KİN ve NEFRETLERİ KENDİ İNANÇLARINADIR

25 Ağustos 2022 20:30 / 107 kez okundu!

 

 

"Sorun Gülşen gibi birinin çıkıp böyle bir nefret kusmasında değildir. Sorun bunu işiten o kesimin huşu içinde kendinden geçmesindedir. Aslında kızdıkları, kendi düşüncelerinin boş çıkmış olmasıdır. Tıpkı solun, sosyalizmin hayatın gerçekliğinden çıkmış olmasını kabullenememiş olması gibi bir şey."

 

****

 

KİN ve NEFRETLERİ KENDİ İNANÇLARINADIR

 

Bu 'şekil batıcısı' kesim neden sürekli hakaretamiz bir şekilde nefret kusar? Gülşen isimli kerameti kendinden menkul, hiç bir sanat değeri olmayan ve hiç biri akıllarda iz bırakamayan, sıradan lay lay lom şarkılarla kendini 'sanatçı' diye satmaya çalışan bir şarkıcı kalkmış; Bir zamanlar Güner Ümit isimli bir sunucunun Aleviler hakkında yaptığı dangalaklığa benzer bir patavatsızlıkla imam hatiplilere  yakışıksız bir söz savurmuş. Hem de sahnede. Bu ülkeyi 20 yılı aşkın bir süredir başarıyla yöneten şu andaki cumhurbaşkanımız bir imam hatiplidir.

Bu kesim bu tür nefret saldırılarını çok yapıyor. Bu da içlerinde dayanılmaz bir kin ve öfke duyduklarının, bunun nefrete dönüştüğünün işaretidir. Kendi mahallelerinden olanların bile en ufak makul sözüne tahammülleri kalmamıştır. Bu tavır yalnızca 20 yıldır iktidar olamamaktan kaynaklanmamaktadır. Artık bunlar bu şekil batıcılığını günümüzde; batıya 'kul, köle olma' noktasına taşımışlardır. Onların zurnasını çalmakta ve sözlerinden bir milim çıkmamaktadırlar.

Sanıldığı gibi 'batıcılık' fikri cumhuriyetle başlamamıştır, onunla iktidara gelmiştir. iki yüzyıl, belki de daha fazla bir geçmişi vardır. Osmanlı gerilemeye başlayınca bunun önünü almak isteyen çeşitli düşünce akımları türemiştir. Bunlardan birisi de 'batıcılık'tır. Bu düşünce İttihat Terakki ile Osmanlı'da iktidar oldu ve Cumhuriyetle devleti ele geçirdi. Yüz yıla yakın da halka egemen oldu. Kendi düşüncesi doğrultusunda bir nesil yetiştirmeye çalıştı. Ama sonuçta başarısız oldu. Kendi düşüncesinde bir kesim oluşturabildi ama ülke kalkınması ve gelişmesi için pek bir şey yapamadı, havlu attı. O havluyu başka bir düşünce aldı. Ve bir bayrak gibi sallayarak 20 yılda yeniden güçlü bir ülke yarattı.

Sanıldığı gibi o düşünce yalnız başına 'siyasi İslam' değildi. Ama lideri ve dayandığı en güçlü kadrolar o düşünceden gelmekteydi. Onların, Kılıçdaroğlu'nunki gibi üfürükten olmayan kucaklayıcı tavrı yeni bir perspektif yarattı: 'Yerli ve millilik'. Başarıyı getiren bu tutum ve davranıştır. İktidardaki düşüncenin 'ötekileştirici' olduğunu söyleyenler kof bir yalan söylemektedirler. 

Şekil batıcısı kesimi kederlere ve saldırganlığa gark eden işte bu gerçekliktir. Şapka giyerek kalkınılacağını sananlar hayatın gerçekliğine toslamışlardır. Onların öngördüğü gibi olmamıştır, başka şekilde olmuştur. Bu da o kesimde büyük bir hayal kırıklığı ve ruh sağlığı bozulmasına yol açmıştır. Özgüvenlerini yitirdiklerinden bunu telafi etmenin yolu olarak kin ve nefret kusmayı görmektedirler. Sorun Gülşen gibi birinin çıkıp böyle bir nefret kusmasında değildir. Sorun bunu işiten o kesimin huşu içinde kendinden geçmesindedir. Aslında kızdıkları, kendi düşüncelerinin boş çıkmış olmasıdır. Tıpkı solun, sosyalizmin hayatın gerçekliğinden çıkmış olmasını kabullenememiş olması gibi bir şey.

 

Firuz TÜRKER

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.