Orta Doğu’da Özgürlük Esintileri ve Yeni Güç Odakları

15 Temmuz 2009 13:08 / 1330 kez okundu!

 


Son dönemde Lübnan ve Kuveyt’te yapılan seçimlerde sertlik yanlısı, aşırı islamcı partilerin aldığı yenilgiler; İran’ın otoriter liderliğinin desteklediği Hizbullah’ın bu seçim yenilgisini açıkça kabul etmesi; İran seçimlerinde ise liderlik mekanizmasının içindeki ılımlı ve sertlik yanlısı güç odaklarının arasındaki iktidar çekişmesinin İran sokaklarında reform istekleriyle yankılanması “Orta Doğu’da yeni bir Özgürlük Dalgası mı ?” sorusunu akla getiriyor. 

Elbette Ortaya çıkan bu dalgayı hafife almak çok doğru olmayacaktır. Hamas’ın 2006’da Filistin seçimlerini kazanmasının ardından tüm bölgede esen ve gerici-İslamcı akımları dalgalandıran rüzgarın, artık tersine dönmeye başladığını söyleyebiliriz sanırım. En azından bu yönde gelişen işaretlerin güçlendiği yorumunu yapabiliriz.

İran’ın tutucu Hamaney-Ahmedinejat önderliğinde bölgede uyguladığı gerginlik artırma siyasetinin sonunda ülke içi tepkileri de beraberinde güçlendirmesi kaçınılmaz bir sonuçtu ve bugün gelinen noktada da bunun gerçekleştiği görülüyor. Bush ve İsrail ikilisinin İran’ın bu politikalarındaki rolünü unutmadan söylenmesi gereken bir söz de İran yönetiminin kendi iktidarını sağlamlaştırma ve her türlü reform politikasının önünü kesmek için ülke içinde milliyetçiliği tırmandırmasının, islami yaşam tarzının İran halkını artık boğacak bir sertlikle uygulanmasının, sivil milis örgütü Besiç’lerin ve Devrim Muhafızlarının gerek yolsuzluklar ve gerekse uyguladıkları baskı ve şiddet yöntemleriyle özellikle gençlik üzerinde reformist duyguları güçlendirdiği bilinen bir durum. Bu nedenle de iktidar elitinin seçim yolsuzluğu’na karşı başlayan protesto hareketleri sokaklarda reformist taleplere dönüşmüştür. Gerek Rafsancani ve gerekse Musavi’ye rağmen durumun böyle olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.

İran’ın önümüzdeki dönemde İslami rejimi zorlayacak, değiştirecek bir sürece girmesi kimseyi şaşırtmamalı. Tabi bu bölgedeki güçler dengesinde ve politik ortamında olası gelişmelerin yönüyle de çok ilgili. İran’ın bölgedeki güç odaklanmalarında çok önemli bir ülke olduğunu, gerek ABD ile ve gerekse İsrail ile “Nükleer Güç” anlaşmazlığının hem bu ülkedeki dinsel gericiliği ve milliyetçiliği arttırdığını, hem de bölge açısından bir “ateş çemberi” riskini canlı tuttuğunu görüyoruz. İsrail’in Irak’tan sonra ve Irak’tan da fazla tehlike olarak gördüğü İran’ı etkisiz hale getirmek için bir savaş’ı göze alıp almayacağı, Obama yönetiminin böylesi bir durumda alacağı politik tavır önümüzdeki dönemin bölge açısından en temel sorununu oluşturacak. Başkan Yardımcısı Joe Biden’in İsrail’in İran’a saldırısı konusunda, “işine karışılmayacağı” sözleri, Obama’nın düzeltmelerine rağmen kafalardaki soru işaretlerini çoğaltıyor. S. Arabistan’ın İran’ın Nükleer Gücü’nden endişeleri nedeni ile hava sahasını İsrail’e açacağı ve bu konuda bölgedeki diğer Arap ülkelerinin de benzer düşünceler içinde olduğu spekülasyonları, batı basınında bu yönde giderek artan yazılar kara bulutların çok da uzaklarda olmadığı güçlü duygusunu veriyor.

İran yönetimini ciddi bir baskıcı güçle elinde tutan dinci muhafazakar güçlerle, İsrail seçimlerinde büyük bir başarı sağlayıp iktidarın koltuklarına oturan aşırı milliyetçi-ırkçı partiler, birbiriyle sorunlu bu iki ülkeyi bir horoz dövüşü çemberinde hazırda bekletiyor. Tabi ki bu durumun en doğal sonucu da giderek yükselen bir gerilim atmosferi, giderek artan silahlanma ve militarizm ortamıdır. Dinsel gericiliği ve etnik milliyetçiliği içselleştirmiş ve tüm bölgede askeri gücüyle var olmayı seçmiş bu iki ülkenin en uç noktalarda birbirlerini ötekileştirmeleri, artık bu ötekileştirme sayesinde uyguladıkları politikaların var olabildiği sonucuna varmıştır. Uzun yılların haklı Filistin davasını sınıfsallık ve bağımsızlık çizgisinden çıkarıp dinsel bir çizgiye oturtmanın yarattığı yeni paradigma, artık sorunları çözücü olmak bir yana var olan duruma yeni düğümler atmak noktasındadır. Bölgede duyulan “sonuna kadar savaş” sloganları dünyanın diğer bölgeleri ile açık bir uyumsuzluk içindedir.

Güç odağı olarak sadece İsrail’in adının geçtiği bölgede artık tek bir odaktan bahsetmenin de zamanı geçmektedir. Bush’un uzun süredir uyguladığı “eksen” politikalar yerini giderek “çoklu” politikalara bırakmaktadır. Artık gerek uygulanan güç politikaları, gerek dış politikanın çeşitli boyutlarıyla çoklu biçimde uygulanması, dünyanın toplumsal ve politik olarak çok boyutlu-çok katmanlı olarak okunması sonucudur. İki kutuplu dünyaya verilen tek kutupluluk yanıtının yetersizliği ve yanlışlığı (belki de geçiciliği, ara bir evre oluşu demek daha doğru olur) şimdi çok kutuplu, çok boyutlu ve çok katmanlı bir dünyayı çağırmaktadır. Orta Doğu’daki gelişmeler bu durumdan çok da bağımsız değildir. Sorunların karmaşıklığı ve tarihselliği göz önüne alındığında çözümsel adımların biraz daha geride kaldığı kabul edilebilir bir durumdur; ama bu durumun geç de olsa çözüleceğini düşünmek için elimizde ciddi bir uygarlık deneyimi duruyor.

Bölgede çoklu güç odakları dendiğinde giderek ön plana çıkmaya başlayan bir diğer ülkenin de Mısır olduğu görülüyor. İran seçimleri sırasında Hamaney yönetimi tarafından engellenen her türlü haberleşme seçeneği konusunda Mısırlı internet kullanıcılarının İran’ın reformcu gençlerine her türlü haberleşme olanağı sağladığı biliniyor. Mısır’lı insan Hakları savunucularının verdiği bu desteği üstü örtülü olarak Mısır yönetiminin de kolaylaştırdığı kolayca tahmin edilebilir. Mısır’ın diğer Arap ülkeleriyle birlikte İran’ın Nükleer Güç olma çabalarından ciddi anlamda rahatsız olduğu ve bunu her fırsatta belirttiği de biliniyor. Ülkenin ciddi demokrasi sorunları olması bir yana bölgenin hemen her sorununda Mısır’ın aktif bir dış politika çalışması içinde olduğunu görüyoruz. Filistin sorununda Fetih ve Hamas arasında uzun süredir uyguladığı arabuluculuk çalışmaları buna örnek olara verilebilir.

Şunu belki de baştan kabul etmemiz gerek; Orta Doğu’daki yeni güç odakları, bu odakların bölgenin yeni oluşumunda giderek daha fazla rol alma istekleri, zayıflayan dinci akımlar (çünkü getirdikleri çözüm önerilerinin çözümsüzlüğü artırmaktan başka bir işe yaramadığı giderek daha fazla görülüyor) ve yükselen demokrasi taleplerinin aşağıdan yukarı doğru bölge yönetimlerini zorlaması bölgedeki kartların yeniden karıldığını bize gösteriyor. Belki de Irak düşündüğümüzden daha fazla derslerle dolu bir sayfa oldu bölge için.

Irak’ın işgali başlangıcında TBMM’den geçmeyen 12 Mart Teskeresi gerek ABD-Türkiye ilişkilerinde ve gerekse Türkiye’nin Orta Doğu ile ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. Yaklaşık bir yüz yıldır, hiçbir şekilde dikkate almadığımız, hiçbir şekilde normal bağlantı kurmadığımız Arap ülkeleriyle (Buna Kafkaslarla ve Rusya ile kurulan dış politika bağlantılarını da eklememiz gerekir) kurulan yeni bağlantılar, bölgede atılan dış politika yönündeki yeni adımlar, bütün iyi ilişkilere rağmen İsrail’in Filistinlilere uyguladığı etnik saldırıları karşısında alınan tavır Türkiye’nin bölgede artık bir güç olarak var olacağını gösteriyor. Tabi burada hatasız bir dış politika uygulandığını söylemek fazlaca naif bir bakışa işaret edecektir. Türkiye’nin Hamas konusunda izlediği “pek anlaşılamayan” politik tavrı, Suriye ve İran konusundaki dengeli sayılabilecek tavırları ve Filistin konusundaki açık tavrı bölgenin kanaat önderleri tarafından giderek daha fazla, Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana ilk defa bölgeye dönüşü olarak yorumlanmakta. Hatta bunu Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan farklı olarak, bölgedeki otoritesini “yumuşak güç” kullanarak oluşturan “yeni Osmanlılar” olarak değerlendiren yazarlar görülmekte. Bunların ne kadar doğru olduğunu elbette yaşanacak süreç gösterecektir. Ama şu da bir gerçektir ki zamanın İttihatçı liderlerinden Cemal Paşa’nın Araplar üzerine yapmış olduğu büyük hatalardan ders çıkarmış bir Türkiye, dünyada da yapması gerektiği gibi Orta Doğu’da da yönünü sadece ve sadece barışa, dostluğa, insan hakları ve özgürlükler yönünde ilerleme yanlısı bir politikaya çevirirse, bundan en fazla yine kendisi karlı çıkacaktır.

Ferruh Erkem
15.07.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.