Bizim Melis işe nasıl gelecek - Melis Gönenç

31 Ocak 2012 12:47  

 

Bizim Melis işe nasıl gelecek - Melis Gönenç

Adapazarı Ekspresi ve Anadolu trenleri bugün son seferlerine çıkıyor. Bu haber, Haydarpaşa’dan bu trenlerle yolculuk yapan insanlar ve özel olarak benim için bir devrin kapanması anlamına geliyor

Bundan 116 sene önce Adapazarı-Haydarpaşa arasında ilk seferine çıkan Adapazarı Ekspresi artık ne Adapazarı’ndan yola çıkabilecek ne de Haydarpaşa’ya varabilecek. Adapazarı Ekspresi başta olmak üzere Köseköy - Gebze arasını kullanan tüm tren seferleri bugün itibariyle iki sene süreyle iptal edildi... Belki bu soğuk haber cümlesi pek çoğunuz için bir şey ifade etmiyor; ama her gün bu trenle yolculuk yapan insanlar ve özel olarak benim için bir devrin kapanması anlamına geliyor. Çünkü üç senedir her gün İzmit’teki evimden gazeteye ulaşmak için bu treni kullanıyordum. İki saat gidip, iki saat döndüğüm bu yol bir tür alışkanlık ve tabii daha ötesiydi benim için...

Alışmak; kendine katmaktır

Bilirsiniz bazı şeyleri rutin olarak yapmaya başladıysa insan, fark etmeden onun bir parçası olur. Zira; içine almak, kendine katmakla ilgilidir alışmak... Tekrardan, popüler olandan, gözünün alışmasından farklıdır. Hep seninleymiş, sen bırakmadan o seni bırakmayacakmış gibi gelir. Hele bir de o, sırtını tarihe yaslamış vaziyette, vâkur bir sesle: ‘Ben, Adapazarı Ekspresiyim. Hep burada olacağım’ gibi yakından samimi, uzaktan muğlak; ama aslında her haliyle beylik bir cümleyi fısıldayarak, her gün raylarda salınıyorsa... İşte artık sorgulamadan inanmışsındır. Günler kendi içinde yarattığın dünyanın eskimiş raylarında bir ileri, bir geri uygun adım devam eder.

SMS’le terk edilen bir sevgili gibi

Trenden kopup gazeteye vardığın, sıradan bir sabahta ise olan olur, hesaplar şaşar. Günlük haber takibi yaparken buz gibi bir ajans haberiyle sarsılırsın. Az önce kopup geldiğin tren artık olmayacaktır. Bir yanlışlık olmasın diye tekrar tekrar bakarsın habere. Fazla bir açıklama yoktur. Kendini SMS’le terk edilen bir sevgili gibi hissedersin. Sen boş boş etrafa bakarken, haber çabuk duyulur. Tanıyıp tanımadığın herkes söz birliği etmişçesine: “Artık senin tren olmayacakmış, ne yapacaksın“ diye sormaya başlar. Bu iyi niyetli sorular bile koyar sana. Çünkü bir cevabın yoktur aslında bu basit gibi görünen soruya... “Bir yolunu buluruz elbet” deyip geçiştirirsin soruları. Ama; hep bir umutla beklersin. Ardı ardına yeni haberler düşer ajansa. Artık iş ciddiye binmiştir, seferlerin azaltılacağı haberi gelir önce, sonra trenin yokluğuna alışman için bir ay süre verilir. Ardından bambaşka bir süreç başlar. Varlığına alıştığın şeyin yokluğuna katlanmak, olmayan bir şeylerin boşluğunu doldurmaya çalışmaktır artık yeni görevin...

Trende ters yöne bakan koltuklar...

Geriye dönüp trende yaşadıklarını, biriktirdiğin anılarını düşünmeye başlarsın... Mekân basar gibi vagona girip ‘pasolaaar biletleer’ diye bağıran kondüktörü, ‘kalp acısına gönül yarasına pişmaniye’ diyerek pişmaniye satan çocuğu, fizik kuralı tanımaksızın geçilmesi imkânsız yerlerden geçen bilumum eşya satıcılarını, ortalıkta kol gezen kapkaççıları... Ağzına kadar dolu trende sekiz kişi bir kompartımana sıkışıp ‘memleketi kurtarma’ muhabbetleri yapmayı, başka hayatlara dokunmanın hazzını aklına getirirsin. Ayakta kalmadığın günlerde ters yöne bakan koltuğunun, sana varmaktan ziyade ayrılmayı hatırlattığını, yaşamın hep bir geriye dönüp bakma eylemi olduğunu mırıldanırsın... Trenin var oluşunu destekleyen periyodik ses med-cezirleri ve senkronize “ta-tak ta-tak”ları eşliğinde ne kitaplar eskittiğini, annenin ‘trende sakın uyuma’ uyarılarına rağmen nasıl tatlı uykulara daldığını itiraf edersin kendine...

Ve Haydarpaşa...

Sonra beklenen an gelir, tren ağır ağır Haydarpaşa Garı’na yanaşır... Bir güruh halinde inersiniz trenden. Haydarpaşa’nın denize bakan merdivenlerine geldiğinde muhteşem bir manzarayla karşılaşırsın. Görünen ama algılanamayan var ile yok arasında bir noktadasındır artık. Deniz, şehir hatları vapuru, martılar, yüzde hafif bir rüzgâr, İstanbul... Bir garip olur için, bir gün yeniden treninden inip aynı açıdan İstanbul’u seyredeceğine inanırsın. Tarihî garı ardında bırakıp işyerine doğru yürürken tek tesellin gazetedeki masandan Haydarpaşa’yı izlemektir artık... Yapacak bir şey yoktur, hüznünü içine akıtıp etrafa gülümsersin. ‘Hayat budur’ çünkü... Bazen olan bitene omuz bile silkemeden yaşamaya devam edersin...

Trenler iptal, peki yolcular ne olacak

Başkent, Cumhuriyet, Adapazarı Ekspresi... Bu trenler, bugün itibariyle artık Haydarpaşa Garı’ndan kalkmayacak. Birkaç ay içinde Haydarpaşa, hiç alışık olmadığı bir sessizlikle karşı karşıya kalacak. Gebze- Haydarpaşa hattı, birkaç ay daha hizmet verecek. Haziran ayında ise tüm tren seferleri durdurulacak.

Ancak görmezden gelinen noktalar var. Sakarya - İstanbul arasında günlük ortalama 12 sefer yapılıyor. Bu seferlerde 5 ile 15 adet kompartıman ile yolcu taşınıyor. Perşembe ve cuma günü İstanbul yönüne, pazar ve pazartesi günü Sakarya yönüne tam kapasite dolu olarak geliyor bu trenler. Sadece pazar günü tek seferde 1500 - 2000 kişi taşıyor. Bu da gün içerisinde toplamda 12 sefer yapan bir tren için 25000 kişiye tekabül ediyor. Hat üzerinde inen ve binenler ile bir günlük yolcu sayısı 30.000’i aşıyor. Tren ucuz olduğu için tercih ediliyor. Örneğin trenle İzmit-Haydarpaşa arası 5 TL iken otobüs 11 TL. Ve bir devir kapanırken maalesef yolcular bu olayın dışındaymış gibi bypass ediliyor. Oysa bu haber gündeme geldiğinde hiçbir yolcunun mağdur olmayacağı açıklanmıştı. Gelişmişlik; bir şeyi kaldırırken insanların mağdur edilmesi değil, farklı alternatifler sunulmasıdır. Bırakın alternatif ulaşım olanakları sunmayı insanlara oldu bitti yapılması ve hiçbir tatmin edici açıklamada bulunulmaması da gelişmişlik düzeyimizi göstermiyor mu?

Taraf

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0