraktığım…


“Sanatta güncelliğin değil, zamansızlığın sözü geçer” Herman Hesse


Önemli not; Floransa ve Toscana’ da çok özel ağırlandık, çok güzel karşılandık. Sevgili dostumuz İtalya konsolosu Michele Tommasi ve Livio Angelisanti’ nin özel programları sayesinde. Kendilerine şahsım ve İzmir Lİfe adına binlerce teşekkürler. Ayrıca Roberta Berni’ ye (A.p.T. Firenze) sevgili Chiara Migliorini’ ye, Riccardo Teresi’ye teşekkürlerimizle.



http://www.izmirizmir.net/modules.php?set_albumName=album28&op=modload&name=gall
ery&file=index&include=view_album.php">Floransa fotoğrafları için tıklayınız

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0